Türk Siyasetinin Muhalefet Sorunu

Mevcut problemlere çözümler sunacak kadroların müphemliği, takip edilecek yol haritasının net olmaması gibi temel sorunlarından ötürü hayli zayıf olan muhalefetin, var olduğu şekilde devam ettiği sürece ayırımcılığa, hukuksuzluklara, hak ihlallerine ve kötü yönetime karşı güçlü bir duruş sergilemesi beklenemez.

türkiye muhalefeti

Siyaset Bilimi disiplininin önemli kavramlarından olan “siyasi muhalefet”, genel anlamda yönetme gücünü elinde bulundurmayan kişi, grup ve partiler için kullanılır. Muhalefet kavramı demokratik rejimlerde oldukça önemli bir yere sahiptir. Örneğin krallık ile yönetilen bir ülkede muhalefetin mevcudiyetinden söz edilemez. Demokrasi ile yönetilen bir ülkede iktidar seçim ile yönetime gelirken muhalefet ise belirli bir seçmen barajını aşmış ve parlamentoda temsil hakkı kazanmış parti veya partileri temsil eder. Muhalefet partileri iktidarın politikalarını takip eden, eleştiren ve gerektiğinde değiştirme-odaklı hareket eden partilerdir.

 

Demokrasilerde Muhalefetin Rolü

 

“Zıtlaşmak ve aykırı olmak” anlamına gelen muhalefet, siyasi arenada, iktidar dışındaki partileri temsil eder. Muhalefet partilerinin savunduğu değerler için mücadele etmesi icra ettikleri görevlerin başında gelmektedir. Demokrasi teorisi açısından muhalefet kavramı, çoğulcu ve katılımcı bir politik hayatın oluşturulmasının en önemli koşullarından biridir. Çoğulcu (plural) siyasi ortam, farklı siyasi görüşlerin kendilerini ifade edebilmelerine zemin hazırlar ve böylece tolerans ve uzlaşıya dayalı bir siyasi yapının ve demokratik siyasetin kurumsallaşmasının önünü açar. 

 

İktidarın karşısında güçlü bir muhalefetin olması, demokratik rejimler için vazgeçilmez bir unsurdur. Siyasi muhalefetin görevleri temel olarak, mevcut siyasal iktidarı eleştirmeyi ve hedefleri doğrultusunda sonuçlara ulaşmayı içerir. İnsan hakları, temel özgürlükler ve hukukun üstünlüğü gibi ilkeler, demokratik toplumlarda kritik bir yere sahiptir. Bu ilkelerin tesisi ve korunması ise şüphesiz yalnızca iktidar tarafından değil muhalefet tarafından da ciddi şekilde ele alınması gereken konulardır.

 

Türkiye’de Muhalefet Geleneği

 

Osmanlı Devleti’nde siyasi muhalefetin oluşumu Tanzimat Dönemi’ne ait bir gelişmedir. Tanzimat’tan başlayarak Osmanlı’nın sona ermesine kadar süren “uzun 19’uncu yüzyılda”, çeşitli aktörler siyasi muhalefet görevi üstlenmişlerdir. Osmanlı siyasal muhalefet hareketlerine karşı gösterilen tavırda, genel olarak muhalefetin zararlı ve din ve(ya) düzen düşmanı bir yerde konumlandırıldığı görülür. Tarihsel olarak, muhalefete yönelik bu tip suçlayıcı ve ötekileştiren bakış açısının, muhalefeti gayrimeşru gören bir siyasal kültürün yerleşmesine zemin hazırladığı bilinmektedir. Osmanlı’dan devralınan bu siyasi gelenek, takip eden Cumhuriyet yönetiminde de zayıf muhalif yapılara ve zayıf demokratik bir siyasi iklimin oluşmasına sebep olmuştur. Cumhuriyet’in kurulmasından 1960’lı yıllara kadar geçen sürede, iktidara muhalefet edecek örgütlerinin kurulmasına izin verilmediği ve bu tip oluşumların rejim için potansiyel tehlike kaynağı olarak görüldüğü de bilinmektedir. 

