Üniversite Giriş Sınavında Sıfır Çekenlerin Düşündürdükleri

Sıfır net yapan adaylar olgusu kamuoyunun dikkatini çok çeken bir olgudur ancak Türkiye eğitim sistemi sıfır net yapan adaylardan çok daha önemli sorunlara sahiptir. Ortaöğretimden mezun olan öğrencilerin önemli bir oranı temel becerilere sahip olmadan sistemden mezun olmaktadır. Bu durum hem ulusal üniversiteye geçiş sınavlarında hem de PISA gibi uluslararası başarı kıyaslama çalışmalarında görülmektedir.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Her yıl üniversite giriş sınavının açıklanmasıyla birlikte sıfır net yapanlar gündeme gelir. Aslında sıfır çekmek demek hiçbir soruya doğru cevap vermemek değildir. Puanın hesaplanması için yeterli nete sahip olmamak, yani farklı testlerde 0,5 netten daha az yapmak demektir. Daha açık ifade ile Matematik veya Türkçe testinde 1 doğru 2 yanlış veya 2 doğru 6 yanlış 0,5 nete karşılık gelir. Öğrencilerin puanın hesaplanabilmesi için Matematik veya Türkçe testlerinde 0,5 nete ulaşması gerekir.

 

Sıfır çeken aday sayısını büyüklüğü eğitim sisteminin kalitesi sorunu ile ilişkilendirilebilir. Sıfır net yapan adaylara ilişkin sayılar 2000’li yılların ortasından günümüze kadar bazen 10 binler civarında bazen de 50 binlere yaklaşmaktadır. Maalesef, bu öğrencilerin kim olduğu, hangi okullardan geldiği ve hangi özelliklere sahip olduğuna ilişkin bir analiz Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından yapılmamaktadır. Sıfır net yapan adaylar sorunu herkes açısından incelenmesi gereken ve eğitim sistemimizin özellikle de ortaöğretimin performansı hakkında fikir verme potansiyeline sahip bir konudur. Bu çerçevede bu yazıda sıfır net yapan adaylardan hareketle eğitim sisteminin kalitesi tartışılacaktır.

 

Eğitim Sistemindeki Kronik Kalite Sorunu

 

Adayların ortalama net oranı ile bir doğru yapma oranlarına bakıldığında aslında eğitim sistemindeki kalite sorunun sıfır net yapan adaylar olgusundan çok daha kronik bir halde olduğu görülebilir. 2018 yılından itibaren uygulanan Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nın ilk kısmı olan Temel Yeterlilik Testi’ndeki ortalama netlere bakıldığında ortalama netlerin düşüklüğü görülebilir. Temel matematik testinde 40 soruda adaylar ortalama 6 netten daha az net yapmışlardır.

 

 

YKS’nin ikinci kısmı olan Alan Yeterlilik Testleri ortalamaları da başarı düzeyinin düşüklüğünü göstermektedir.

 

 

 

AYT’ye adayların tercihlerine bağlı olarak doğrudan ilgili adaylar katılmaktadır. Daha açık ifade etmek gerekirse, sosyal alandan bir programa yerleşmek isteyen kişiler fizik, kimya gibi testleri genellikle çözmemektedir. Fizik, kimya, biyoloji gibi testleri sayısal alandan sınava giren adaylar çözmektedir. Bu durum dikkate alındığında, ortalama netlerin oldukça düşük olduğu görülmektedir.

 

Türkiye’de üniversiteye giriş sınavları yeterlilik esaslı değil, sıralama esaslı sınavlardır. Dolayısıyla net ortalamalarının yıllar içindeki değişim, öğrenci başarısındaki eğilimi göstermemektedir. Ancak, 2018-2020 yılları arasında öğrencilerin farklı testlerde çok düşük düzeyde net yapması eğitim sisteminin temel becerileri öğretme konusunda eksikliğini göstermektedir. Bu verileri sıfır net yapan adaylar verisi ile birleştirdiğimizde karşımızda çok daha ciddi bir sorun olduğunu görebiliriz. Bu olumsuz tabloyu uluslararası öğrenci başarıları değerlendirme çalışmaları ile kıyasladığımızda eğitim sistemindeki nitelik sorunu daha açık bir şekilde görülebilir. Bu anlamda TYT ve AYT netlerini PISA 2018 çalışmaları ile kıyaslayacağız.

 

 

Üniversite giriş sınavından gördüğümüz kalite sorunu aslında çoğunluğu lise öğrencilerinden oluşan PISA çalışmasında da görülmektedir. Türkiye’nin PISA 2018 sonuçlarına bakıldığında okumada 466 puanla 78 ülke arasında 40., matematikte 454 puanla 42. ve fende 468 puanla 39. sırada olduğunu görmekteyiz. Karşılaştırmayı OECD ülkeleri ile sınırlarsak okumada 31., matematikte 33. ve fende 30. sıradayız. Buna ilaveten Türkiyeli öğrencilerin performansı OECD ortalamalarına göre okumada 21, matematikte 35 ve fende 21 puan daha altta olduğumuzu göstermektedir.

