Ülke Seçim Barajı Tartışmaları

Cumhur İttifakının yüzde 7’lik baraj üzerinde mutabık kalmasının anlamı nedir? İlk bakışta bu rakam, MHP’nin vücut ölçülerine göre dikilmiş bir elbise gibi görünmektedir. Barajın daha önceleri bazı AKP’li yetkililer tarafından telaffuz edilen yüzde 5’e indirilmemiş olmasının sebebi de siyasi görünmektedir. AKP’den en çok oy koparması beklenen Gelecek, Deva ve Saadet Partilerinin yüzde 5’i geçmeleri, yüzde 7’ye oranla çok daha muhtemeldir. İktidar blokunun arzusu bir demokratik değişim olsaydı, yüzde 3-4 gibi çok daha makul bir düzey kabul edilebilirdi.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Son günlerde siyaset gündeminin önemli maddelerinden biri de yüzde 10’luk ülke seçim barajının indirilmesi konusudur. AKP ve MHP yöneticileri, yüzde 7’lik bir ülke barajı üzerinde mutabık kaldıklarını açıklamışlardır. Bu durumda yüzde 7’lik ülke barajı kesinleşmiş, Sayın Bahçeli’nin ifadesiyle “tescillenmiş” görünmektedir.

 

Ülke seçim barajı, nisbî temsil sistemini uygulayan bazı ülkelerde ülke düzeyinde geçerli oyların belli bir yüzdesinden az oy alan partilerin parlamentoya milletvekili gönderememeleridir. Bazı nisbî temsil ülkelerinde uygulanan bu barajın amacı, parlamentodaki aşırı parçalanmayı önlemek, dolayısıyla hükümet istikrarını güçlendirmektir. Ülke seçim barajını uygulayan ülkeler arasında, demokratik niteliklerinden kuşku duyulmayacak Almanya (yüzde 5) ve İsveç (yüzde 4) gibi ülkeler de vardır.

 

Çok partili hayata geçilmesinden bu yana birçok seçim sistemini denemiş olan Türkiye’de ülke barajı, Milli Güvenlik Konseyi döneminde çıkarılan 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu ile yüzde 10 olarak yaratılmış ve günümüze kadar çeşitli eleştirilere rağmen varlığını korumuştur. Konsey’in bu tercihinin gerisinde, 1980-öncesi dönemde MSP ve MHP gibi küçük radikal partilerin siyasal kutuplaşmayı arttırdığı, dolayısıyla parlamento dışında tutulmaları gerektiği düşüncesi yatmaktaydı. Daha genel olarak General Evren ve arkadaşları, koalisyon hükümetlerinden de kaçınılması gerektiği kanısındaydılar. Evren’in şu sözleri bu bakış açısını çok iyi yansıtmaktadır: “Benim görüşüme göre TBMM’de ne kadar çok parti bulunuyorsa o nisbette de koalisyon doğacaktı. Amerika ile İngiltere’ye baktığımızda burada iki ana parti mevcut olup, diğer partiler bir varlık gösteremiyorlar ve hükümetler de iki seçim arasında sık sık düşürülüp krizler yaratıldığı gözlemlenmiyordu. Bizde de orada olduğu gibi iki büyük partinin bulunmasını, iktidarın bu iki parti arasında el değiştirmesini çok arzu ediyordum.” (Kenan Evren, Kenan Evren’in Anıları, Cilt 4, İstanbul, 1998, s. 230).

 

Yüzde 10 barajının kabulünden bu yana neredeyse 40 yıl geçmiş ve bu sürede birçok farklı hükümetler göreve gelmiş olduğu halde barajın aynen korunmuş olması ilginçtir. Bunun temel nedeni, yüzde 10 barajının iktidardaki büyük partilerin avantajına olması, dolayısıyla onların bu hükmü değiştirmek istememeleridir. Bu süre içinde yüzde 10 barajı, Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde dava konusu olmuş, ancak her ikisinden de olumlu sonuç alınamamıştır.

