Tarihsel Süreçte Sine-i Millet

Siyasilerin bireysel ya da toplu bir biçimde istifa ederek meclisi boykot etmelerini öngören sine-i millet tehdidi, kimi zaman oluşan bir mağduriyetin dışavurumu, kimi zaman da siyasi bir hamle olarak gündeme gelmiş ve siyasi krizlerin yaşanmasına sebep olmuştur.

sine-i millete dönmek

Yaklaşık 200 yıllık geçmişi olan modernleşme serüvenimizde Kanun-i Esasi ile birlikte demokratikleşme sayfası açılmış, seçkinci kadroların bir yandan müesses nizamın devamını sağlama, öte yandan Batılılaşma yolunda demokratik bir yapıya dönüşebilme ikilemi arasına sıkışan çabalarının nihayetinde Meşrutiyet Dönemi olarak adlandırılan ve modern Türk siyasal hayatının temellerinin atıldığı bir süreç yaşanmıştır. Cumhuriyet Dönemi’nde ise her ne kadar monarşiden arındırılmış demokratik bir dönem başlamış gibi görünse de gerek siyaset gerekse de modernleşme çabaları yine seçkinci bir kadronun tekelinde ilerlerken demokrasinin ana figürü olarak görülen halk ise gelenekçi yapısını koruyarak mevcut sisteme ayak uydurma gayretine girişmiştir. Cumhuriyet Dönemi uzun yıllar tek parti çatısı altında neşvünema bulurken farklı siyasi düşünceler ve görüşler derin bir kış uykusuna yatmak zorunda kalmış; 1946 yılında çok partili hayat geçilince siyasette olması gereken muhalefet kavramın da yerini almasıyla önemli bir eşik aşılmıştır. 

 

Demokratik sistemlerin teorik ve kavramsal altyapısı, anayasalarla güvence altına alınmış olsa da sistemsel tıkanıklıklar, iktidarların yorumsal yaklaşımlarından kaynaklı yetki aşımları yahut iktidarın sayısal çoğunluğu karşısında muhalif görüşlerin yok sayılması gibi durumlar, siyasilerin çözüm üretmelerinin önüne geçebilmektedir. Böylesi durumlarda Türk siyasal hayatına “Sine-i Millete Dönmek” olarak tabir edilen bir kavramla karşılaşmaktayız. Demokratik sistemlerde devletin ve toplumun geleceğini ilgilendiren her türlü konunun millet adına görüşülüp karara bağlandığı siyasi arena elbette ki meclislerdir. Ancak bazen iktidarların sahip oldukları üstünlük karşısında demokratik haklar çerçevesinde manevra alanı bulamayan muhalif siyasiler, mevcut meşru haklarını bir kenara bırakarak sıra dışı bir yöntem olarak sine-i millete dönme tehdidinde bulunmuşlardır. Siyasilerin bireysel ya da toplu bir biçimde istifa ederek meclisi boykot etmelerini öngören sine-i millet tehdidi, kimi zaman oluşan bir mağduriyetin dışavurumu, kimi zaman da siyasi bir hamle olarak gündeme gelmiş ve siyasi krizlerin yaşanmasına sebep olmuştur. Genel itibarıyla pek de gerçekleşmeyen ancak siyasetin gündemini meşgul eden sine-i millet denemeleri, halkın da pek destek verdiği bir girişim olmamıştır. 

 

