Taliban’ın Tanınması Ne Kadar Mümkün?

Örgüte hali hazırda temkinli bir pencereden bakan ülkelerin endişelerinin ortadan kalkması ve Taliban’ı ‘terör örgütü’ perspektifinden çıkarmaları, ancak Taliban’ın Afganistan’ın büyük bir kısmını ele geçirirken Afgan siyasetçilere yönelik tutunduğu olumlu tutumu ve Afgan askerlerine ve eski hükümet çalışanlarına yönelik af gibi uygulamalarını sürdürmesi ve Afganlar arasında bir uzlaşının sağlanması için adımlar atmasıyla mümkün olabilecektir.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Taliban’ın Afganistan’ın başkenti Kabil’i ele geçirmesinden sonraki ilk sabah, Afgan halkı endişe ve panik atmosferinin hâkim olduğu ülkelerinde bir ilke uyandı: Afganistan 43 yıl sonra ilk kez, hükmen savaş içerisinde olan bir ülke değildi. 

 

Kabil’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda Taliban mensupları kameralara poz verirken tarihi bir açıklama yapan Taliban Sözcüsü Muhammed Naim, “Afganistan artık savaş içerisinde olan bir ülke değil. Tüm ülkelerden ve kuruluşlardan bizimle bir araya gelerek meseleleri çözmesini istiyoruz” ifadelerini kullanarak hem yaklaşık yarım asırdır aralıksız savaşın hükmettiği ülke tarihinde bir dönüm noktasına işaret etmiş, hem de Afganistan ile ilgili meselelerde muhatabın artık kendileri olduğunu ilan ederek uluslararası kamuoyuna Taliban’ı tanımaları çağrısı yapmış oldu. Peki bu çağrı yanıt bulacak mı?

 

Kilit Aktör: Pakistan

 

Afganistan’a ilişkin tüm meselelerde akla gelen ilk uluslararası aktör, 1979’da Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgalinden bu yana ABD’nin aracı ülke olarak kullandığı Pakistan’dır. Zira Sovyet işgali döneminde Pakistan, ABD’nin Sovyet karşıtı Afgan mücahitlere silah ve para desteği sağlama konusunda bir köprü vazifesi görmüş, Afgan cihadı boyunca savaş ağalarının ve siyasi hareketlerin merkez üssü olmuş ve iç savaş sırasında da Taliban’ın kurulmasında ve desteklenmesinde önemli bir rol üstlenerek Afganistan’ın geleceğini şekillendirmiştir. Bugün artık Pakistan Başbakanı İmran Khan’ın dahi “Pakistan ordusu ve istihbaratı El Kaide ve tüm bu diğer grupları Afganistan’da savaşmaları için eğitti”[1] cümlesiyle kabul ettiği bu tarihsel gerçek, ABD’nin Taliban ile yürüttüğü barış sürecinde de Pakistan’ın önemli bir rol üstlenmesini sağlamıştır. Zira gerek savaş gerek barış olsun, Pakistan’ın desteklemediği hiçbir sürecin Afganistan’da başarılı olması mümkün değildir.

 

2018 sonlarında başlayarak Şubat 2020’de bir barış anlaşmasıyla neticelendirilen ABD-Taliban barış görüşmelerinde Pakistan, Taliban’ın masaya oturmaya ikna edilmesinden, Taliban’ın müzakere masasında örgütün kurucularından Molla Baradar gibi örgüt içerisinde etki gücü yüksek bir kişi tarafından temsil edilmesini sağlamaya[2] kadar pek çok noktada sürecin katalizörü olarak faaliyet göstermiştir. Pakistan 11 Eylül saldırılarından bu yana Taliban liderliğine ev sahipliği yapması ve El Kaide liderinin nerede olduğu bilgisini ABD’den saklaması gibi suçlamalarla uzun süredir mücadele etmekteydi. Pakistan, Afganistan’daki savaşın siyasi bir çözüme kavuşturulmasını hedefleyen barış sürecini, en başta Afganistan’daki rolünü negatif görünümden pozitif görünüme çevirme hedefiyle destekledi ki bu da İslamabad’a barış süreciyle alakalı yapılan diplomatik temasların ilk adresi olma avantajı sağlamıştır.

