Suriye’nin geleceği, silahlı yapılardan arındırılmış bir siyasal düzenle; Kürt meselesinin geleceği ise şiddetten tamamen kopmuş bir siyaset diliyle mümkün. Hem örgütler hem de devletler açısından temel hedef, demokratik dönüşüm olmalı.
Suriye’nin geleceği, silahlı yapılardan arındırılmış bir siyasal düzenle; Kürt meselesinin geleceği ise şiddetten tamamen kopmuş bir siyaset diliyle mümkün. Hem örgütler hem de devletler açısından temel hedef, demokratik dönüşüm olmalı.
YPG, Suriye’deki varlığını IŞİD’le mücadele döneminde, ABD öncülüğündeki uluslararası askerî koalisyonun sağladığı destek ve siyasi meşruiyet sayesinde kurmuştu. Rakka ve Deyrizor gibi, demografik olarak Arap çoğunluğa sahip, aynı zamanda petrol ve gaz açısından stratejik önemi yüksek şehirler de YPG denetimine girmişti. Devrimden hemen sonra bu bölgeleri yeni hükümete devretmesi, sahadaki en akılcı ve en az maliyetli seçenekti. Yapmadı. Arap şehirlerini kontrol etmeye devam etmek istedi.
Halep’te Şeyh Maksud ve Eşrefiye’ye giren Suriye ordusu, yalnızca birkaç mahalleyi değil, 2016’da yarım kalan bir hesabı da kapattı; YPG için mesele artık direnmek değil, yanlış okunan zamanın bedelini ödeyerek neye dönüşeceğine karar vermek.
Suriye’nin geleceğine ve bölgesel dengelere dair bir projeksiyon: Washington, SDG’nin özerklik taleplerini sınırlı idari düzenlemelerle destekleyerek ülkenin kuzeydoğusundaki yapıyı kalıcı kılmayı amaçlıyor ancak bunun sosyolojik zemini tartışma konusu. On beş yılı aşan savaş topluluklar arasındaki güveni zedeledi. Bu tabloya bakıldığında Ankara’nın bölgesel diplomasiyi çok boyutlu yürütmesi gerektiği açık.
Bugün Erbil ile kurulan ilişkiden büyük bir memnuniyetle bahsediliyor. Eğer yarın bunun bir benzeri Qamışlo ile kurulmak isteniyorsa, şimdiden adım atmak lazım. Bir müzakere başlangıcı için şartlar uygun. Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Dışişleri Bakanlığı’nın bütçesi görüşülürken Bakan Hakan Fidan bir sunum yapar. Sunumun ardından CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu söz alır ve Bakan’ın konuşmasında […]