Sine-i millet kavramının etimolojisine bakıldığında sine; göğüs, gönül, yürek, iç ve bağır anlamlarına gelen Farsça kökenli bir isim olup millet kelimesiyle birlikte değerlendirildiğinde milletin bağrı, milletin gönlü anlamlarına gelmektedir. Istılahı manada ise sine-i millet kavramı, haksız veya hukuksuz bir durum karşısında, meşru siyasal haklar dâhilinde tüm girişimlerin boşa çıktığı, arzu edilen neticenin alınamadığı durumlarda, Türkiye Büyük Millet Meclisi marifetiyle elde edilmiş tüm meşru statü ve haklardan vazgeçilerek, halkın arasına karışıp, mücadeleye buradan devam edilmesi anlamını taşımaktadır. Sine-i millete dönüş, siyasetin meşru zemini olan meclisin iktidarın sahip olduğu güç karşısında işlevselliğini yitirdiği düşüncesiyle temsil yeteneğini yitirdiği algısı oluşturularak, mevcut siyasi iktidarı geri adım atarak muhalefet ile uzlaşıya zorlama amacını taşımaktadır. Siyasiler, mevcut yasal düzenlemeler ya da söz konusu yasaların zorlama yorumlamalardan kaynaklı fikir ayrılıkları neticesinde sine-i millete dönme kararı alarak iktidar üzerinde baskı kurma ve iktidarın kamuoyu önünde meşruiyetini sorgulanır hale getirmeye çalışmışlardır. Ancak bu durum her zaman yaşanan bir mağduriyet neticesinde değil bazen de siyasi bir hamle olarak değerlendirilmiştir. Dolayısıyla her sine-i millete dönüş kararı yaşanan bir mağduriyet ya da bahsedilen yasaların farklı yorumlamalarından kaynaklı fikir ayrılıklarından doğan bir hak arayışı olmaktan öte, iktidarı kamuoyu önünde sıkıştırma girişimi olarak da değerlendirilmiştir. Bunun yanı sıra siyasiler, bazı dönemlerde sine-i millete dönüş kavramını erken seçime gitmenin bir yolu olarak da görmüş ve erken seçime gidilmemesi halinde meclisi boykot ederek sine-i millete dönüleceği tehdidinde bulunmuşladır. 

 

İlk Sine-i Millet Girişimi

 

Türk siyasal hayatında bilinen ilk sine-i millet girişimi Mustafa Kemal Atatürk’ün Millî Mücadele sırasında İstanbul Hükümeti tarafından başkente çağırılması üzerine askerlik vazifesinden istifa etmesiyle başlamaktadır. Mustafa Kemal, Anadolu’da giriştiği Millî Mücadele ile itilaf devletlerinin dikkatini celbetmiş ve itilaf devletleri, Mustafa Kemal’in Anadolu’daki faaliyetlerinin engellenerek İstanbul’a çağırılması konusunda baskı yaparak merkeze çağırılmasını reddetmiştir. Mustafa Kemal “Mübarek vatan ve milleti parçalanmak tehlikesinden kurtarmak ve Yunan ve Ermeni amaline kurban etmemek için açılan mücahede-i millîye uğrunda milletle beraber serbest surette çalışmaya sıfat-ı resmiye ve askeriyem artık mâni olmaya başladı. Bu gaye-i mukaddese için milletle beraber nihayete kadar çalışmaya mukaddesatım namına söz vermiş olduğum cihetle pek aşıkı bulunduğum silki celili askeriyeye bugün veda ve istifa ettim. Bundan sonra gaye-i mukaddese-i millîyemiz için her türlü fedakârlıkla çalışmak üzere sine-i millette bir ferd-i mücahit suretiyle bulunmakta olduğumu arz ve ilan ederim” sözleriyle istifasını sunarak sine-i millet kapısını aralamıştır. Mustafa Kemal, milletin bağrında bir mücahit fert olarak mücadelesine devam edeceğini belirtmiştir. 

 

Cumhuriyet Dönemi’nde sine-i millet kavramı belirli dönemlerde gündeme gelerek siyasi hayatın gündemini meşgul etmiştir. Dikkati çeken en önemli husus ise sine-i millet kavramının gündeme gelişlerinin genel itibarıyla iktidar partilerinin güçlü, muhalefetin zayıf oldukları dönemlerde ve kutuplaşan bir siyasal zeminde meydana geldiğidir. Dolayısıyla sine-i millet kavramı çok partili hayata geçildikten sonra gündeme gelen bir kavram olmuştur. Cumhuriyet tarihinde vuku bulan sine-i millet denemelerini kronolojik olarak sıralayacak olursak: 

 

  • (1946) Demokrat Parti’nin (DP) kuruluşu sonrası henüz il ve ilçelerde teşkilatlanmasını tamamlamamışken CHP’nin siyasi bir hamle yaparak belediye seçimlerini öne çekmesi üzerine DP içerisindeki aşırılar sine-i millete dönme iddiasında bulunmuştur.