 

İkincisi, yine Sovyet işgalinden bu yana Afgan mültecilerin sığındığı ilk ülke olmasından dolayı Pakistan, bugün hali hazırda 3 milyona yakın Afgan mülteciye ev sahipliği yapmaktadır. Pakistan hükümetleri bu süreçte zaman zaman yüzbinlerce Afgan mülteciyi ülkelerine göndermiş olsa da Afganistan’daki çatışmanın şiddetini arttırarak devam etmesi daha çok mültecinin Pakistan’a gelişiyle sonuçlanmış ve yıllardır ekonomik krizle boğuşan İslamabad’da, Afganistan’da istikrarın sağlanması gerekliliğine olan görüşü pekiştirmiştir.

 

Afganistan’daki istikrarsızlığın Pakistan’a yansıması yalnızca Afgan mülteciler olmamıştır. Afganistan devleti tarafından resmi olarak tanınmayan, tarihsel olarak iki ülke arasında en büyük anlaşmazlık sebeplerinden biri olarak görülen Afganistan-Pakistan sınırının (Durand Hattı) gevşek bir yapıya sahip olması ve iki ülke arasındaki militan geçişlerine kolaylık sağlaması, Pakistan’da güvenlik sorunları yaratmıştır. Bunlardan ilki, Afganistan’daki Taliban’dan etkilenerek Pakistan sınırları içerisinde 2007’de kurulan Tahrik-i Taliban Pakistan (TTP) örgütüdür. Afgan Taliban ile organik bir bağı bulunmayan ve El Kaide ile bağlara sahip[3] TTP, Pakistan tarihinin en korkunç saldırılarından biri olan ve 132’si çocuk 149 kişinin hayatını kaybettiği, 114 kişinin ise yaralandığı 2014 Peşaver okul katliamı da dahil, sivilleri hedef alan çok sayıda saldırı düzenlemiştir.[4]

 

2014’te başlattığı operasyonla Afganistan sınırı üzerindeki bölgelerindeki TTP kontrolüne büyük oranda son veren [5] Pakistan yönetimi açısından örgüt, Afganistan’daki istikrarsızlık devam ettikçe tehdit oluşturmaya devam edecektir. Söz konusu durum Pakistanlı yetkililerce sık sık dile getirilmiş, Pakistan Genelkurmay Başkanı Kamar Cavit Bajwa, ülkesinin Afganistan’da barışın sağlanmasından elde edeceği faydayı, “Afganistan’da barış, Pakistan’da barış anlamına gelmektedir” şeklinde ifade etmiştir. [6] Pakistan Başbakanı Imran Khan ise, Haziran 2021’de verdiği bir röportajda, “Halk tarafından seçilen herhangi bir Afgan hükümeti, Pakistan’ın muhatabı olmalıdır. Pakistan’ın Afganistan’da herhangi bir manipülasyon denemesinde bulunmaması gerekiyor” diyerek, İslamabad’ın Afganistan’da Hindistan’a karşı kendisine yakın bir iktidarın mevcudiyetini sağlama ve bu amaç doğrultusunda Taliban’a destek sağlama şeklinde özetlenen ‘stratejik derinlik’ politikasının sona erdiğini belirtmiştir. [7]

 

Pakistan’ın Afganistan’daki stratejisinin değişmesinde, ekonomik gerekçeler de etkili olmuştur. Çin’in modern İpek Yolu projesi Bir Kuşak Bir Yol’un en önemli ayaklarından biri olan Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru, ekonomik krizle boğuşan ülkenin uzun vadede kalkınmasının anahtarlarından biri olarak görülmektedir. Pakistan’daki CPEC Konsey Başkanı Talha Mahmud, ülkede proje kapsamında 29 adet endüstri şehrinin kurulacak olmasının ve bu şehirlerde meydana gelecek istihdamın getireceği ekonomik kalkınmaya işaret ederken, yükselen refah seviyesinin de bölgenin ve tüm Pakistan’ın çok hızlı bir şekilde ekonomik kalkınmasını sağlayacağını dile getirmiştir. [8]

