TÜİK’e göre en üst ve üst seviye grubunda yer alan hanehalklarının yaklaşık üçte biri İstanbul’da bulunuyor. Anadolu’daki küçük ilçelerin yaşlanan yapısıyla İstanbul’un merkezileşmiş gücü sosyoekonomik dengesizliği büyütüyor. Türkiye’de bölgesel kalkınmadaki eşitsizlikler ise uzun süredir varlığını sürdüren yapısal bir sorun.

Dönüşemeyen köylülük, görgülü görünümlü görgüsüzlük, sahte elitlik, kültürel kalite erozyonu, kamusal tartışma ve siyaset dilinde sertleşme sonuçta topyekûn çürümedir. Çünkü bu yapı hem gerçek dönüşümü engeller hem de topluma “başka türlüsü olamaz” hissi vererek değişim motivasyonunu düşürür. Ülkemizin ayırt etmeksizin tüm mahallelerinin açık ve gizli köylülükleri ile yüzleşmesi, topyekûn çürüme önünde set olabilecektir. Bu da gerçek bir zihniyet devrimini gerektirmektedir.

Köy enstitüleri; idealist, fedakâr, irade sahibi öğretmenler yetiştirmesi, yaparak yaşayarak ve doğal öğrenme metotlarını kullanması yönüyle pedagojik bakımdan değerli bulunabilir. Sosyolojik zaviyeden bakıldığında ise otokratik bir zihniyetle tepeden inme, dönüştürücü, zorunlu modernleştirici bir misyona sahiptir.

İncil, “Yargılamayın, yargılanırsınız” demiş ama buradaki muhatap doğrudan doğruya kişiler değil de gücün kendisinde temerküz ettiği devlet ve bu devlet de parti devletiyse, o zaman iş tümden değişir. Bu durumda mesele ahlakın ve tıbbın konusu olmaktan çok hukuk ve demokrasinin konusu haline gelir.

“Sınıfsal” bir süredir çok daha fazla başvurulan bir terim olarak karşımıza çıkıyor. Sokak köpekleri tartışmasından bir magazin olayına, dinî içeriği olan paylaşımlardan yeme-içme, giyim-kuşam vb. pratiklere kadar pek çok paylaşım için “sınıfsal” hemen her şeyi açıklayan bir terime dönüşüyor. Neredeyse her kapıyı açan bir anahtar işlevi görüyor.

Son günlerde vergilerde yapılan artışlar, içinde bulunduğumuz durumun şakaya gelir tarafı olmadığını gösterdi. Belli ki ülke ciddi bir darboğazda. Sorumlular belli. Lakin çözüm de aynı ekibe devredilmiş durumda. Yüzyıllar önce kamu maliyesi ve piyasa ekonomisine ilişkin yazdıklarını düşününce, İbn Haldun’un ne kadar ileride, bizim de ne kadar geride olduğumuzu düşünmeden edemiyor insan. 27 Mayıs 1332’de […]

Muazzez İlmiye Çığ, yaşam felsefesi ve enerjisiyle, hepimizin zaman zaman yaşamın anlamını yitirdiğimiz, görmezden geldiğimiz ve kendimizi sorguladığımız bir çağda, bu kişisel mücadelemizde adeta bir buzkıran gemi rolü üstleniyor. “Boş vakit geçirdin, neye yaradı?”  Bir Sümer atasözü  20 Haziran 1914’te Bursa’da doğdu. “Hayata gözlerimi açtığımda Birinci Dünya Savaşı başlamış” diye anlatıyor.  Babası, sanki onun gelecekteki […]

Doktora yeterlilik hocalığa açılan ilk kapıdır. Bu kapıda verilen tavizler, ileride kapatılması hiç de kolay olmayacak olumsuz sonuçlara neden olmaktadır. Bunun tipik sonuçlarından biri, alan ve kanon hâkimiyeti olmayan hocaların üniversitede çoğunluk haline gelmesidir. Perspektif’te bu seriye “Sosyolojik Mezuniyet”le başladım. Ama bir türlü sonu gelmedi. Bu yazının hemen başında, okumakta olduğunuz yazının bu serinin son […]

Devrimin üzerinden 100 sene geçmesi ile halkımızın tümüne yakını, seçimi/sandığı politik meşruiyetin temeli olarak görmektedir. Yarısı, katı-muhafazakâr olarak -ne pahasına olursa olsun- değerlerine bağlılığını sürdürmektedir. Diğer yarısı ise, Batı’nın geliştirdiği hukuk devleti, anayasal demokrasi, kuvvetler ayrılığı, şeffaflık/denetim, laiklik (sekülerlik değil), kurum-kural ve hukuku talep etmektedir. Seçimi ufak-tefek olayların dışında “oylama kurallarına” uygun olarak ve yüksek […]

Toplumsal zihniyette sosyoloji, memleketin halinin ne olacağına yönelik kahve muhabbetinden daha kıymetli bir şey olarak görülmemektedir. Bu anlamda herkes memleketin halini diğerlerinden daha iyi bildiği için, sosyoloji bir uzmanlık alanı olarak addedilmemektedir. Sosyolojik formasyondan beklenen asgari bir sosyolojik düşünme (Baumann), sosyolojik tahayyül (Mills) ya da sosyolojik nazardır. Ki daha önce yazdığım birçok metinde Türkiye’de sosyoloji […]

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.