  • (1946) Başbakan Peker’in Genel Kurul’da Menderes’e yönelik “Psikopat” ifadesini kullanması üzerine Celal Bayar, beraberindeki DP’li vekillerin meclisi terk etmesi “Sine-i Millete Avdet” olarak değerlendirilmiştir.

  • (1947) DP içerisinde yer alan Müfritler (Aşırılar) Mutediller (Ilımlılar) arasında mutabakat sağlanarak “Hürriyet Misakı” adıyla kamuoyuyla paylaşılan kararların arasında anayasaya aykırı kanunların tasfiyesi, Seçim Kanunu’nda yapılacak değişiklikler ve devlet başkanlığı ile parti başkanlığı makamlarının ayrılması gibi değişiklikleri içermiştir. Sine-i millete dönüş yetkisi Genel İdare Kurulu’na verilmekle birlikte bu kararın hem bir programa bağlanması hem de karar yetkisinin sine-i milletçilerin çoğunlukta olduğu Meclis Grubu’na değil de ılımlıların ve parti kurucularının ağırlıkta olduğu Genel İdare Kurulu’na verilmesi kararlaştırılmıştır. Böylece sine-i millete dönmek siyasi gündem olmaktan öteye geçip DP’nin meşru olarak gündemde tuttuğu siyasi bir hak olarak görülmüştür. 

  • (1961) DP’nin devamı niteliğinde olan ve 1960 darbesi sonrasında emekli General Ragıp Gümüşpala tarafından kurulan Adalet Partisi’nde, DP dönemindeki müfritler “Hışımlılar” mutediller ise “İdealistler” olarak yer almış ve bu durum parti içi muhalefette ciddi ayrışmalara yol açmıştır. Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda ise iki grup arasında bir çatışma yaşanmış, parti içerisindeki muhafazakâr grup Ali Başgil’in aday olmasını isterken, idealistler Başgil’i gericilikle suçlayarak buna karşı çıkmışladır. Parti Genel Sekreteri Şinasi Osman, partiye bir önerge vererek “Ankara’da can ve mal emniyeti sağlanıncaya dek sine-i millete dönülmesini” teklif etmiştir. Ancak bu teklif Ragıp Gümüşpala tarafından kabul görmemiştir. 

  • (1989) Bir diğer sine-i millet denemesi ise 1989 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaşanmıştır. Yerel seçimlerde ANAP’ın üçüncü parti konumuna gerilemesi üzerine Özal’ın muhalefet ile herhangi bir uzlaşı arayışı olmaksızın cumhurbaşkanlığına aday olması karşısında DYP ve SHP sine-i millete dönme tehdidinde bulunmuş ama bu hayata geçirilememiştir. Ancak Özal’ın cumhurbaşkanı olması halinde milletvekilliğinden istifa edeceğini açıklayan Murat Sökmenoğlu, Özal’ın cumhurbaşkanı olarak seçilmesinin ardından istifa ederek TBMM bünyesinde sine-i millet iddiasını gerçekleştiren tek siyasetçi olmuştur.

  • (1990) Dönemin DYP Genel Başkanı Süleyman Demirel, 6 Aralık 1990 tarihinde ANAP’ı erken seçime zorlamak amacıyla erken seçime gidilmemesi halinde sine-i millete döneceklerini ifade etmiştir. Demirel, SHP’ye de yaptığı çağrı ile kendi kararlarına ortak olmalarını istemiş ve sine-i millet çağrısı yanıt bulmuşsa da hayata geçirilememiştir.

  • (2001) Refah Partisi’nin laikliğe aykırı hareket etmesi nedeniyle AYM tarafından kapatılması üzerine kurulan Fazilet Partisi’ne (FP) de kapatma davası açılması karşısında FP’li 40 milletvekili, partinin kapatılması halinde milletvekilliğinden istifa ederek sine-i millete dönme kararı almış ancak söz konusu çağrı partinin bölünmesi nedeniyle başlamadan bitmiştir.

  • (2007) 1997 yılında kurulan DEHAP’ın kapatılması üzerine kurulan Demokratik Toplum Partisi, 2007 yılında gelindiğinde partililerin söylem ve eylemleri neticesinde terör örgütüne destek vermek suçlamasıyla AYM tarafından kapatılma davasıyla karşı karşıya kalmıştır. DTP’li yetkililer partinin kapatılması ve siyasilere yasak getirilmesi halinde sine-i millete döneceklerini açıklamıştır. DTP, AYM tarafından kapatılmış ancak parti yetkilileri sine-i millete dönmek yerine Barış ve Demokrasi Partisi’ni kurarak siyasi hayatlarına kaldığı yerden devam etmişlerdir.  