 

Ancak henüz altyapı inşası aşamasında olduğu günlerden; projenin ülkedeki en önemli üssü konumundaki Belucistan vilayetinde Çin’in Pakistan Büyükelçisi Nong Rong’un bulunduğu otele düzenlenen bombalı TTP saldırısının [9] yaşandığı günümüze dek çok sayıda saldırıya hedef olan projenin güvenliğinin sağlanması, Afganistan’da barışın ve istikrarın kurulmasıyla mümkün olacaktır. Öte yandan, Çin hükümetinin CPEC projesini Pakistan üzerinden Afganistan’a uzatma ihtimalini gündeme getirmesiyle birlikte, Pakistan’a Afganistan üzerinden Orta Asya ülkeleriyle ticaret hub’ı olma fırsatı doğmuştur. [10] Yine tüm bu projelerin muhtemel geleceği, Afganistan’daki mevcut çatışma ve güvenlik tehditlerinin ortadan kaldırılmasına bağlıdır.

 

Gerek ekonomi gerek güvenlik perspektifinden bakıldığında komşusu Afganistan’da siyasi bir çözüm üzerinden istikrarın sağlanmasına ihtiyaç duyan Pakistan’ın stratejik derinlik politikasına son vererek Afgan barış sürecinde yapıcı bir rol üstlenmesi gerekmiştir. Ancak Afganistan’da taraflar arasında siyasi bir uzlaşıya ulaşılması için başlatılan Afganlar arası görüşmelerin tıkanması ve ABD’nin hızlı bir şekilde ülkeden çekilmesi, ve en nihayetinde Taliban’ın başkent Kabil de dahil olmak üzere neredeyse tüm Afganistan’ı ele geçirmesi; İslamabad açısından bakıldığında öngörülen “siyasi istikrar”ın beklendiği gibi Afgan hükümeti ve Taliban arasında bir uzlaşı üzerinden değil, Kabil’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayına yürürken hiçbir direnişle karşılaşmayan Taliban’ın tek taraflı ve askeri yolla elde ettiği egemenliğiyle sağlanması ihtimalini ortaya çıkarmıştır.

 

Son gelişmelere dair Pakistan hükümetinden yapılan ilk açıklamada Başbakan Imran Khan’ın ABD’nin Afganistan’dan çekilmesini ve Kabil’de Taliban hakimiyetinin kurulmasını “köleliğin zincirlerinin kırılması”[11] olarak tanımlaması, buna bir işaret olarak gösterilebilir. Öte yandan, Pakistan Basın ve Enformasyon Bakanı Favad Çaudri, “Hem bölgedeki hem de uluslararası alandaki dostlarımızla iletişim halindeyiz ve buna göre karar alacağız” ifadesini kullanarak, ‘Pakistan’ın Taliban’ı tanıma konusunda tek taraflı bir adım atmayacağını’ dile getirmiştir.[12] Bu bakımdan Taliban iktidarını tanıma konusuna sıcak bakan İslamabad’ın Taliban’ı tanıma yönünde bir karar ilan etmek için başta Çin olmak üzere bölge ülkelerinden olumlu sinyal görmeyi bekleyeceği mümkündür.

