Washington’ın Müttefikleri Trump’ın Kazanmasından Neden Tedirgin?

İzolasyoncu ve ittifaktan ziyade ikili ilişkilere oturan dış politikası dolayısıyla Trump’ın kazanma ihtimali ABD’nin müttefiklerini endişelendiriyor. Ancak Trump, sorunun sadece görünen yüzü. Asıl mesele, Amerika’nın iç siyasetinde yaşadığı kriz, küresel siyasetini tanımlayamama durumu ve bu vizyonu şekillendirecek istikrarlı bir politika belirleyememesi.

Trump

ABD seçimlerine bir yıldan az bir süre kala yarışın adayları belli olmaya başladı. Ön seçimlerdeki performansıyla Donald Trump’ın mevcut Başkan Joe Biden’ın en muhtemel rakibi olması bekleniyor. Trump ve adaylığı arasındaki tek engel, Amerikan yargısının Trump’ın adaylığına bir şekilde mâni olma ihtimali. Trump hakkında açılan davaların birçoğu henüz sonuçlanmamışken, olası bir mahkûmiyet durumunun Trump’ın adaylık ihtimalini nasıl etkileyeceği konusu Amerikalılar için de ilk defa karşılaşılan bir durum. Diğer bir deyişle olası bir Trump’ın adaylıktan menedilme kararı, her ne kadar hukuki bir karar olsa da tarihe siyasal bir karar olarak geçecek.

 

Bu gelişmeler ışığında seçimlerin küresel siyaset üzerindeki etkisi ve jeopolitik yansımaları şimdiden hız kazanmaya başladı. Henüz Trump ve Biden arasında seçim kampanyaları başlamasa da dünya siyaseti bu iki adaylı seçimin olası sonuçlarını değerlendiriyor. Uluslararası siyasette tansiyon her geçen gün artarken, son dönemde ABD küresel düzeyde Çin ve Avrupa’da Rusya’ya karşı ittifak mimarisini şekillendirmeye çalışıyor. ABD’nin jeopolitik eksen oluşturma amacıyla kurguladığı ittifak yapısını güçlendirme politikası, seçimlerden çıkacak bir Trump zaferiyle sarsılabilir. İzolasyoncu ve ittifaktan ziyade ikili ilişkilere oturan dış politikası dolayısıyla Trump’ın kazanma ihtimali ABD’nin müttefiklerini endişelendiriyor. Ancak Trump, sorunun sadece görünen yüzü. Asıl mesele, Amerika’nın iç siyasetinde yaşadığı kriz, küresel siyasetini tanımlayamama durumu ve bu vizyonu şekillendirecek istikrarlı bir politika belirleyememesi.

 

Biden Dönemi İttifak Siyaseti

 

Soğuk Savaş’ın bitimi, dünya sahnesinde ABD hegemonyasının başlangıcını işaret etti. Fakat geçtiğimiz 10 yıl içinde yaşanan gelişmeler, bu düzenin dayanıklılığını test etti. Rusya’nın Kırım’ı ilhakı sonrası Ukrayna’yı işgal girişimi; ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi ve Ortadoğu’daki güvenlik yükümlülüklerini azaltma sinyalleri; uluslararası hukukun ve Birleşmiş Milletler gibi kurumların Ukrayna ve Gazze katliamları sonrasında etkinliğini yitirmesi ve Çin’in yükselişi son yıllarda küresel düzende yeni bir faza geçildiğini göstermekte. Bu yeni dönemde güvenlik bir numaralı başlık olarak öne çıkarken, Çin ve Amerika arasındaki ekonomik rekabet de küresel siyasetin en önemli başlıklarından birisi olmaya başladı. Orta ölçekli güçlerin bölgesel etkinlikleri artarken, büyük güçler arasındaki rekabet, bu güçleri bir pozisyon almaya zorluyor.

 

ABD bu yeni küresel düzene tepkisini Çin’e ve Rusya’ya karşı çift cepheli jeopolitik bir eksen oluşturma amacıyla ittifak yapısını güçlendirmeye odaklanan ve ‘caydırıcılık’ başlığını merkeze alan bir politika izleyerek gösteriyor. Demokrasi zirvesi denemesi, Ortadoğu’da gerilimi azaltma gibi birbirinden farklı başarısız girişimlere rağmen, dış siyasette Biden dönemini bu yeni jeopolitik kurgunun merkeze alındığı ittifak siyaseti ile tanımlayabiliriz.