  • (2007) Türkiye’nin 10’uncu Cumhurbaşkanı olan Ahmet Necdet Sezer’in görev süresinin dolması ile gündeme gelen cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerine AK Parti karşısında CHP grubu olarak katılmayacaklarını ifade etmiş ancak CHP’nin bu tehdidi söylemden öteye geçememiştir. 

  • (2017) 16 Nisan 2017 tarihinde AK Parti, parlamenter hükümet sistemini kaldırılarak başkanlık sistemine geçilmesi başta olmak üzere birtakım kanun değişikliğini öngören bir paket hazırlayarak halk oylamasına sunmuştur. Yapılan referandum sırasında mühürsüz zarf ve pusulaların kullanıldığı iddiası ile CHP tarafından Yüksek Seçim Kurulu’na gerekli itirazlar yapılmış, ancak istenilen netice alınamamıştır. Bunun üzerine CHP adına konuşan parti sözcüsü Selin Sayek Böke, yapılan referandumu, hukuka aykırı, gayrimeşru ve geçersiz olarak nitelendirmiş ve CHP olarak meclisten çekilmek de dâhil her türlü hukuki mücadelenin verileceğini vurgulamış ancak söylemden eyleme geçilememiştir. 

  • (2019) 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçim sonuçlarına AK Parti tarafından yapılan itirazlar neticesinde, seçiminin YSK’nın kararıyla iptal edilmesi sebebiyle İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener “24 Haziran’da yapılan genel ve 31 Mart’ta yapılan yerel seçimleri yeniden yapalım. Eğer bu çağrımız kabul edilmezse CHP ile birlikte sine-i millete dönelim” sözleriyle yeni bir sine-i millete dönüş tehdidinde bulunmuş ise de bu da hayata geçirilememiştir. 

 

Tarihsel süreçte ileri sürülen sine-i millete dönme teşebbüslerinin çok partili hayata geçer geçmez gündeme geldiği görülmektedir. Zira çok partili hayata geçiş, seçmenleri etkileme, kamuoyu oluşturma ve siyasi popülizm gibi enstrümanların daha etkili kullanılmasını elzem kılmıştır. Böylelikle siyasi partiler, gerekli durumlarda halk kitlelerini sadece seçimlerde değil, seçimlerin dışındaki siyasi hamlelerinde de arkalarına alarak bir kamuoyu oluşturma gayretine girişmişlerdir. Ancak temsili demokrasilerin en büyük çıkmazı olan sayısal çoğunluğun iktidar olması anlayışı, halkın siyasi düşüncelerinin yönetime adil bir şekilde aksettirilmesinin önüne geçmiştir. İktidar olan partiler, kimi zaman diğer partilerin temsil ettiği kesimleri görmezden gelmiş ve bu durum siyasi krizlere neden olmuştur. Böylesi dönemlerde, iktidarın sahip olduğu güç karşısında mecliste olmanın anlamsız hale geldiğini düşünen siyasi partiler, olağandışı bir yol olsa da milletvekilliğinden istifa ederek sine-i millete dönmeyi alternatif bir yol olarak görmüşlerdir. Böylelikle iktidarlara, demokrasinin sadece sayısal üstünlük ile olamayacağını hatırlatmaya çalışmışlardır. Bu durum aslında siyasilerin politik manevralarından ziyade, temsili demokrasinin ana unsuru olan siyasi partilerin halkın siyasi düşüncelerini mecliste temsil etmelerinin ötesinde uygulamaya geçirilmesi hususunda ne derecede etkili olduğu konusunu da tartışmaya açmaktadır. Bir başka deyişle temsili demokrasi neticesinde meclise giren ancak iktidar olamayan bir siyasi partinin, temsil ettiği kesimlere yönelik hizmet ve uygulamaların gerçekleştirilmesinde ne denli rol oynadığı tartışmalı bir konudur. Esasen mesele, meclise girmek ya da muhalefet olmaktan ziyade, partilerin temsil ettiği kesimlerin beklentilerinin somutlaştırılması konusunda yönetimin bir parçası olamaması olarak ifade edilebilir. Usulen mecliste bulunan siyasi partiler kendilerine oy veren kesimleri temsil ettiği halde iktidarın gücü karşısında bu temsil anlamını yitirmekte, belki de sine-i millete dönüş bir seçenek haline gelmektedir. Bu nedenle, demokrasinin tam olarak tesis edilebilmesi amacıyla, kamu düzeninin sağlanması, toplumsal uzlaşı ve barışın korunması için ülkenin birliğine ve bütünlüğüne kastetmeyen, anayasal düzeni bozmaya çalışmayan tüm görüşlerin dikkate alınması gerekir. Bu bağlamda iktidarların sahip oldukları yönetim gücünü halkın menfaatine uygun bir şekilde, toplumsal kutuplaşmadan uzak, birleştirici ve bütünleştirici bir yaklaşımla halkın hizmetine adamaları karşısında, muhalefet partilerinin, toplumu isyana teşvik edecek, ülkeyi kaosa sürükleyecek uygulamalardan kaçınması yaşanılan tarihi süreçlerin bir öğretisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Atalay’ın Milletvekilliğinin Düşürülmesi

