Washington Çin-Arap İlişkilerinde Zamanı Geri Alamaz

Netanyahu, Çin ziyaretiyle Amerika’nın gözünü korkutabileceğini düşünüyorsa İsrail’e uluslararası arenada her daim diplomatik destek veren ve İran’a karşı sürdürdüğü mücadelede gerekli teçhizatı sağlayan ülkenin kim olduğunu hatırlamalı.

washington çin arap ilişkileri

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu önümüzdeki ay Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’le bir araya gelerek Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile çektirdiği, 2019’daki seçim kampanyası sırasında da billboardlara taşınan fotoğrafa benzer bir fotoğraf verecek.

 

Söz konusu billboardlarda “Netanyahu, farklı bir lig” yazıyordu.

 

Ne yazık ki hem Netanyahu hem de Putin küme düştü; ikisi de artık ortalıkta birlikte görünmemenin utanç verici bulunduğu liderler listesinde yer alıyor.

 

Netanyahu, Xi’ye yapacağı ziyaretle ABD Başkanı Joe Biden’a kafa tutmuş olacağını ve İsrail kamuoyuna da İsrail’in başka seçenekleri olduğunu göstereceğini sanıyorsa, bunu bir kez daha gözden geçirse iyi eder. Kabul edelim ki Çin, ABD’nin en önemli rakiplerinden biri. Küresel hegemonya mücadelesinde de baş rakibi olabilir. Yine de Çin’in uluslararası nüfuzunu sağlamlaştırmak için ihtiyaç duyduğu stratejik aktör İsrail değil. Bu ziyaret gerçekleşsin ya da gerçekleşmesin, hâlihazırda Çin, Ortadoğu’da (İsrail ekonomisinin önemli bir kısmı da dahil olmak üzere) kayda değer bir diplomatik ve ekonomik birikim elde etmiş durumda.

 

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Riyad’ın Çin’e doğru sürüklenişini durdurmak amacıyla Haziran ayı başında Suudi Arabistan’a ziyarette bulundu. Blinken, Amerika’nın Krallık’la ortaklığını derinleştirme konusunda ne kadar kararlı olduğunu anlatırken kelimeler kifayetsiz kaldı; gördüğü karşılamadan ve Suudilerin IŞİD’le mücadeleye katkılarından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Ancak mevkidaşı Prens Faysal bin Farhan farklı bir tondan konuşuyordu. Faysal, “Çin’in bölgede ve dünyada ekonomik etkisi” arttıkça Çin ile işbirliğinin de “büyümesinin ihtimal dahilinde olduğunu” açıkça ifade etti. Ancak “ABD ile güvenlik konusunda hala güçlü bir ortaklığımız var” diye de belirtti.

 

Krallık’ın dış ilişkilerini çeşitlendirme niyetine ya da başka bir deyişle dünyayı ABD’nin yanında ve karşısında olanlar olarak ayıran geleneksel ikilikten uzaklaşmaya çalıştığına dair şüphe kalmışsa şayet, Blinken ayrıldıktan sadece birkaç gün sonra Riyad’da düzenlenen Arap-Çin İş Konferansı durumu netleştirerek şüpheleri giderdi.

 

23 ülkeden temsilcinin ve Çin’den de yaklaşık olarak 1.200 delegenin katıldığı konferansın ilk gününde toplam 10 milyar dolarlık (Çin’in Suudi Arabistan’da elektrikli otomobil üretip yurtdışına ihraç etmesi için 6 milyar dolar da dahil) yatırım mutabakatı imzalandı. Üç haftadan kısa bir süre sonra da aralarında altı bakan ve bakan yardımcısının da bulunduğu 24 kişiden oluşan bir Suudi heyeti Çin’deki Yaz Davos Forumu’na katıldı.

 

Çin’in Ortadoğu’daki Varlığı

 

Suudi Arabistan ve Çin arasındaki bir önceki yıl 87 milyar dolar olan ikili ticaret hacmi 2022’de 116 milyar dolara yükseldi. Çin’in Krallık içindeki faaliyetleri ise genetik bilimi şirketi BGI’ın ülkede bir araştırma laboratuvarı açmasından Haichang Ocean Park Holdings’in devasa bir eğlence parkı kurma planlarına kadar uzanıyor.