 

Çin’in Temkinli ve Pragmatik Tercihleri

 

Bölge ülkeleri arasında Afganistan politikası tamamen aynı olmasa da Pakistan’la paralellik gösteren ülke, Çin’dir. Yeni Delhi ile yaşadığı sınır anlaşmazlıkları nedeniyle Hindistan-Pakistan çatışmasında ve Keşmir sorununa ilişkin uluslararası platformlarda İslamabad’ı destekleyen Çin, Afganistan’daki çatışmanın siyasi bir çözüme ulaştırılması gerektiği fikrini desteklemiştir. Ancak Çin’in Pakistan’dan farklı olarak, ülkesinin en önemli güvenlik sorunlarından biri olarak gördüğü radikal İslamcı Uygur militanlarının Afganistan’daki kaos ortamından yararlanması endişesi söz konusudur. Bu endişeyi elimine etmek isteyen Pekin yönetimi Taliban ile doğrudan temaslarda bulunmuş, Afganlar arası müzakerelere ev sahipliği yapma teklifi sunmuş, hatta geçtiğimiz haftalarda Taliban’ın Siyasi Ofisi Temsilcisi Molla Baradar ile Dışişleri Bakanı Vang Yi, Pekin’de üst düzey bir görüşme gerçekleştirmiştir.

 

Görüşme sonrası Çin Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasında Taliban’ın, Pekin yönetimine “Hiçbir gücün, Afgan topraklarını Çin’e zarar verecek eylemlerde bulunmak için kullanmasına asla izin vermeyeceği” sözünü verdiği vurgulanmıştır.[13] Taliban’ın Kabil’i ele geçirmesinden sonra Pekin’den yapılan en kritik açıklamalardan biri Dışişleri Bakanlığı’ndan gelmiş, “Çin’in Afgan halkının istek ve tercihlerine saygı duyduğu”[14] belirtilen açıklama, Çin’in Taliban’ı tanıma konusunda gönderdiği ilk somut sinyallerden biri olarak yorumlanmıştır.

 

Öte yandan, hali hazırda Afganistan’daki 1[15] ila 3[16] trilyon değerinde olduğu tahmin edilen yeraltı kaynaklarının çıkarılmasında büyük bir paya sahip olan Çin’in, Taliban’ın en büyük ham madde müşterilerinden biri olması[17] Afganistan’ın geleceğinde Taliban’ın üstleneceği role ilişkin değerlendirmelerinde hiç şüphesiz önemli bir faktör olacaktır. Bu bakımdan Çin’in Taliban’a karşı temkinli bir pragmatik yaklaşıma sahip olduğu ve Taliban iktidarını tanıyıp tanımayacağı kararını bu perspektiften ele alacağı söylenebilir.

 

 

Moskova’nın Sürece Yaklaşımı

 

ABD’nin Afganistan’daki deneyiminin benzerini 1979-1989 yılları arasında ağır kayıplarla yaşamış olan Moskova, gerek ABD ile küresel rekabeti gerek eski Sovyet ülkeleriyle ilişkileri nedeniyle Afganistan’daki barış sürecini yakından takip etmiştir. ABD ile Taliban arasında başlatılan barış sürecine paralel bir şekilde Moskova’da iki ayrı Afganlar arası barış konferansı düzenleyen ve Taliban ile Afgan siyasi liderlerini bir araya getiren Rusya’nın Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, burada Taliban temsilcileriyle birlikte kameralara poz vermiştir. Söz konusu konferanslardan sonra Taliban’ın Siyasi Temsilciliği’nin Moskova ziyaretleri sıklaşmış ve Taliban, Rusya’ya Afganistan topraklarının herhangi bir ülkeye karşı tehdit oluşturmasına izin vermeyecekleri ve komşu ülkelerin sınırlarına saygı gösterecekleri yönünde taahhütte bulunmuştur. [18] Rusya’nın Taliban’dan bu yönde teminat almasının amacı, Afganistan’da muhtemel bir Taliban yönetimi altında Tacikistan ve Özbekistan başta olmak üzere, Rusya’nın etkisi altında bulunan eski Sovyet ülkelerine ve oradan da Rusya’ya radikal İslamcı militan akışının yaşanması ihtimalini ortadan kaldırmaktır.