 

Yakın dönemde TİP Hatay Milletvekili Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesi sine-i millet tartışmalarının fitilini yeniden ateşlemiştir. AYM ve Yargıtay arasında başlayan polemikle öne çıkan hadiseyle TBMM Genel Kurulu’nda Can Atalay’ın vekilliğinin düşürüldüğünün okunması, siyasi bir tartışmayı da başlatmış ve bazı çevrelerin bir çözüm olarak sine-i millete dönülmesi teklifiyle devam etmiştir.

 

Sine-i millete dönüş teşebbüslerine tarihi perspektiften topluca bakıldığında, gerçek anlamda hayata geçirilemeyen ve bireysel istisnaları hariç partiler bazında sözlü uyarıdan ileri gitmeyen bir yönünün olduğu görülecektir. Dolayısıyla sine-i milletin realist bir siyasi hamle olmaktan ziyade aba altından sopa göstermekten öteye gitmediği bilinmektedir. Bu nedenle siyasi partilerin bu gibi gerçekleştiremeyecekleri tehditler yerine yapıcı ve realist söylemler ile çözüm odaklı teşebbüslere başvurmaları yerinde olacaktır. 

 

Bu bağlamda sine-i millete dönüş yerine anayasaya bağlı iktidar ve muhalefet kadrolarının yetişmesi daha yerinde olacaktır. Zira anayasa ne kadar güçlü, kazuistik ya da katı olsa da iktidarın ve bağlı kurumların onu yorumlayarak bağlamından koparması devlet geleneğine zarar vermekte ve sonraki iktidarlara bu tarz yaklaşımları mübah kılmaktadır. DP 1946 yılında kurulduğunda çıkardığı Hürriyet Misakı adlı mutabakat metninde ilk olarak CHP’nin antidemokratik uygulamalarına son vereceğini söylese de iktidara geldiğinde aynı antidemokratik uygulamaları kendisi de yapmıştır. Yine 28 Şubat sürecinde anayasal hak olan eğitim ve çalışma hakkı insanların elinden alındığında demokrasiden, hukukun üstünlüğünden dem vuran kesimlerin bir kısmı yapılan zulümlerin ya içinde olmuş ya da kenardan alkış tutmuştur. Hülasa iktidarlar değişir, devirler kapanır, birileri gelir, birileri gider… Ancak 100 yıllık Cumhuriyet tarihinde henüz demokrasinin en temel kavramları oturtulamamış ve tartışma konusu haline getirilmiş ise daha çok mesafe katedilmesi gerekecektir. Aksi takdirde daha çok sine-i millet tartışması yaşanacak ve 100 yıl sonra bile aynı kısır döngüler kaldığı yerden devam edecektir. 


Kaynakça

Akşam Gazetesi, “AP’liler kardeş kavgasına sebep olamaz. Aksi halde sine-i millete dönerim” (22.10.1961).

Anadolu Ajansı, “DTP Hakkında Kapatma Davası” (Erişim: 10.06.2019).

