Türkiye’deki sosyal-siyasal gerçekliğin niteliği doğrudan doğruya eğitimin kaderini belirlemektedir. Bu nedenle ekonomik ahval, siyasal gerçeklik, devlet-toplum ilişkisi, kültürel-entelektüel vasat, akademik performans ne düzeydeyse aşağı yukarı eğitimimizin görünümü de bunların bir yansıması olarak vardır. Ekonomi ne kadar rasyonel işliyorsa, bölüşüm ve paylaşım ne kadar adilse eğitimdeki durumumuzun da o kadar olacağını, olabileceğini görmemiz gerekiyor.

Bir eğitim kurumunun süresini belirlemek, kazandırılacak bilgi ve beceri ile, bir başka deyişle kazanımlarla ve müfredatla ilgilidir, dolayısıyla bir uzmanlık sorusudur. Henüz güncellenen müfredatla ilgili tartışmalar bitmemişken, lisenin süresinin ne olacağını tartışmak yersiz ve zamansız olacaktır.

Ülkemizde zorunlu olarak kalınan ev (birinci mekân) ve zorunlu olarak gidilen okul veya iş (ikinci mekân) dışında insanlar, kendilerini gerçekleştirdikleri, ilgi, istidat ve kabiliyetleri doğrultusunda yetkinleşecekleri mekânlardan (üçüncü mekân) yoksun oldukları için zorunlu eğitim tartışması bir noktadan sonra anlamını yitirmektedir. Çünkü zorunlu eğitimin süresini kısaltmak hayat tanzimini yeniden yapmayı gerektirmektedir.

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.