Türkiye’de Sivil Toplumun Geleceği

Türkiye’de yaşanan sosyal, siyasi ve iktisadi birçok krizin çözüm kapısı sivil toplum olabilir. Ancak bunun için sivil toplumun önce kendi handikaplarına çözüm üretmesi gerekiyor. Sivil Toplum ve Medya Çalışmaları Derneği’nin Chrest Vakfı ve Friedrich-EbertStiftung desteği ile hazırladığı “Sivil Toplum İhtiyaç ve Motivasyon Araştırması” adlı rapor, Türkiye’de sivil toplumun durumuna, sorunlarına ve beklentilerine ışık tutuyor.

türkiye'de sivil toplumun geleceği

Türkiye’de sivil toplum ne durumda? Siyasi iklimden etkileniyor mu? Hangi sorunları aşamıyor? Gönüllüler hangi motivasyonla hareket ediyor? Ne hissediyorlar? Gelecekten ne bekliyorlar? Türkiye’deki sivil toplum ve medya ekosistemine bağımsız bir zemin sağlamak amacıyla kurulan Sivil Toplum ve Medya Çalışmaları Derneği’nin Chrest Vakfı ve Friedrich-EbertStiftung desteği ile hazırladığı “Sivil Toplum İhtiyaç ve Motivasyon Araştırması” adlı rapor bu sorulara cevap arıyor.  

 

Raporda, katılımcılara sivil toplumun sorunları açık uçlu olarak sorulduğunda bütçe kısıtı ilk sırada yer alıyor. Bu durum, sivil toplumun üç finansal kaynağı olan fonlar, iş birlikleri ve kitle-fonlamadaki yapısal sorunlardan kaynaklanıyor.

 

Finans Kaynakları

 

Fonlar sivil toplumun en önemli finans kaynağı, ancak bünyesinde birçok handikap barındırıyor. 

 

Bunlardan ilki, bürokratik süreçler. Bürokratik süreçler fonun hüviyetine göre değişiklik gösteriyor. Avrupa Birliği tarafından verilen fonlar başvuru ve değerlendirme aşamasında, devlet kurumları tarafından verilen fonlar ise izleme aşamasında ciddi bürokrasi gerektiriyor.  

 

İkincisi, bilgi maliyeti. Fonlara nasıl başvurulacağını bilmek, destek almayı hak edecek kurumsallık düzeyi kadar önemli. Başvuru formunda anahtar kelimeler belirtilmediği takdirde sivil toplum kuruluşunun faaliyetlerine uzun süredir devam ediyor olması, nitelikli insan kaynağına sahip olması, tüzel bir kişiliğe sahip olması gibi kurumsallaşmayı gösteren birçok faktör fon başvurularında önemli ölçüde anlamsızlaşıyor.

 

Üçüncüsü, değerlendirme süreci. Değerlendirme süresinin uzun olması, değerlendirme kriterlerinin şeffaf olmaması, başvuruyu değerlendiren uzmanın kişisel görüşlerinin değerlendirmede başat faktör olması, önde gelen olumsuzluklar arasında yer alıyor.  Aynı zamanda değerlendirme sürecine ilişkin “kayda değer” durumu öğrenebilmek belli sosyal ağlara dahil olmayı gerektiriyor.

 

