Bundan 30 sene “öncesinde” halkın sahip olduğu dil yetisi oldukça dikkat çekicidir. Bugünün röportajlarında karşılaşılan Türkçe ise yıllar öncesinin Türkçesinden çok daha dar bir kelime dağarcığı ve çok daha savruk bir anlatımı teşkil etmektedir. Kanaat önderlerinin çoğunluğunun kullandığı dil de sokak röportajlarında kullanılan dilden çok az farklılık göstermektedir.

Dar yolların, sessiz sokakların, küçük dükkânların, içinde koyunlar otlayan açık hava müzesinin etrafında yükselen anıtsal konakların özellikle ahşap işçilikleri, bir yanda Kanuni Sultan Süleyman’ın şehzadeliğinde yaptırdığı cami ve Yıldırım Külliyesi, küçük basit bir ilçede olmadığınızı ağırbaşlı ve sessiz bir şekilde anlatıyorlar.

‘Örnek’ sözcüğünün kökeniyle ilgili çok sayıda dilbilimci ve etimolog görüş bildirdi, makaleler yazıldı; bilenler de bilmeyenler de kendi durdukları yerden, kendilerini ait hissettikleri siyaset, ırk, inanç ve düşüncenin penceresi ve söyleminden tartışmaya katıldı. Konu etimoloji olmaktan çıkıp, temsil edilen, ait hissedilen yerin itibarına dönüştürüldü ve iş inatlaşmaya vardırıldı. Aslında bu durum yalnız ‘örnek’ sözcüğü için değil, dilbilim/etimoloji dünyasındaki çok sayıda durum ve sözcük için geçerli.

Irk dediğimiz şey kültür ve kültürlenmenin tam içinde, merkezindedir. Varlıkta saf bir şey olmadığı gibi yabancı bir şey de yoktur. Kendi dışındaki her benzemezi bir sapma ve skandal olarak görme, insanın zindanı; bir tür tecrit ve ebedi mahkûmiyettir.

Kültür endüstrisinin hem klasik hem de yeni medya araçlarıyla sunduğu güldürü etkinlikleri insanları düşünen ve eyleme geçen özne olmaktan uzaklaştırmakta, anlamlı ve sürekli ilişkilerin dayandığı kutsalları tasfiye etmektedir.

Amerika’nın en eski sözlük yayıncısı Merriam-Webster, yılın sözcüğünü seçti: Otantik. Peki otantiklik arayışı varoluşsal bir ihtiyaç mı, yoksa kendimizi daha önemli göstermek için üzerimize taktığımız eğreti bir maske veya etiket mi? Yılın en sevdiğim dönemi geldi çattı… Dünyanın en prestijli sözlükleri birbiri ardına “yılın sözcüklerini” ilan ediyor. Çocukluğu Britannica ve Larousse ciltleri arasında mekik dokumakla […]

İstanbul’da geçirdiğim üç günün sonunda Cumhuriyet’in kültür-sanat yüzlerini yakından tanımanın heyecanı ve kendi yüzümü de onların arasına katabilmenin umuduyla doldum. ‘Tarihi yapan el beni de yapmıştı’ ama ben de bu ülkede, kendimden izler bırakmaya çalışarak ülkenin tarihini yapmaya küçücük de olsa bir katkı sunmuyor muydum? Çocukluğumdan beri 29 Ekimlerde coşku duyduğumu çok hatırlamıyorum. Ritüellerin, geçiş […]

Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yılını bitirip ikinci yüzyıla ayak bastığı bugünlerde anmalar, kutlamalar, reklam sunumları, resmî geçit törenleri, havai fişekler vs. kadar, yüzyıllık geçmişin bir muhasebesinin yapılması da elzemdir. Bu muhasebe; birinci yüzyılın olumsuzluklarını, paradokslarını, defolarını ve yanlışlıklarını ikinci yüzyıla devretmemiş veya bunları minimize etmiş bir tablonun ortaya çıkması için hem gerekli hem de önemlidir.   […]

Taşraya bakış ve onun temsili, ikilikten nasibini en çok alan konulardan. Bir yanda içine kapanık, geleneklerin bir tür yarı açık cezaevine dönüştürdüğü, ataerkilliğin hâkim olduğu, dışarıdan olana şüpheyle bakılan, düşmanlaştırmanın sıkça yaşandığı; öte yanda ise misafirperver, verici ve olabildiğince mekânlar kadar gönüllerin de geniş olduğu bir dünya… Türkiye hem siyasi hem de sosyolojik olarak meseleleri […]

‘Kanun Hükmü’ belgeseli etrafında yaşananların son yıllardaki ‘kültürel iktidar’ tartışmasıyla ilişkili bir boyutu da var kuşkusuz… İktidar, istenen değişimin kendiliğinden veya sivil entelektüel faaliyetleriyle oluşmadığını görerek bizzat duruma el koydu son yıllarda. Yerli-milli tanımı, makbul vatandaşlık nosyonu burada da geçerli tabii. Kanun Hükmü belgeselinin Antalya Film Festivali’nde “Ulusal Belgesel Yarışma” kategorisinde yer almasıyla birlikte yaşananlar, […]

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.