 

PISA çalışmalarında sıralama ve ortalama puanlardan daha anlamlı olan bir veri öğrencilerin hangi yeterlilik düzeyinde performans sergilediği hususudur. PISA’da 2. Düzey temel yeterlilik düzeyi olarak; 5. Düzey ve 6. Düzey ise üst düzey performans olarak tanımlanmaktadır. PISA 2018 verilerine göre, Türkiye’deki öğrencilerin üç alanda da temel yeterlilik düzeyinin altındaki öğrenci oranlarının OECD ortalamasının hayli üzerinde olduğu ve üst düzey performans sergileyen öğrenci oranın ise çok daha düşük olduğu görülmektedir. Okuma ve fen alanında öğrencilerin dörtte birinden fazlası, matematik alanında ise üçte birinden daha fazlası temel yeterlilik düzeyine erişememiştir.

 

 

 

Eğitimsel Eşitsizliklerin Büyüklüğü

 

Öğrencilerimizin performansını etkileyen faktörlerden birisi de öğrencinin devam ettiği okul türüdür. Devam edilen okul türüne göre yapılan karşılaştırma eğitim sistemimizdeki farklılıkların inanılmaz boyutlara çıktığını göstermektedir. Aşağıdaki tablo okul türlerine göre PISA 2018 sonuçlarını vermektedir. Okul türleri arasında ciddi farklar olduğu hemen görülmektedir. Anadolu İmam Hatip Liseleri, Mesleki ve Teknik Anadolu Liseleri, güzel sanatlar liseleri ve çok programları Anadolu liseleri Türkiye ortalamasının altında performans sergileyen okul türleridir. Dahası, en başarılı okul türleri ile en başarısız okul türleri arasındaki öğrenci farkları fen liseli öğrenciler ile çok programlı Anadolu lisesi öğrencileri arasında okumada 190, matematikte 218 ve fende 182 puan farkı vardır. Ülkemizde kronikleşmiş hale gelen kalite farklarının okul türleri bazında görünümü budur.

 

 

PISA’da bir öğretim yılana denk düşen puan hesabı yapılmaktadır. Buna göre yaklaşık 30 puan bir öğretim yılına denk düşmektedir. Bu hesaba göre Fen liseleri ile çok programlı lise öğrencileri arasında 6-7 öğretim yılı, imam hatip liseleri, mesleki ve teknik liseler ile güzel sanatlar liseleri arasında ise 5-6 öğretim yılı fark vardır. Daha somut ifade etmek gerekirse, 15 yaşındaki fen lisesi öğrencileri 12. sınıf düzeyinde performans sergilerken çok programlı lise öğrencileri 5-6. sınıf düzeyinde imam hatip liseleri, mesleki ve teknik liseleri öğrencileri ise 6-7. sınıf düzeyinde bir performans sergilemektedir.

Bültenimize Üye Olabilirsiniz

Okul türleri arasındaki eşitsizlik olgusu üniversiteye girişte de görülmektedir. Fen liseleri ve sosyal bilimler liseleri mezunlarının yarısı bir lisans programına yerleşirken, bu oran farklı türlerdeki meslek liseleri mezunlarında %10’dan çok daha düşüktür.

 

Eğitimsel eşitsizliği gösteren bir diğer veri ise bölgesel olarak öğrenci başarılarının nasıl farklılaştığı hususudur. Aşağıdaki tabloda bölgelere göre PISA 2018 ortalamalarının dağılımı gösterilmektedir.

 

 

Tablonun geneli ülkemizin kalite açısından adete ikiye bölündüğünü göstermektedir: Türkiye ortalamasının üzerinde ve altında kalanlar olarak. Genelde ülkenin batısında yer alan bölgelerde yaşayan öğrenciler daha iyi performans sergilerken doğusundaki bölgelerde yaşayanlar daha zayıf performans sergilemişlerdir. En başarılı olan Batı Anadolu ile en başarısız Ortadoğu Anadolu bölgeleri arasındaki puan farkı Okumada 92, Matematikte 61 ve Fende 65’dir. Bu ise bu bölgeler arasında 2-3 öğretim yılı başarı farkı olduğunu göstermektedir.

 

Sonuç

 

Sıfır net yapan adaylar olgusu kamuoyunun dikkatini çok çeken bir olgudur ancak Türkiye eğitim sistemi sıfır net yapan adaylardan çok daha önemli sorunlara sahiptir. Ortaöğretimden mezun olan öğrencilerin önemli bir oranı temel becerilere sahip olmadan sistemden mezun olmaktadır. Bu durum hem ulusal üniversiteye geçiş sınavlarında hem de PISA gibi uluslararası başarı kıyaslama çalışmalarında görülmektedir. Bir diğer husus ise okullar, bölgeler ve sosyoekonomik olarak eşitsizlik oldukça büyük bir düzeydedir. Bu ise çok daha önemli bir meseledir. Eğitim sistemi, toplumsal hareketlilik için fırsatlar sunmaktan ziyade eşitsizlikleri yeniden ve yeniden üreten bir sisteme dönüşmüştür. Kalite ve eşitsizlik meselesi temel politika önceliği haline getirilmelidir. Her öğrencinin sistemden mezun olmadan önce temel becerileri elde etmesi sağlanmalı ve eğitimsel eşitsizlikleri azaltmaya yönelik ek tedbirler alınmalıdır.

 

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.