Sivil toplum kuruluşlarının bir diğer finansal kaynağı, iş birlikleri. Türkiye’de sivil toplumun başka kurumlarla iş birliği sürecinde fasit bir daire söz konusu. Sivil toplum kuruluşları başka kurumlarla iş birliği yapmak için kurumsallaşmaya, kurumsallaşma için iş birliklerine ihtiyaç duyuyor. İşsiz sayısının yüksek ama iş verecek nitelikte kimsenin olmadığı istihdam piyasasına benzer şekilde burada da bir beceri uyumsuzluğu oluşuyor. Örneğin Denge ve Denetleme Ağı tarafından hazırlanan “Afetlerde Sivil Toplum” adlı raporda, deprem sonrası dönemde dezavantajlı grupların daha da dezavantajlı hale geldiği, deprem bölgesine yapılan yardımların tek tipleştiği, dezavantajlı grupların ihtiyaçlarına yönelik çözüm önerilerinin geliştirilmesi gerektiği belirtiliyor. Bu bağlamda, depremzede dezavantajlı grupların farklılaşan ihtiyaçlarına yönelik bölgede o konuda uzmanlaşmış sivil toplum kuruluşları ile hem özel sektörün hem de kamu kurumlarının iş birliği geliştirmesi gerekiyor, ancak sivil toplum gerekli kurumsallaşmayı sağlayamadığı için tüm paydaşlar aynı şeyi talep ediyor olsa dahi böyle bir iş birliği gerçekleşemiyor.

 

Sivil toplumun üçüncü finansal kaynağı olan kitle fonlama ise yaygın bir kullanım alanına sahip değil. Türkiye’de sivil toplum, genel itibarıyla yardım ve bağış faaliyetleriyle ilişkilendiriliyor. Bu sebeple sivil toplum, yardım ve bağış haricindeki alanlarda kitlesini finansal destek için ikna etmekte zorlanıyor. Diğer taraftan, birçok kitle fonlama platformu ödemeleri döviz üzerinden alıyor ve yüksek oranlı komisyon talep ediyor. Bu durum hem bağış alan hem de bağış yapan kişinin motivasyonunu azaltıyor.

 

Kurumsal ve Toplumsal Destek 

 

“Sivil Toplum İhtiyaç ve Motivasyon Araştırması” raporunda bütçeden sonra öne çıkan sorun ise kurumsal/toplumsal destek bulamama.

 

Sivil toplum faaliyetlerinin görünürlük kazanması ve kitleselleşmesinin önünde önemli toplumsal ve dijital bariyerler bulunuyor. Mevcut sosyal medya platformlarının algoritmaları -özellikle bugünlerde- ortaya konan çalışmaların kitleselleşmesini önemli ölçüde etkiliyor. Etkileşim genelde belli sosyal sinyallemeler etrafında oluşuyor. Bu sinyallemelerin dışında kalan duyuru ve içerikler arka planda kalıyor. Bununla birlikte, sosyal sinyalleme etrafında oluşan etkileşim kümelerine önemli ölçüde sadakat gösterilmesi gerekiyor. Sosyal medyada hedef kitlenin duygu ve düşüncelerini etkileyen kişi ve kurumların işaret ettiği şekilde davranmadığınız taktirde dijital tecrit başlıyor.

 

Bu duruma paralel şekilde, kitleselleşme de zorlaşıyor. Gündemin hızlı değişmesi, siyasetteki çıkar grupları arasındaki çatışmanın sivil toplum gönüllüleri arasında duygusal yük oluşturması, siyasi tercihlerin toplumsal kimlik olarak algılanması, sivil toplum kuruluşlarının önünde toplumsal bir bariyer olarak duruyor. 

 

Burada, 2023 seçimlerine ayrıca bir parantez açmak gerekiyor. Seçim döneminde Altılı Masa’nın cumhurbaşkanı adayı uzunca bir süre belirsiz kaldı. Bu dönemde “doğru aday” tartışmalarına birçok sivil toplum mensubu iştiyakla katıldı. “Bu seçim o seçim” motivasyonuyla devam eden bu tartışmalar, Kılıçdaroğlu’nun adaylığının açıklanması ile enerjisini Cumhur İttifakı’na doğru yöneltti. Olası bir Millet İttifakı iktidarını muhtemel gören birçok sivil toplum kuruluşu politik bir zemine kaydı ve birçok sivil toplum gönüllüsü milletvekili adayı oldu. Hem Cumhur İttifakı hem Millet İttifakı’nın oluşturduğu kritik seçim algısı bu politize olma motivasyonunu iyice tetikledi. Ancak seçim Cumhur İttifakı lehine sonuçlandı. Sonuç itibarıyla Millet İttifakı’nın yanında konumlanan sivil toplum iki çıkmaza düştü. İlki, Kılıçdaroğlu’nun adaylığının açıklanmasıyla adaylık öncesi kendisine getirilen eleştiriler yokmuş gibi yapılmaya çalışıldı. İkincisi, seçimi kaybetmesiyle Kılıçdaroğlu eleştirileri yeniden dillendirilmeye başlandı. Neticede Millet İttifakı’nın yanında konumlanarak hem olası bir iktidar değişikliğinde talep edeceği imtiyazları elde edememiş hem de “politika bizi ayrıştırıyor, hep beraber müşterekler üzerinde birleşelim” deme meşruiyetini yitirmiş oldu.