 

Türkiye’de muhalefeti besleyen kaynaklar, temsili demokrasinin ortaya çıktığı Batı’daki örneklerden ayrılmaktadır. Batı’da gerçekleşen burjuva devriminin Türkiye’de yaşanmamış olması sebebiyle demokrasinin gelişim sürecinde toplumsal gruplardan ziyade devlet ve din şekillendirici olmuştur. Bu sebeple, Türkiye’deki siyasal mücadele çoğu zaman özgürlükler ve temel hakların kazanılması mücadelesinden ziyade devletin ele geçirilmesine yönelik bir girişim görünümünde olmuştur, denebilir.

 

Ergun Özbudun, 2003 yılında yayımlanan Çağdaş Türk Politikası: Demokratik Pekişmenin Önündeki Engeller adlı eserinde, demokratik kurumsallaşmanın “elitler arası asgari bir uzlaşmayı” gerekli kıldığını belirtmektedir. Türk siyasetinde muhalefet ve iktidar arasında bu şekilde bir uzlaşının inşa edilememesi sonucu elitler düzeyinde meydana gelen kutuplaştırıcı söylem, topluma sirayet ederek toplumsal huzuru da tehdit etmektedir. Muhalefetin bu durumu, Türk demokrasisinin kurumsallaşmasının önündeki ciddi engellerden biri olarak görülebilir ve bu engel, müzakereye dayalı bir politik atmosferin tesisi ve siyasi elitler arasında inşa edilecek uzlaşmaya dayalı bir ilişkiler ağı ile aşılabilir. 

 

CHP, Muhalefetin Var Olma Mücadelesi ve Değişim

 

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Atatürk’ün kurmuş olduğu parti kimliğinin yanında Türkiye’nin en köklü partisidir; ancak parti, yarım yüzyılı aşkın bir süredir iktidara gelmeyi başaramamıştır. CHP’nin bu mağlubiyetini ve sağ tandanslı siyasi partilerin iktidara gelmesini, seçmenlerin önemli bir kısmının kendilerini sağ-muhafazakâr gelenek ile özdeşleştirdiği bir demografik yapı ve dini-manevi değerlere ve otoriteye saygıyı önceleyen bir siyasi kültürün varlığı ile açıklamak mümkün, ancak yeterli değil.

 

CHP çok uzun yıllar boyunca var olma mücadelesini, halkın büyük bir bölümünün benimsediği değer ve sembollerin karşısında durarak hatta kimi zaman da onları yok sayarak veya küçümseyerek yürütmeyi tercih etti. Başı örtülü kadınların eğitim alma ve mesleklerini icra etme haklarını gasp eden patolojik bir laik zihniyetin yansıması politikalar ve söylemler ile bütünleşen CHP, travma yaşattığı geniş halk yığınlarının güvenini kazanmak için çok çaba sarf etmek zorunda oldu ve bu çabaya eskisi kadar yoğun olmasa da hâlâ ihtiyaç duymakta. Her ne kadar CHP artık o tektipleştirici ve elitist söylemini büyük oranda geride bırakmış olsa da halkın gözünde gelişen “Din-karşıtı” kimliği seçimlerde muhalefetin elini zayıflatan temel unsurlardan biri.

 

Muhalefeti, CHP özelinde ele almak gerekirse; muhalefetin içinde bulunduğu şartlara göre rasyonelleşemediği, gerekli değişim ve dönüşümleri gerçekleştiremediği ve peş peşe kaybettiği seçimlere rağmen bir türlü koltuğu bırakmak istemeyen liderleri sebebiyle “hantal” ve “işe yaramaz” bir hal aldığı aşikâr.

 

Ülkemizde mevcut muhalefet geleneği, iktidara karşı olan ideolojik itirazların toplamına indirgenmiş bir halde ve muhalefet partileri var olan sorunların çözümüne yönelik güncel, gerçekleştirilebilir ve işe yarar söylem ve araçlara sahip değiller. Bu sebepten ötürü, ana muhalefet partisi CHP başta olmak üzere muhalefet partilerinin, toplumda işsizlik gibi kemikleşmiş sorunlara yönelik çözümleri de somut ve açık bir niteliğe sahip değil. Mevcut problemlere çözümler sunacak kadroların müphemliği, takip edilecek yol haritasının net olmaması gibi temel sorunlarından ötürü hayli zayıf olan muhalefetin, var olduğu şekilde devam ettiği sürece ayırımcılığa, hukuksuzluklara, hak ihlallerine ve kötü yönetime karşı güçlü bir duruş sergilemesi beklenemez.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.