 

Taliban, bünyesinde bulunan Orta Asya kökenli militanları, örgüt içerisinde tepkilere yol açması endişesi nedeniyle dışlamamıştır. Örgüt, dış ‘yabancı militanlar’ konusundaki duruşunu net bir şekilde ortaya koymasa da söz konusu Orta Asya kökenli militanların bölge ülkelerine yönelik tehdit oluşturmayacağı vaadinde bulunmuştur. Rusya bu vaadi kabul etmiş görünse de, Afganistan içerisindeki kaosun Tacikistan’a ve Özbekistan’a tehdit oluşturması riskine karşı da hazırlanmıştır. Bu kapsamda, “yasadışı silahlı grupların müttefik bir ülke toprağına yönelik müdahalesine karşı”[19] Tacikistan ve Özbekistan ile birlikte Afganistan sınırında askeri tatbikat düzenlemiştir.

 

Özetle, Rusya; Afganistan’ın geleceğinde önemli bir paya sahip olacağını kabul ettiği Taliban’la bir yandan diplomatik ilişkiler kurarken diğer yanda ABD sonrası dönemde Afgan taraflar arasında arabuluculuk rolü üstlenme niyeti sergilemiş öte yanda ise Afganistan’da oluşabilecek muhtemel bir kaosa karşı başta Tacikistan ve Özbekistan olmak üzere eski Sovyet hinterlandının askeri olarak güvenliğinin arttırılması için çaba göstermektedir.

 

Kabil’i ele geçirmesinden sonra başkentteki Taliban yetkilileriyle Büyükelçi düzeyinde ilk görüşmeyi gerçekleştiren ülke konumundaki Rusya’nın Taliban’ı tanıma konusunda “ülkeyi sorumlu yönetme”[20]  koşulu ortaya koyması, bu ihtimalin Moskova açısından çok uzak olmadığını göstermektedir. Öte yandan, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un Çinli mevkidaşıyla yaptığı ‘Afganistan’ konulu görüşmeden sonra “Taliban’ı tanımada aceleci olmadıklarını” [21] ancak Taliban’dan “olumlu sinyaller aldıklarını”[22] belirterek, Çin ile bu konuda hemfikir olduklarını dile getirmesi kayda değerdir.

 

Barış Anlaşmasının Ardından ABD

 

ABD ile Taliban arasında Şubat 2020’de imzalanan barış anlaşmasına göre, ABD’nin Taliban üyelerinin ‘terör örgütü üyesi’ olarak tanımlandığı yaptırım listelerinden çıkarılması için Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu üyeleriyle diplomatik temasa geçerek bu hedefi yerine getirmesi gerekmektedir.[23] Her ne kadar bugün bu anlaşmanın en önemli gerekliliklerinden biri olan Afganlar arası müzakerelerin sürdürülmesi maddesi yerine getirilmemiş olsa da, ABD’nin son aylarda Taliban’ın Afgan güçlerine yönelik saldırılarına rağmen barış anlaşmasından çekilmemesi, Kabil’in Taliban’ın eline geçtiği gün ABD ile Taliban arasında “tahliyeler sonlanana dek Taliban militanlarının şehre girmemesi” yönünde bir uzlaşıya varılması gibi faktörler, ABD’nin Taliban’a karşı müzakere kapısını halen açık tuttuğuna işaret etmektedir.

 

Afganistan hükümetinin Kabil’deki son gününe dek Afgan siyasetçiler arasında ortak bir cephe kurulması gerektiği vurgusunda bulunan ABD yönetiminin Kabil’in Taliban kontrolüne geçmesine sebep olarak “Afganlar arasında bir birliğin sağlanamamasını” göstermesi, özellikle Kabil Havalimanında yaşanan kaosa rağmen çekilmeyi savunarak “Kalsaydık yeniden Taliban ile savaşa dönmüş olacaktık” [24] yaklaşımı sergilemesi, en azından yakın gelecekte Afganistan’a muharip asker gönderme niyetinde olmadığını göstermektedir.