 

Raporda savunucular ve uzmanlar arasında dile getirilen başka bir sorun ise insan kaynağı.

 

İnsan Kaynağı

 

Sivil toplum, yapısı gereği belli bir alana yönelik çözüm ürettiği için belli bir alanda uzman olan insan kaynağına ihtiyaç duyuyor. Bu uzmana ulaşmak, ulaştıktan sonra onu çalışmalara dahil etmek, dahil ettikten sonra devamlılığı sağlamak büyük gayret gerektiriyor. Sivil toplum sosyal etkiyi öncelediğinden, sosyal etki de uzun erimli bir motivasyon gerektirdiğinden, Türkiye gibi gündemin çok hızlı değiştiği bir ülkede insan kaynağının hedefe tutunma iştiyakını sürdürmek hayli emek istiyor.

 

İnsan kaynağı sağlamanın iki yolu var: Birincisi profesyonel, ikincisi gönüllülük esasına dayalı. Sivil toplum, gönüllülük üzerine kurulu ama kurumsallaşma ve nitelik profesyonel bir ilişkiye ihtiyaç duyuyor. Bu sebeple insan kaynağı yönetilirken gönüllü-profesyonel dengesinin bozulmadan devam etmesi gerekiyor.

 

Sivil toplumda yer alan uzmanlar birbirine mecbur ama mahkûm değil. Gönüllülük faaliyetlerinin başladığı fikir evresinde düşünceler öndeyken fikir olgunlaşmaya başladıkça kişilerin egoları ön plana çıkıyor. Fikir ortak olsa dahi kişilerin uyumu da önemli bir etken oluyor.

 

İnsan kaynağı kısıtının başka bir veçhesi de sivil toplum gönüllülerinin sivil toplum faaliyetlerine ayırabildiği zaman.

 

Türkiye’de sivil toplum gönüllülerinin faaliyetlere ayırabildiği zaman son derece kısıtlı. OECD iş-yaşam dengesi verilerine göre Türkiye; Meksika, Kolombiya ve Kosta Rika’dan sonra listenin sonunda yer alıyor. İş-yaşam dengesini oluşturan göstergelere daha detaylı baktığımızda Türkiye’de haftada ortalama 50 saat veya daha fazla çalışanların toplam istihdam içindeki oranı yüzde 25. Bu göstergede Türkiye, Meksika’dan sonra listenin en aşağısında yer alıyor. Tatile ve boş zamana ayrılan süreye bakıldığında ise Türkiye’nin 41 ülke içinde 28’inci sırada yer aldığı görülüyor. Bir sivil toplum gönüllüsünün faaliyetlerine maişet kaygısı gütmeden devam edebilmesi için halihazırda bir işte çalışması gerekiyor, ancak bir işe girdiğinde gönüllülük faaliyetleri için son derece kısıtlı bir zamanı oluyor.

 

Sonuç itibarıyla, Türkiye’de yaşanan sosyal, siyasi ve iktisadi birçok krizin çözüm kapısı sivil toplum olabilir. Ancak bunun için sivil toplumun önce kendi handikaplarına çözüm üretmesi gerekiyor.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.