 

Biden dönemi ABD ittifak yapısını resmî güvenlik ve strateji dokümanları üzerinden okumak mümkün. Çin, 2022 yılında yayınlanan Milli Savunma Stratejisi’ne, Amerikan çıkarları için en büyük tehlike olarak girdi.[1] Yine aynı şekilde Biden’ın yayınladığı Milli Güvenlik Stratejisi, Çin’i oluşturduğu tehditler dolayısıyla en önemli stratejik rakip olarak tanımladı.[2] Strateji belgesinde Rusya ise daha ‘acil’ bir tehdit olarak tanımlandı. Bir anlamda dış politikada tehdit algısını Rusya ve Çin üzerine kuran doküman, hedef olarak Çin’e karşı üstün gelmek ve Rusya’yı sınırlandırmayı belirledi.[3] Bu dönemde stratejik yaklaşımın parçası olarak ‘bütünleşik caydırıcılık’ (integrated deterrence) konsepti temel konseptler arasında yer aldı. Soğuk Savaş dönemini andıran bu tip konseptler, ABD’nin küresel tehditleri Çin ve Rusya gibi aktörlere karşı ittifak yapısını güçlendirme çabasını ve Amerika’nın küresel rolünü yeniden üstlenme hedefini yansıtıyor. Önemli yeni-muhafazakâr (neo-conservative) figürlerin Biden döneminde üst düzey atamalarda yer almasıyla bu siyaset biçimi daha da merkeze geldi. Aynı şekilde 2023 yılında iki partili destek ile Temsilciler Meclisi’nde Çin Komünist Partisi ile Stratejik Rekabet Komitesi’nin kurulması da Biden’ın Çin’i jeopolitik olarak sınırlandırmayı hedefleyen siyaseti için kritik bir rol oynadı.

 

‘Caydırıcılık’ ve savunma ağını güçlendirmek üzerine kurulu bu jeopolitik eksen kurma hedefine birtakım gelişmeler de katkıda bulundu. Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimi sonrası ortaya çıkan şok etkisi NATO’nun kurumsal yapısının ve transatlantik ittifakının tekrar canlanmasına sebep oldu. ABD’nin Rusya-Ukrayna savaşının maliyetini yüksek oranda üstlenmesi ve İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya dahil olması ise bu canlanmayı daha da somutlaştırdı. Öyle gözüküyor ki Biden Temmuz ayında Washington’da gerçekleşecek olan NATO zirvesini bu yeni jeopolitik eksen için büyük bir başarı olarak sunacak.

 

Benzer şekilde Biden, Hint-Pasifik bölgesindeki savunma ağını güçlendirmek ve Çin’e karşı askeri dayanışmayı artırmak için bölgedeki diğer hükümetlerle ilişkilerini kuvvetlendirmeye odaklandı. Son dönemde Güney Kore, Japonya, Filipinler, Avustralya ve Tayvan’daki ABD’ye daha yakın hükümetler de buna katkı sağladı. Biden’ın göreve gelmesinden hemen sonra gerçekleştirdiği ABD- İngiltere-Avustralya (AUKUS) anlaşması Çin’e karşı küresel bir Anglosakson hat olarak tanımlandı.[4] Taktiksel anlamda ileri teknoloji üretimine odaklanan anlaşma ile birlikte bu savunma işbirliği de ‘caydırıcılık’ siyasetinin parçası haline geldi. Özellikle Avustralya’yı nükleer enerjili denizaltılarıyla sahiplendirecek anlaşma Hint-Pasifik bölgesindeki gerilimi artırdı.[5] İkinci büyük gelişme yaklaşık sekiz senedir ‘beklemede’ olan QUAD ittifakının canlanması oldu. ABD’nin yanı sıra Avustralya, Hindistan ve Japonya’nın içinde bulunduğu bu dörtlü ittifakta Küresel Güney’in en önemli aktörü olan Hindistan’ın bulunması ise Çin tarafından alarm uyandırıcı bir hal aldı.

 

Öte yandan ABD söylem olarak ‘Tek Çin’ politikasını sürdürse de son dönemde Tayvan ile angajmanında artış gerçekleşti. Önce Tayvan’ın de facto elçisinin Biden’ın yemin törenine çağrılması -ki bu ilk defa gerçekleşti-, daha sonra Biden’ın Tayvan’ı olası bir Çin saldırısında askeri olarak savunacaklarına olan taahhüdü[6] ve dönemin Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Tayvan’a gerçekleştirdiği ziyaret, Çin ile gerilimi bir ileri safhaya taşıdı. Tayvan hükümetinin ve kamuoyunun ABD yanlısı görüşleri ise zaten uzun zamandır Çin tarafında rahatsızlık uyandırıyor. Son olarak dış politikada Amerika’ya daha uzak Tayvan KMT Partisi adayının 2024 seçimlerinden mağlup çıkması ise Tayvan’ı ABD ile olan ittifaka daha çok yakınlaştıracak gibi duruyor.

