İnsan bir kere olsun başkasının derdiyle, açlığıyla, ötekileştirilmesiyle tanıştı mı, artık hiçbir şeye eskisi gibi bakamıyormuş. Bakamıyoruz. Sararan takvim yapraklarından geriye çoğu zaman koca bir hiçlik ve toplumsal hüzün kalıyor. “İçimizde şeytan yok… İçimizde aciz var… Tembellik var…  İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey,  hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var…”  Sabahattin Ali    […]

Yaşanan trajediler, insan haklarının bir bütün olduğu gerçeğini bizlere unutturmamalıdır. Yaşam ve özgürlük hakkından adil yargılanma hakkına, işkence ve kötü muamele yasağından masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkına, çocuk ve kadın haklarından düşünce ve ifade özgürlüğü ve hatta cezaevlerinde kötü koşullarda yaşam sürmeye çalışanların sağlık ve benzeri haklarına kadar elde edilen kazanımlardan asla taviz verilemeyeceği açıktır.

Son 10 yıllık süreçte dünyadaki ve Türkiye’deki genel yönelimin insan hakları aleyhine seyrettiğinin farkındayız… Gücü eline geçirenin lütfettiği değil, doğuştan gelen ve vazgeçilmez haklar kategorisi ile objektif ve tutarlı bir hukuk anlayışına dayanan adil bir sistem arayışından vazgeçemeyiz.

Konutundan çıkamayan, konutu ile okul arasında intikal problemi yaşayan ve son kertede okula giremeyen veya girdikten sonra bina içerisinde intikal ve ihtiyaçlarını görme problemleri yaşayan bir engelli vatandaşın akranlarıyla beraberce eğitim almasından, herhangi bir amaçla şehir içi veya şehirler arası seyahat edebilmesinden veya okullara oy kullanabilmek amacıyla gitmesinden; Anayasa’da sayılan bu haklardan faydalanabildiğinden bahsedilebilir mi?

Unutmak, kimileri için sağlığını korumanın, hayata hiçbir şey olmamış gibi devam etmenin, acıyı üzerine yapıştırmamanın, moda tabiriyle “teflon” olmanın yegâne yoludur. Balık hafızalarıyla uzun yıllar kendi konfor alanları içerisinde yaşarlar. Unutuş veya ‘selektif amnezi’ bazen öylesine kayıtsız bir hal alır ki, toplumlar yaşanan acılardan, yıkımlardan, travmalardan ders çıkaramaz hale gelir. Aynı taşa tekrar tekrar takılıp […]

BM Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı imzalı Dünya Mutluluk Endeksi Raporu, 137 ülkeyi gayrisafi milli gelir, sosyal destek, ortalama yaşam süresi, vatandaşların kendi hayatlarıyla ilgili karar alabilme durumları ve ülkedeki yolsuzluk düzeylerine göre değerlendiriyor. Türkiye, son verilere göre 106’ncı sırada. Mesafelerin anlamını yitirdiği ve ülkelerin, kültürlerin ve insanların birbirinden giderek daha fazla etkilenir hale geldiği günümüz […]

Tahir Elçi Vakfı’nın yayınladığı, saha çalışması Rawest Araştırma tarafından yapılan “Kürtlerin İnsan Hakları Algısı” başlıklı araştırma; adalet, ifade özgürlüğü, inanç özgürlüğü, kadın hakları, çocuk hakları ve sosyal haklar gibi başlıklarda Kürtlerin birçok kritik meseledeki kanaatlerini tespit etmeye çalışıyor ve çok değeli veriler içeriyor. Tahir Elçi Vakfı, saha çalışması Rawest Araştırma tarafından yapılan, “Kürtlerin İnsan Hakları […]

Kadın haklarının, insan haklarının temel bir parçası olarak görülmesi hayati öneme sahip, zira ataerkil kültürel değerler içinde, kadın haklarında yaygın aşınmalar yaşanmaktadır. Ülkemizde, siyasi iktidarın kullandığı ötekileştiren tahakküm dilinin de kadın haklarını araçsallaştırdığı ve bu aşınmayı artırdığı söylenebilir. Bu durumdan kurtulmak için ilk olarak insan haklarının önemini içselleştirmiş ve dışlayan değil kapsayan ve yapıcı bir […]

Muhalefet blokunun kadın yoksulluğu konusunu, emek sömürüsünü, mobingi, haksız ücretlendirmeyi ve geçim derdini oy devşirme alanı olarak değil, bizzat bu toplumun içinden yükselen bir çığlığın duyulduğunun gösterilmesi açısından gündemde devamlı tutması gerekiyor. Zira siyasi partilerin kaç kadın aday gösterdiklerinden çok daha evrensel ve akut bir sorunla karşı karşıyayız.” İşçi Bayramı olarak anılan 1 Mayıs Emek […]

Çeyrek asır sonrasında 28 Şubat’ın mağdurlarının sesinin duyulması, hatta aktörlerinin bile o dönemi kabul edilemez bulması iyi bir gelişme. Ama asıl olması gereken, gündelik hayatımıza değmese de yaşanan dönemin içindeki mağduriyetleri, adaletsizlikleri, keyfiyetleri görmek ve bunların karşısında durabilmek… 28 Şubat postmodern darbesinin üzerinden çeyrek asır geçmiş. 2010 yılında darbenin 13’üncü yılında halen süren başörtü yasaklarının […]

  • 1
  • 2

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.