 

Çin, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile de kapsamlı bir ticaret ilişkisi içinde. Katar ile 2050 yılına kadar 60 milyar dolar değerinde doğal gaz satın almaya yönelik bir anlaşma imzaladı. Irak’ın petrol ve doğal gaz sahalarının geliştirilmesinde büyük bir yatırımcı olarak yer alıyor ve ülkede rafineriler, enerji santralleri, okullar ve konutlar inşa etmeyi planlıyor. 2021 yılında Irak, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında Çin yatırımlarının en önemli hedefi oldu. Hâlihazırda Irak’ın petrol ihracatının yüzde 30’u Çin’e yapılıyor ve bu da Irak’ı ülkenin en büyük üçüncü petrol tedarikçisi haline getiriyor.

 

Çin’in Irak’taki ekonomik varlığı, hükümette büyük bir siyasi yarılmaya neden oldu. Irak parlamentosunda, Çin ile işbirliğini genişletmek isteyen Şii temsilcilerinden oluşan bir “İpek Yolu” koalisyonu kuruldu. Bu koalisyonun karşısında ise Irak’ın giderek Çin’e daha bağımlı hale geliyor olmasına karşı çıkan ve başını etkili ayrılıkçı dini lider Mukteda El Sadr’ın çektiği bir diğer koalisyon yer alıyor.

 

Hükümet Irak’ta Grand Faw Limanı inşası ihalesini Çinli bir şirket yerine Güney Koreli bir şirkete verdiğinde, İpek Yolu koalisyonu üyeleri Çin ile aralarındaki bağın sadece ekonomik bir meseleden ibaret olmadığını gösteren büyük gösteriler düzenledi.

 

Irak’ta Çin’e ilişkin olarak yürütülen siyasi kavga, Çin’in önümüzdeki 25 yıl içinde 400 milyar dolarlık yatırım taahhüdünde bulunduğu bir yatırım anlaşması imzaladığı İran’la olan yakın ilişkileriyle ilgili. Bu yatırım karşılığında Çin, İran’daki petrol ve gaz sahalarını geliştirmek için lisans hakkı, son derece düşük bir fiyattan petrol tedariki ve petrol sahalarının korunmasında aktif katılım alacak. Başka bir deyişle, Çin askeri anlamda İran’da bulunuyor olacak.

 

Bu anlaşmanın tam olarak hayata geçirilmesi, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarını kaldırmasına bağlı, zira Çin’in bu yaptırımları açıkça ihlal etmek gibi bir niyeti yok. Ancak Rusya İran’a Su-35 savaş uçakları satmaya karar verirse, muhtemelen Çin de bu sürece katılacak.

 

Çin ilkesel olarak Ortadoğu’daki askeri çatışmalarda aktif olarak yer almıyor. ABD ve Rusya’nın aksine, hiçbir zaman bölgeye asker göndermedi ve Suriye, Irak ya da Yemen’de “Çin yanlısı” milisler bulunmuyor. Bölgeye yaptığı silah satışları artıyor olsa da şimdiye kadar stratejik olmadı. Aslında doların statüsünü zayıflatmak için yuan kullanarak nüfuz satın alıyor. BAE ve Suudi Arabistan ile ikili alışverişlerinin bazılarında yuan kullanmasını sağlayacak anlaşmalar yaptı. İran’da da aynısını yaparak Tahran’ın ABD bankaları aracılığıyla dolar takasını engelleyen yaptırımları aşmasını sağladı.

 

Bunun yanında, Çin’in bölgede ekonomik kontrol kurma stratejisi, siyasi rekabetler doğurabilecek veya yönünü tayin etme kabiliyetini engelleyebilecek çatışmalardan kaçınmasını gerektiriyor. Bu nedenle de küresel imajına yatırım yapmaya başladı: Kendisini “iyi” gösterme çabasıyla medya kuruluşlarını ve gazetecileri “kucaklıyor”, fenomenler (influencer) yetiştiriyor ve sivil faaliyetlere katkıda bulunuyor. Bu taktik şu ana kadar işe yaramış görünüyor. Dubai merkezli halkla ilişkiler firması Asda’a BCW tarafından bu ay yayınlanan bir araştırmanın sonuçları, Çin’in genç Araplar arasında hem ABD hem de Rusya’dan daha popüler olduğunu gösteriyor. 18 Arap ülkesinde 18-24 yaş arası 3.600 kişinin dahil olduğu bu anket, Arap dünyasının gelecek neslinin görüşlerini yansıtıyor. 