 

Mevcut durumda ABD Dışişleri Bakanı’nın Taliban’ı meşru Afganistan hükümeti olarak tanımak için “temel haklara saygı göstermekten”[25] başka bir koşul ortaya koymaması ve ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin’in “Taliban’la iletişim kanallarını açık tutuyoruz” açıklaması [26] yapması ABD’nin Taliban’a yönelik uzlaşmacı tavrının devam edeceği izlenimi oluşturmaktadır. Bu bakımdan Taliban’ın ülkedeki ileri gelen Afgan siyasetçilerle Afganistan’ın geleceği konusunda bir uzlaşıya varması durumunda ABD’nin Taliban iktidarını ya da Taliban’ın hükümet ortağı olduğu yeni bir Afganistan yönetimini meşru olarak tanımasının mümkün olduğu söylenebilir. Ancak yine de içerisinde bulunduğumuz belirsizlik koşullarında Taliban’ın kontrol ettiği devlet kurumlarının elindeki imkanların ABD ve müttefiklerine risk oluşturmasını engellemek isteyen Washington yönetiminin Afgan hükümetinin ABD bankalarındaki rezervlerini dondurması[27], Kabil’de istikrarın sağlanana dek ABD’nin Taliban’a yönelik temkinli yaklaşımını sürdüreceğini göstermektedir.

 

Türkiye İçin İmkanlar ve Riskler

 

ABD’nin Afganistan’dan çekilme sürecinde ülkenin dünyaya açılan kapısı olan Kabil Havalimanı’nın güvenliği için görüşmeler yürüttüğü Türkiye hükümeti, Taliban kontrolündeki bir Afganistan’da başta ABD olmak üzere tüm NATO müttefiklerinin ve uluslararası kuruluşların ihtiyaç duyacağı bir müttefik olma potansiyeli kazanmıştır. Afganistan’daki NATO misyonu bünyesindeki tek Müslüman devlet olması, şimdiye dek Taliban ile çatışmasız geçmişi ve başta Pakistan olmak üzere bölge ülkeleriyle yakın ilişkileri nedeniyle Türkiye’nin ABD sonrası Afganistan’da büyük bir öneme sahip olacağı söylenebilir.

Bültenimize Üye Olabilirsiniz

Türkiye’nin Kabil Havalimanının güvenliğini sağlaması ihtimaline Taliban’ın ‘işgalin devam edeceği’ söyleyerek karşı çıkmasına rağmen Taliban’ın hakimiyet sağladığı Kabil’de Türk Büyükelçiliğinin açık tutulması kararı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Türkiye’nin Afganistan’daki askeri varlığı, yeni yönetimin de uluslararası alanda elini güçlendirecek ve işini kolaylaştıracaktır” açıklaması, Ankara’nın Taliban ile köprüleri açık tutacağını ve yeni dönemde Taliban ile temasları arttıracağını göstermektedir.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Afganistan’daki askerlerimiz hiçbir zaman muharip bir güç olarak görev yapmadı. Askerlerimizi orada asla yabancı bir güç olarak görmedik, kullanmadık”[28] şeklindeki ifadeleri önemlidir. Çünkü Taliban, her ne kadar Türkiye’yi İslami açıdan Müslüman, Afganlar açısından da dost bir ülke olarak görse de Afganistan’daki yabancı asker varlığının sonlandırılmasına yönelik hassasiyeti sebebiyle Türk askeri varlığını kabul etmesi ihtimali oldukça zayıftır ve Erdoğan’ın söz konusu ifadeleri Taliban’ın bu hassasiyetine yönelik bir teminat olarak görülebilir.

