Sünnette geçen bir “adab-ı muaşeret” kuralını -haklı olarak- “din” olarak gören müminler, yeni ortaya çıkan kamusal alana ilişkin (siyasi-iktisadi-hukuki) ve milyonlarca insanın hayatını ilgilendiren ahlaki içerikli sorunları, dinamik ve aynı zamanda “dini” olarak algılayıp doğru bir şekilde çözmeyi başaramamaktadırlar. Her alanda “hile-i şeriyye” ve “kitabına uydurma”lar devam etmektedir. Dinler tarihinde ve günümüzde insanlar, yaşama dair […]

Bugün İslam dünyasında -az da olsa- “Takva”ya dayanan dindarlık örnekleri yaşandığı gibi; çoğunlukla dogmatik/taklitçi (vicdansız) örgütlü dindarlıklar kol gezmektedir. Kör selefilik (İŞİD), petro-dolar Selefiliği (Suud-i Arabistan), katı dogmatik/taklitçi Hanefilik (Taliban), Afrika Selefiliği (Boko-Haram), Mollalar ve Ayetullahlar Teokrasisi (İran Şiiliği), Türk Tasavvuf Sünniliği (FETÖ) ve daha bir sürü Tarikat-Cemaat ve siyasi parti örgütlenmeleri, “dindarlık” adına vicdansız, […]

Cemaatlerin Türkiye Cumhuriyeti’nde oluşmasının politik-teolojik nedenlerini anlamak mümkün. Bu gerçek, buralarda süren dinsel yaşamın, İslami sahihliğini onaylamak anlamına gelemez.  “Her sosyolojik-psikolojik (geleneksel) mevcut olan, ahlaki-dini ‘olması gereken’ demek değildir.”   Bütüncül Bir Yapı Olarak İslam   İslam, 610-632 tarihleri arasında Arap yarımadasında mevcut olan sosyolojik ve sosyal psikolojik olarak yerleşik dini, iktisadi, hukuki, politik örfler/gelenekler, […]

Günlük hayatta helal ve haramların Kur’an’ın ruhuna göre belirlenmesi, onun metafizik/imani ve ahlaki evrensel-değişmez ahlaki ilkelerinin belirlenmiş olduğu bir metodolojiye göre aktif olarak sürdürülmek zorundadır. Geçmişte bu başarılamadığı için bugün kitabına uydurmaya veya Hile-i şeriyyeye başvurulmaya hâlâ devam edilmektedir. 1- Kavramın Delaleti ve Otorite (Şâri) Sorunu Haram, dinen yenilmesi, içilmesi, yapılması ve söylenmesi uygun olmayan, […]

Türkiye modernleşmesi ilk yüzyılında laiklik ilkesini çözülemeyen bir sorun olarak yaşadı. İkinci yüzyıla girerken, bugünden ve dünden doğru dersleri alarak, bugünün ve dünün “ikili eleştirisi”ni demokrasi ve eşit vatandaşlık penceresinden eş zamanlı yaparak “demokratik ve özgürlükçü laiklik” ilkesini ortak payda olarak kabul etme gereksinimi içindeyiz. 2010 yılı.  Büyük ümitlerin, büyük insani trajediye dönüştüğü Arap Baharı’nın […]

Vicdanın asli özelliği olan “takva” yani tetikte ve teyakkuzda olma durumu terk edilince; “taklit” yani dogmatizm başlar. Taklit, Tanrı tarafından verilmiş hükümlerin, yapılmış tavsiyelerin ve tekliflerin gerekçelerinin, maksatlarının, anlamlarının, menatlarının terk edilmesi ve bunların cehaletle, kör-inanç ile veya samimiyetle tekrar edilmesinde ısrar ve inat etmektir. 1-Vicdanî Düşünme Dini İnsanın başıboş hayvansı yaşam tarzına, heva, haz, […]

Dinde ve dindarlıkta bireysel düşünme ve vicdan, Kur’an tarafından sürekli tavsiye edildiği halde; bunu terk ederek taklidi, dogmayı tekrarı ve geleneği –cahiliye Araplarındaki katı gelenekçi mantıkta olduğu gibi-  “sünnet” kavramı ile gelenekleştiren Sünniliktir. Bu hareketlerin her üçünün de katı-muhafazakâr ve gelenekçi oldukları su götürmez bir gerçektir. Şii “İmamet” doktrini/teolojisi, -Şah İsmail’in yenilgisinden sonra- yirminci yüzyılda […]

Bugün İslam dünyasında ve Türkiye’de mü’minlerin Tanrı ile olan ilişkilerinin “Takva” ilişkisi olmaktan çok, “Temsil” iddiası; devlet ile olan ilişkilerinin de ”Hukuk” ilişkisi olmaktan çok “Temellük” ilişkisi olduğu aleykelbeyan ve izahtan varestedir. Tanrı ile Temsil ve Takva İlişkileri   1. Temsil İlişkisi   Tanrı’nın mahiyeti, zâtiyeti, inniyeti varlıktan başka türlü/aşkın (Gayb) olduğu için; insan, duyu […]

İlim-hikmet ile iman arasında diyalektik bir ilişki söz konusudur. “İman”, asla kör, kesin, dogma, taklit, ezber, inanç değildir. Daima bir basiret, hikmet, ilim, tefekkür, huşu, haşyet, muhabbet, itminan tarafından öncelenir. -Hesabî değil-, hasbî ve muhasibi (eleştirel-critical) olmadan doğru iman teşekkül etmez. İki Genetik İnsanların, ilk-el olarak ve ilk etapta din-tanrı icat etmelerinin temel saiki, özü […]

İslam; Türkiye’de siyaset, iktisat ve hukuk (şeriat) alanlarında özünün içerdiği ve vadettiği adaleti-hidayeti-hizmeti-fazileti-selameti-refahı-hakkaniyeti pek aktüelleştiremiyor. Sebebi de gayet basit. Bir düşünce rönesansı, tecdidi, iman tazelemesi ve vicdan dirilmesinin henüz hâsıl olmaması. 1- Dinin Ocağı Din ocağını, peygamberler, Tanrıdan Vahiy çırası alarak insanların vicdan (Fuad-Lübb, Basiret, Ruh, Nur) yakıtı ile yakarlar. Ocak, insanların kalbidir. Yakıt vicdandır. […]

  • 1
  • 2

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.