 

Söz konusu araştırma, ABD’nin hâlâ Ortadoğu’daki en etkili ülke olarak görüldüğünü ve katılımcıların yüzde 72’sinin ABD’yi bir müttefik olarak gördüğünü ortaya koyuyor olsa da, ankete katılanların önemli bir kısmı bölgede daha az Amerikan müdahalesi görmek istiyor. Çin açısından en önemli ve ilginç bulgu, katılımcıların sadece yüzde 4’ünün Çin’in bölgede etkili olduğunu düşünmesi. Bu durum Çin’in kendi politikalarını dikte etmeye çalışan bir işgüzar gibi görünmemesine rağmen etki yaratma çabalarının işe yaradığını gösteriyor.

 

Bu statü, Çin’in çıkarlarına hizmet ettiği takdirde ülkeler arasında arabuluculuk yapmasına imkân tanıyor. Bu tür çabaların en dikkat çekici olanı Mart ayında İran ve Suudi Arabistan arasındaki uzun ve şiddetli çatışmaya son veren girişimiydi. Bu uzlaşmanın Ortadoğu’nun genelini nasıl etkileyeceğini bilmek için henüz çok erken ancak daha şimdiden Yemen’deki ateşkesin uzatılmasına, İran’a karşı ABD ve İsrail’in de dahil olduğu Arap koalisyonunun dağıtılmasına ve muhtemelen ABD ile İran arasında yeni bir nükleer anlaşma için dolaylı görüşmelerin yeniden başlamasına yol açtı.

 

İsrail bu büyük adımların hiçbirine taraf olmadığı gibi böyle bir etki statüsüne de sahip değil. Çin ile özellikle askeri alanda ve teknoloji konusundaki işbirliği, müttefiklerini kendi kampında tutmaya çalışan ve herhangi bir sapmayı da ortaklığa tahammül edilemez bir zarar vermek olarak gören ABD’nin şart ve koşullarıyla sınırlı.

 

Netanyahu, Çin ziyaretiyle Amerika’ya tehditkâr bir yumruk sallayabileceğini düşünüyorsa, hangi ülkenin İsrail’e hem uluslararası arenada otomatik diplomatik destek sunduğunu hem de İran’a karşı sürdürdüğü mücadele için gerekli teçhizatı sağladığını hatırlamalı. Yine de bu ziyaret ABD-İsrail ilişkilerinde bir çatlağa neden olmayacak, zira bu çatlak zaten var. Washington, Amerikan etki alanı ile Çin etki alanı arasında bir ikiliğin artık pek kullanışlı olmadığını kavramış durumda. ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan Mayıs ayında Washington Institute for Near East Policy’de yaptığı bir konuşmada ABD’nin Ortadoğu politikasına yön veren beş ilkeyi sıraladı: “Ortaklıklar, caydırıcılık, diplomasi ve gerilimi azaltma, entegrasyon ve değerler”.

 

Beyaz Saray’a danışmanlık yapan uzmanlar Amerika’nın nüfuzunun dayanaklarına zarar vermeden bu ilkelerden bazıları konusunda Çin’le işbirliği yapabileceğine inanıyor. ABD’nin etkileyici bir başarı elde edemediği bölgesel diplomasi ve Çin’in ekonomik çıkarlarına hizmet edecek ve ona kesintisiz enerji ürünleri tedariki sağlayacak bölgesel gerilimin önlenmesi söz konusu olduğunda bu kesinlikle doğru.

 

Washington zamanı geri çeviremeyeceğinin ya da Arap devletleri ile Çin arasında şu anda var olan kapsamlı işbirliğini geri alamayacağının farkında. En yakın müttefiklerine dahi kati kurallar dayatamaz.

 

Bu yazı Haaretz tarafından yayınlanmış olup, Evrim Yaban Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için buraya tıklayınız.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.