 

AYM, 1995 yılında verdiği, çeşitli yönlerden çok tartışmalı kararında, seçim çevresi barajını iptal etmiş ancak ondan çok daha ağır sonuçları olan ülke barajını iptal etmemiştir (E. 1995/54, K. 1995/59, 18.11.1995). AİHM de 2007 yılındaki kararında, Sözleşmenin üye devletlere belli bir seçim sistemini empoze etmediği ve bu konuda onlara takdir hakkı tanıdığı gerekçesiyle, Türkiye’deki yüzde 10 ülke barajını Sözleşmeye aykırı bulmamış, ancak bunun Avrupa’daki en yüksek baraj olduğuna ve aşırılığına işaret etmiştir (Yumak and Sadak v. Turkey, Application no. 10226/03, 21 November 2007).

 

 

1982 Anayasası da belli bir seçim sistemi belirlememiş, bu konuyu Meclis’in takdirine bırakmıştır. Ancak 1995 Anayasa değişikliğiyle 67’nci maddeye “Seçim kanunları, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenir.” fıkrası eklenmiştir. Birbirinin karşıtı olan bu iki ilkenin nasıl bağdaştırılabileceği tartışmalıdır. Ancak madde, saf çoğunluk ve saf nisbî temsil sistemlerinin kabulü önünde engel oluşturmakta, bu iki uç nokta arasında TBMM’ye geniş bir takdir yetkisi bırakmaktadır (Ergun Özbudun, Türkiye’de Parti ve Seçim Sistemi, İstanbul, 2011, s. 111).

 

Barajın Yüzde 7’ye Düşürülmesinin Siyasi Gerekçeleri

 

Bu olgular ışığında, iki Cumhur İttifakı partisinin yüzde 7’lik baraj üzerinde mutabık kalmasının anlamı nedir? İlk bakışta bu rakam, MHP’nin vücut ölçülerine göre dikilmiş bir elbise gibi görünmektedir; çünkü seçim araştırmalarının hemen hepsi, MHP oylarını yüzde 7 civarında göstermektedir. Barajın daha da düşük seviyeye, meselâ daha önceleri bazı AKP’li yetkililer tarafından telaffuz edilen yüzde 5’e indirilmemiş olmasının sebebi de siyasi görünmektedir. AKP’den en çok oy koparması beklenen Gelecek, Deva ve Saadet Partilerinin yüzde 5’i geçmeleri, yüzde 7’ye oranla çok daha muhtemeldir. İktidar blokunun arzusu bir demokratik değişim olsaydı, yüzde 3-4 gibi çok daha makul bir düzey kabul edilebilirdi. Öte yandan bazı muhalefet temsilcilerinin savunduğu gibi, ülke barajını tümüyle kaldırmak sakıncalı sonuçlar doğurabilir. Özellikle iki rakip blokun milletvekili sayılarının birbirine çok yakın olduğu durumlarda, yüzde 1 veya 2’lik marjinal partiler, geçmişte örnekleri görüldüğü gibi, kral yapıcı konumuna gelebilirler ve güçleriyle orantılı olmayan tavizler elde edebilirler.

 

Ancak bütün bu düşünceler, partiler arası seçim ittifaklarının olmadığı bir sistemde geçerlidir. 2018 yılında âla-yı vâlâ ile getirilmiş olan seçim ittifakı sisteminin terk edilmesi ise çok uzak bir ihtimaldir. Bu durumda barajın yüzde 7’ye indirilmiş olmasının hiçbir pratik sonucu olmayacaktır. Medyada seçim sistemi üzerinde daha başka değişikliklerin, meselâ dar bölge (doğru ifadesi, tek isimli basit çoğunluk sistemi) veya daraltılmış bölge sistemlerinin de konuşulduğu yolunda haberler çıkmaktadır. Ancak kanımca bu da çok uzak bir ihtimaldir. Çünkü küçük ortak MHP böyle bir değişiklikten büyük zarar göreceği için buna şiddetle karşı çıkacaktır.

 

Her durumda bu değişiklikler 2021 Kasım ayından önce yapılamayacağı için Anayasanın 67’nci maddesi gereğince 2022 Kasımından önce uygulanamaz. Bu da erken seçim alternatifinin büyük ölçüde anlamsız hale gelmesine yol açacaktır. Her şeye rağmen böyle bir değişiklik gerçekleştiği takdirde, bunu başka bir yazımda ele almayı düşünüyorum.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.