Kur’an’ın benimsemiş olduğu üçlü yani vicdan, Allah rızası ve menfaat saikleri, “Takva” kavramında toplandığı gibi, “Dünyada Dindarlık”tır. Bu üç motivin kendi içinde “Yücelik” sıralaması: 1- Allah Rızası, 2- Vicdan ve 3- Menfaattir. Tek motivli ahlak teorilerinden daha geniş ve gerçekçidir. Ahlaki amelin/eylemin (fazilet-erdem) başlıca üç saiki,  motivi yani etkeni-sürücüsü vardır: 1- Vicdan, 2- Tanrı Rızası, […]

Türkiye sosyolojisi açısından baktığımızda tüm etnik kökenleriyle muhafazakar kesimler siyasi-toplumsal ilkeler düzleminde bir zihniyet dönüşümü yaşamadıkça; o ilkelerle dini şiarların özünü çağa güncellemedikçe, köklü bir demokratik gelişim, şeffaflıkla, denetimle, öngörülebilirlikle, güvenilirlikle harmanlanmış bir sosyo-politik iklim oluşamayacaktır. Muhafazakar-dindar kesimler geciktikçe, Türkiye gecikecektir. Hangi soruna el atarsak atalım, hangi veriler ve detaylar üzerinde yoğunlaşırsak yoğunlaşalım, aslında yapısal […]

Yönetim/devlet katında siyaset, hukuk ve iktisat alanlarında otorite olmak, ahlaki bağlamda “ateşten gömlek giymek” gibi zor, dikkatli ve ciddi olunması gereken bir makamdır. Alternatifi istiğna, istikbar, zulüm, tahakküm, tağutluk, şeytanlık ve firavunluktur. Siyaset ve Kanun (Hukuk) Yapmanın Rahmani Genetiği   İslam, özünde ahlaktır. Allah’a karşı ahlaki sorumluluk, iman ve ibadettir; İnsanlara karşı ahlaki sorumluluk ise, […]

Dinde ve dindarlıkta bireysel düşünme ve vicdan, Kur’an tarafından sürekli tavsiye edildiği halde; bunu terk ederek taklidi, dogmayı tekrarı ve geleneği –cahiliye Araplarındaki katı gelenekçi mantıkta olduğu gibi-  “sünnet” kavramı ile gelenekleştiren Sünniliktir. Bu hareketlerin her üçünün de katı-muhafazakâr ve gelenekçi oldukları su götürmez bir gerçektir. Şii “İmamet” doktrini/teolojisi, -Şah İsmail’in yenilgisinden sonra- yirminci yüzyılda […]

Bugün İslam dünyasında ve Türkiye’de mü’minlerin Tanrı ile olan ilişkilerinin “Takva” ilişkisi olmaktan çok, “Temsil” iddiası; devlet ile olan ilişkilerinin de ”Hukuk” ilişkisi olmaktan çok “Temellük” ilişkisi olduğu aleykelbeyan ve izahtan varestedir. Tanrı ile Temsil ve Takva İlişkileri   1. Temsil İlişkisi   Tanrı’nın mahiyeti, zâtiyeti, inniyeti varlıktan başka türlü/aşkın (Gayb) olduğu için; insan, duyu […]

İlim-hikmet ile iman arasında diyalektik bir ilişki söz konusudur. “İman”, asla kör, kesin, dogma, taklit, ezber, inanç değildir. Daima bir basiret, hikmet, ilim, tefekkür, huşu, haşyet, muhabbet, itminan tarafından öncelenir. -Hesabî değil-, hasbî ve muhasibi (eleştirel-critical) olmadan doğru iman teşekkül etmez. İki Genetik İnsanların, ilk-el olarak ve ilk etapta din-tanrı icat etmelerinin temel saiki, özü […]

İslam; Türkiye’de siyaset, iktisat ve hukuk (şeriat) alanlarında özünün içerdiği ve vadettiği adaleti-hidayeti-hizmeti-fazileti-selameti-refahı-hakkaniyeti pek aktüelleştiremiyor. Sebebi de gayet basit. Bir düşünce rönesansı, tecdidi, iman tazelemesi ve vicdan dirilmesinin henüz hâsıl olmaması. 1- Dinin Ocağı Din ocağını, peygamberler, Tanrıdan Vahiy çırası alarak insanların vicdan (Fuad-Lübb, Basiret, Ruh, Nur) yakıtı ile yakarlar. Ocak, insanların kalbidir. Yakıt vicdandır. […]

Uluslararası veya ulusal düzeyde güven ve düzen sağlamak için başvurulacak kriter adalet ve hakkaniyete dayanan ve müzakere, uzlaşma, oydaşma, konsensüs, icma ve şura ile oluşturulacak hukuk ve kurumlardır. Salt güce dayanarak çıkarılan kanunlar ile dayatma yaratmak zulüm ve zorbalıktır. Başlık, insanlığın yaşarken ve kimlik oluştururken daima üzerinde olduğu iki minvali-hâli ifade eder. İkinci tutumun, birinciden […]

Gittikçe güçlenen yüzeysel ve ötekileştirici muhafazakâr paradigma, sorunların kökenlerine inmeyi engellemektedir. Özellikle İslam-toplum-birey ilişkilerini doğrudan ilgilendiren teolojik problemlerin tartışılması, inşa edilen yeni muhafazakâr-dindar hassasiyetler tarafından imkânsızlaştırılmaktadır. İslam tarihinin ilk 23 yıllık risalet dönemi umutların yeşerdiği, başarıların peşi sıra geldiği, imanın ve küfrün ‘dışarıda’ açıkça gösterilebildiği ve tam da bu nedenle zihinlerin saf ve kesin olduğu […]

Mitolojik veya teolojik düşünme aşamalarından felsefi-bilimsel düşünme aşamasına –Türk devriminin teşebbüs ettiği gibi- geçmenin “uzun atlama” gibi bir yolu yoktur; öncelikle “merak etme”yi öğrenmemiz gerekiyor. İslam Dünyasında “Merak/Taaccub”un Başlaması ve Bitmesi   Yedinci yüzyıl ile dokuzuncu yüzyıl arasında “Teolojik Düşünme”yi (Dâhili İlimler: Kelam-Fıkıh, Tefsir, Hadis, Tasavvuf) başaran Araplar, 9-13. yüzyıllar arasında Yunanca’dan, Süryanice’den, Farsça’dan ve […]

  • 1
  • 2

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.