 

Taliban’ın Türkiye hükümetinden gelen mesajlara yaklaşımında yine belirleyici faktörlerden biri, Pakistan’ın tutumu olacaktır. Türk Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın temaslarda bulunmak üzere gittiği Pakistan’da Başbakan İmran Khan’ın görüşme sonrası yaptığı açıklamada İslamabad’ın “elinden geleni yapacağı” açıklamasına ilaveten, “Artık ABD’ye karşı zafer elde ettiklerini düşündükleri için Taliban üzerindeki baskı gücümüz çok az”[29] ifadelerini kullanması bu noktada kayda değerdir.

 

Türkiye’nin her ne kadar NATO içerisindeki konumunu güçlendirmek, ABD ile ilişkilerde kritik bir koz kazanmak ve Asya’daki etki gücünü genişletecek bir misyon üstlenmek için Kabil Havalimanı’nın güvenliğini sağlamak istiyorsa da, bu misyon şimdiye dek Türkiye’nin Afganistan’da karşı karşıya olmadığı büyük bir güvenlik riskini de ortaya çıkarmaktadır. Taliban’ın ikna edilmemesine rağmen yürütülecek bir Kabil Havalimanı misyonu, Afganistan’daki Türk varlığını hem sivil hem askeri alanda riske sokacaktır. Bunun yerine, Türkiye’nin hali hazırda temaslarının bulunduğu Afgan siyasi liderlerinin Taliban ile bir araya gelerek ülkenin geleceğini belirlemesi için Afganlar arası bir uzlaşının sağlanması konusunda arabuluculuk etmesi, hem Türkiye’nin Taliban da dahil tüm Afganlar nezdindeki önemini arttıracak, hem de böylesi bir uzlaşıya arabuluculuk etmesi nedeniyle Batılı müttefikleriyle Afganistan arasında, bugün Katar ve Pakistan’ın sahip olduğu “köprü” vazifesinde pay üstlenmesini sağlayacaktır.

 

Taliban’ın Diplomatik Hamleleri Sonuç Verir mi?

 

Taliban’ın Washington yönetimiyle 2018’de başlatılan müzakerelere paralel olarak bölge ülkeleriyle yürüttüğü geniş kapsamlı diplomasi, müzakereler sürecinde ve sonrasında ısrarla ‘kadın haklarına ve diğer temel haklara İslami çerçeve dahilinde saygı gösterileceği’[30] vaadinde bulunması, Keşmir gibi tüm Müslüman aleminin hassasiyet gösterdiği bir konuda dahi Hindistan’la ilişkilere açık kapı bırakma amacıyla Keşmir’deki durumu bir “iç mesele” olarak tanımlaması[31] örneğinde görüldüğü gibi stratejik bir politika gütmesi ve her bölge ülkesinin hassasiyetlerine ve savaş sonrası Afganistan’ın kalkınmasına sağlayabilecekleri potansiyel katkıları ön plana çıkarması, Taliban’ın 20 yıl öncekine nazaran uluslararası dengelere daha fazla adaptasyon sağlayan bir perspektife sahip olduğunu ortaya koymaktadır.

 

Şimdiye dek kendisinin BM tarafından ‘terör örgütü’ olarak tanımlandığı, Afganistan hükümetinin ise meşru hükümet olarak tanındığı bir denklemde Afganlar arası müzakerelerde ciddi bir adım atmamış olan Taliban için artık Afganlarla bir araya gelmemek ve Afganistan’ın geleceğini tüm taraflarla birlikte şekillendirmemek için bahane kalmamıştır.

 

Örgüte hali hazırda temkinli bir pencereden bakan ülkelerin endişelerinin ortadan kalkması ve Taliban’ı ‘terör örgütü’ perspektifinden çıkarmaları, ancak Taliban’ın Afganistan’ın büyük bir kısmını ele geçirirken Afgan siyasetçilere yönelik tutunduğu olumlu tutumu ve Afgan askerlerine ve eski hükümet çalışanlarına yönelik af[32] gibi uygulamalarını sürdürmesi ve Afganlar arasında bir uzlaşının sağlanması için adımlar atmasıyla mümkün olabilecektir.
__

