Değiştiremediklerimizden misiniz?

Antonio Gramsci’nin deyişiyle, “eski dünya ölmek üzeredir, yenisi ise bir türlü doğmamaktadır”. Ancak ne kadar direnildiğinin bir önemi yok, olan bitenler önünde sonunda gerçekleşecek olana bir yolculuktan ibaret.

Tüm bu patırtı gürültü değişimi anlayamamaktan, uyum sağlayamamaktan kaynaklanıyor. Hayatın tüm akışı en temelde fiziksel ve düşünsel değişim içerdiği halde, direniyor ve gelişmelere ayak uydurmakta zorlanıyoruz. Bundan kaynaklanan sorunlarla baş başa kalmak da kaçınılmaz olacak elbette...

Eski bir cümle ve kuraldır: “dünya değişiyor”... Toplumsal yaşama ilişkin tüm konular ekonomi-politiğe ilişkin konuların değişimiyle birlikte dünden çok farklı. Teknoloji itici güçlerden biri. Ulaşım ve iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmenin hızı katlanarak artıyor ve ucuzlayan hizmet çözümleriyle yaygınlaşıyor. Bir o kadar küresel dünyayı hazırlıyor, sınırları ortadan kaldırıyor. Dünün egemen medyası kağıda bağlı gazeteydi, şimdilerde bilişim teknolojisi ve altyapısının sağladığı olanaklarla bilgisayarlar, tabletler ve cep telefon cihazları üzerinden internet basınını ve sosyal medya içeriklerini takip ediyoruz. Dijital olan her çözüm kendinden önceki çözümleri geleneksel tanımıyla tarihe itiyor.

Bildiğiniz her şey dijitalleşiyor. Evlerde eskiden kullandığımız kablolu telefonlar yok oluyor. Televizyon izleme oranları, cep telefon kullanım oranlarına yenik düştü. Ödemelerin birçoğunu robot yazılımlar yönetiyor, sizin adınıza çalışıp hatırlatmalar yapıyor. Yemek tariflerini gönderiyor, en iyi fiyatlarla seyahat planınızı düzenliyor. Okullarda, vergi ve nüfus işlemlerinde, belediye hizmetlerinde, velhasıl kamu hizmetlerinin genelinde artık dijital araçlarınızla çözümler sağlayabiliyorsunuz.

Çocuklar, gençler ve daha gençlerle, orta yaşlılar ve yaşlılar arasındaki iletişim biçimlerinde uçurum oluştu. Sosyal kavramların anlamları, bağlılık gösterilen değerler, inançlar ve tutumların tamamı sorgulanır halde. Dijitale bulaşmış gençlerin ekseriyeti, arkadaşlık, evlilik, eş, aile, kardeş, akraba gibi kavramlara farklı anlamlar yükleyerek bakıyor. Bireysellik yüksek düzeyde yaşanan bir olgu, topluluk olma nedenleri, araçları ve biçimleri çok farklı. Ne de olsa çocukluklar oyunlarını dahi tabletler üzerinden oynuyorlar.

Kamusal yaşam alanı en büyük sorun. Birlikte nasıl var olacağız, eşit ve kişisel özgürlük alanlarımızı koruyarak nasıl bir arada yaşayacağız? Dijital teknolojilerde yaşanan tüm gelişmeler buna ilişkin çözümleri de getiriyor. Ancak kamusal alanın otorite yapıları geleneksel akılla hareket ederek direnmeye devam ediyor. Güç ve kazanımlarını kaybetmek istemiyorlar.

Üretim biçimlerinde yaşanan teknolojik gelişmeler, üretim araçlarına sahiplik ve üretilenin paylaşımı/dağıtımı sürecini köklü bir biçimde değiştiriyor. Dolayısıyla kamusal alanın otorite yapıları, politik güçler de bu değişimden kaçınılmaz olarak nasiplerini alıyor. Zira değişen ekonomi dinamikleri, üretimin sahipliği ve üretilenin paylaşımı, kamusal alanı düzenleyen politik organizasyonları da değişime uğratıyor. Katılım, karar verme biçimleri değişiyor, eskinin güce dayalı ilişki biçimleri bozuluyor. ‘El etek öpme’ye dayalı dünya gerilerde kaldı.

Tüm dünyada yaşanıyor bu gelişmeler ve yeni politik kimlikleri, yapıları da beraberinde getiriyor. Yüksek kirlilik, ucuz emek ve sürdürülemez bir yaşam üreten bacalı sanayi ekonomi-politik egemenliğini bacasız üretim biçimlerine bırakmaya hazırlanıyor. Dünün işçi sınıfı mücadele verdiği fabrikaları robotlara bırakırken, yeni üretim sınıfları ve ilişkileri doğuyor. Gençlerin kendi işlerini, girişimlerini hayata geçirme, mesaisiz ve iş odaklı çalışma gibi beklentilerinin artmasına şaşmamak gerek.

Doğal olarak eski üretim ve paylaşım biçimlerinden gücünü alan ekonomi-politik güçler de giderek yerlerinden oluyor. Bütün bu değişimlere karşın eskinin güçleri direnmeye devam ediyor. Bugün küresel dünyanın her yerinde bu eski ile yeninin mücadelesi var. Antonio Gramsci’nin deyişiyle, “eski dünya ölmek üzeredir, yenisi ise bir türlü doğmamaktadır”. Ancak ne kadar direnildiğinin bir önemi yok, olan bitenler önünde sonunda gerçekleşecek olana bir yolculuktan ibaret.

"Dün dünde kaldı cancağızım. Bugün yeni şeyler söylemek lazım!" demiş Mevlana. Akıldan çıkarmamak lazım...