Askeri Tarih Belgeleri Dergisi (ATBD), (31/1980), Belge No: 1752.

CNN TÜRK, CHP’den Sine-i Millet Açıklaması (Erişim: 22.06.2019).

Cumhuriyet Gazetesi, “Gece Başgil’i Destekleyenlerle Aleyhinde Bulunan Milletvekilleri Arasında Çok Sert Çatışmalar Oldu” (21.10.1961).

Cumhuriyet Gazetesi, “Meral Akşener: Sine-i Millete Dönelim” (Erişim: 25.06.2019).

Cumhuriyet Gazetesi, “Sine-i Millete Savaş Engeli” (27.12.1990).

Eric J. Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, 22. Basım, İstanbul, İletişim Yayınları, 2008.

Feroz Ahmad, Bir Kimlik Peşinde Türkiye, çev. Sedat Cem Karadeli, İstanbul: Bilgi Yayınevi, 2006.

Haber 7, “Baykal’ın Sine-i Millete Dönme Şartı” (Erişim: 21.06.2019).

Harp Tarihi Vesikaları Dergisi (HTVD), (2/1952), Belge No: 37. 9.

Hürriyet Gazetesi, “CHP Sine-i Millete Dönsün” (Erişim: 21.06.2019).

Hürriyet Gazetesi, “FP’nin Ömrü Kısa Sürdü” (Erişim: 25.04.2019).

Hürriyet Gazetesi, “İnönü Özal’ı Layık Görmüyor” (20.10.1989).

Kemal H. Karpat, Türk Demokrasi Tarihi Sosyal, Kültürel, Ekonomik Temeller İstanbul: Timaş Yayınları, 2017.

Kudret Gazetesi, “Gümüşpala istifa tehdidinde bulundu” 22.10.1961).

Milliyet Gazetesi, “Adalet Partisinde İkilik” (22.10.1961).

Milliyet Gazetesi, “Boykottan Çark mı?” (08.06.1989).

Milliyet Gazetesi, “Demirel’den Sine-i Millet Mitingleri” (09.12.1990).

Milliyet Gazetesi, “Giden Dönemez” (09.12.1990).

Milliyet Gazetesi, “Gümüşpala huzur olmazsa ayrılacağını açıkladı” (22.10.1961).

Milliyet Gazetesi, “İnönü Çağrıya Mesafeli” (07.12.1990).

Milliyet Gazetesi, “SHP Sine-i Millete Soğuk” (07.12.1990).

Milliyet Gazetesi, “SHP’ye Ortak Tavı Çağrısı” (30.07.1989).

Milliyet Gazetesi, “SHP-DYP İttifak Yolu” (08.12.1990).

Milliyet Gazetesi, “Sine-i Millet Arapsaçı” (09.12.1990).

NTV, “DTP’nin Rotası Sine-i Millet” (Erişim: 10.06.2019).

NTV, “Erdoğan’dan Yenilikçilere: Sine-i Millet ve 3. Yola Aldanmayın” (Erişim: 02.06.2019).

NTV, BDP ile Yeniden Sine-i Meclise (Erişim: 15.06.2019)

Radikal Gazetesi, “Fazilette Kırk İstifa Hazır” (Erişim: 03.06.2019).

TBMM, Tutanak Dergisi, Dönem 18, c. 3, (13.11.1989), 389.

TBMM, Tutanak Dergisi, Dönem 18, c. 54, (24:12:1990).

TBMM, Tutanak Dergisi, Dönem 18, c. 54, (24:12:1990).

TBMM, Tutanak Dergisi, Dönem 26, c. 45, (18.04.2017).

TBMM, Tutanak Dergisi, Dönem 8, c. 3, (18.12.1946).

Teoman Ergül, Sosyal Demokraside Bölüşme Yılları (1986-1991), İstanbul: Gündoğan Yayınları, 1995.

Tevfik Çavdar, Türkiye’nin Demokrasi Tarihi 1839-1950 (Ankara: 3. Basım, İmge Kitabevi Yayınları, 2008.

Yeniçağ Gazetesi “DPT’nin Sine-i Milleti Yılan Hikâyesine Döndü” (Erişim: 15.06.2019). 

YouTube, “CHP’nin Sine-i Millete Dönme Şartı” (Erişim: 21.06.2019).

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.