[1]https://www.livemint.com/news/world/imran-khan-admits-pakistan-army-isi-trained-al-qaeda-1569312571984.html

[2]https://www.aljazeera.com/news/2018/10/25/afghan-taliban-founder-mullah-baradar-released-by-pakistan

[3] http://news.bbc.co.uk/2/hi/south_asia/3645114.stm

[4] https://www.bbc.com/news/world-asia-30491435

[5] https://tribune.com.pk/story/1878671/1-terror-incidents-continued-decline-2018

[6] https://tribune.com.pk/story/2280091/peace-in-afghanistan-means-peace-in-pakistan-gen-qamar

[7] https://www.reuters.com/world/asia-pacific/pakistan-seeks-afghan-settlement-before-foreign-troop-pullout-khan-2021-06-04/?rpc=401&

[8] https://www.aa.com.tr/tr/analiz-haber/kuresel-oyunu-degistiren-proje-cpec/1319271

[9] https://www.wionews.com/south-asia/why-quetta-blast-is-a-big-concern-for-chinas-ambitious-projects-379361

[10] https://www.globaltimes.cn/page/202105/1224338.shtml

[11] https://www.ndtv.com/world-news/taliban-has-broken-shackles-of-slavery-says-pak-pm-imran-khan-2511573

[12] https://www.dawn.com/news/1641194

[13] https://www.aa.com.tr/en/asia-pacific/taliban-have-important-role-in-afghanistan-s-future-says-china/2316462

[14] https://www.irishtimes.com/news/world/asia-pacific/china-to-respect-choices-of-afghan-people-following-taliban-takeover-1.4648649

[15] https://www.nbcnews.com/science/science-news/rare-earth-afghanistan-sits-1-trillion-minerals-n196861

[16] https://www.cnbc.com/2017/08/18/trumps-afghanistan-strategy-may-unlock-3-trillion-in-natural-resources.html

[17] https://www.rferl.org/a/exclusive-taliban-s-expanding-financial-power-could-make-it-impervious-to-pressure-secret-nato-report-warns/30842570.html

[18] https://www.bloomberg.com/news/articles/2021-07-08/taliban-promises-to-respect-neighbors-borders-russia-says

[19] https://www.rferl.org/a/russia-tajikistan-uzbekistan-military-afghanistan/31366510.html

[20] https://www.dw.com/tr/rusya-taliban-olumlu-sinyaller-veriyor/a-58887793

[21] https://www.newsweek.com/russia-china-iran-pakistan-extend-hands-taliban-now-control-afghanistan-1620335

[22] https://apnews.com/article/europe-russia-taliban-f25c1a8b030fb0721f9b8891f8d329e8

[23] https://www.state.gov/wp-content/uploads/2020/02/Agreement-For-Bringing-Peace-to-Afghanistan-02.29.20.pdf

[24] https://www.cnbc.com/2021/08/15/blinken-says-remaining-in-afghanistan-is-not-in-the-us-national-interest-.html

[25] https://www.dawn.com/news/1640919

[26] https://turkish.aawsat.com/home/article/3140376/abd-savunma-bakanı-austin-taliban-ile-iletişim-hatlarımız-açık

[27] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/abd-yonetimi-afgan-hukumetinin-abd-bankalarindaki-rezervlerini-dondurdu/2338401

[28] https://tr.euronews.com/2021/08/18/erdogan-turkiye-nin-askeri-varl-g-yeni-afgan-yonetiminin-elini-guclendirecektir

[29] https://www.dawn.com/news/1640361

[30] https://apnews.com/article/afghanistan-taliban-kabul-1d4b052ccef113adc8dc94f965ff23c7

[31] https://www.hindustantimes.com/india-news/kashmir-is-india-s-internal-matter-says-taliban-denies-plan-to-target-delhi/story-sOgG3yPsMenP4nZDKRbygL.html

[32] https://www.npr.org/2021/08/17/1028376093/taliban-announces-amnesty-urges-women-to-join-government

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.