 

Güney Çin Denizi’nde tansiyonun artmasıyla beraber Amerika, Japonya ve Filipinler ile kurduğu üçlü hattı olası bir sıcak çatışma için stratejik görmekte.[7] Askeri üslerin artması ve erişim anlaşmalarına odaklanan bu üçlü hat Güney Çin Denizi’nde jeopolitik olarak Çin’i sınırlandırmayı amaçlıyor. Filipinler’de Duterte’den sonra gelen yeni hükümet daha ABD yanlısı tavrıyla biliniyor. Bu bağlamda Genişletilmiş Savunma İşbirliği Anlaşması (EDCA) ile bölgedeki askeri üslerin sayısını artırılarak, üslerin Amerikan askerlerinin kullanımına açılması planlandı. Bu bağlamda, ABD-Filipinler savunma işbirliği ise Güney Çin Denizi’nde ABD’nin caydırıcılık politikasının bir devamı olarak okunmakta.

 

Bütün bunlar ABD’nin son dönemde Çin ile rekabet politikası ve ‘caydırıcılık’ bağlamında bölgesel ve küresel düzeyde girdiği angajmanlar hakkında fikir veriyor. Özetle Biden, Trump’ın aksine Amerika’nın küresel liderlik rolünü üstlenmesi için ciddi sinyaller verdi. Olası bir Trump galibiyeti ise ABD’nin bu jeopolitik eksen kurma siyasetine karşı bir tehdit olarak algılanıyor.

 

Müttefiklerin Korkulu Rüyası: Trump

 

Aslında Donald Trump siyaset sahnesine ‘Öncelik Amerika’ ilkesiyle adım attığında, ABD’nin dünyadaki rolü hakkında bir tanımlama yapmış oldu. Bu tanımlama, Amerika’nın kendini aşırı yaymış olduğunu düşünen ve ülkeyi izolasyonist bir politikaya yönlendiren bir yaklaşımın izharıydı. Başkanlığı döneminde ABD’nin müttefikleriyle olan ilişkilerindeki al-ver dinamiği, bu durumu daha da katmerledi. Trump Amerika’nın ikili ilişkilerinde zararlı çıktığı kanaatini pek çok yerde dile getirerek, ülkesinin dünyadaki askeri yükümlülüklerini azaltacağını pek çok yerde belirtti.

 

Biden’ın seçim zaferiyle birlikte ortaya çıkan resimde Trump bir süre ortadan kayboldu. Adeta siyasetten püskürtülen Trump birçok dava ve azil süreciyle uğraştı. Bu durum, Biden için yeni bir sayfa açma ve daha rahat hareket etme fırsatı sundu. Ancak Trump’ın temsil ettiği görüşlerin sahneye geri dönüşü kendisinden önce başladı. Önce Temsilciler Meclisi’ndeki Trump destekçileri ve Cumhuriyetçi MAGA hareketi gibi yapılar 2022 itibarıyla siyasi etkinliklerini artırmaya başladı. Son dönemde de benzer şekilde Rusya-Ukrayna savaşının Amerika’ya maliyeti hakkında tartışmalar Trump’ın söylemlerini siyaset sahnesinde merkeze taşıdı.

 

Son altı ayda yaşanan ‘askeri yardım paketi’ krizi, Amerika’nın iç siyasetindeki krizi açıkça gözler önüne seriyor. Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Temsilciler Meclisi ve Demokratların bağımsızlarla birlikteliğinden kaynaklı çoğunlukla Senato, Ukrayna’ya askeri yardım paketini hâlâ geçirebilmiş değil. Senato’nun onayladığı, içerisinde İsrail, Tayvan ve sınır güvenliği harcamalarını da içeren paketin onaylanması için Biden, Temsilciler Meclisi üyelerine baskı yapmak için onlarla bir araya gelecek.[8] Fakat Meclis’in iki haftalık tatile girmesi ile bu krizin yakın zamanda aşılmasının zor olduğu düşünülüyor. Paketin onaylanmamasının arkasında, Trump’ın politikalarını destekleyen veyahut benimsemeseler de karşı çıkamayan Cumhuriyetçi elitler bulunuyor. Örneğin, şu anda süreci tıkayan bir numaralı aktör olan Temsilciler Meclisi Sözcüsü Mike Johnson, Trump’ı karşısına almak istemediği için paketi oylamaya açmıyor.

 

Trump’a yakın Cumhuriyetçilerin Ukrayna’ya askeri yardım paketine bakışı olası bir Trump iktidarı hakkında fikirler veriyor.[9] Öyle ki bu durum, Meclis’teki MAGA ekibinin etkisinin artarak Trump’ın NATO’dan çıkacağını belirtmesi ile birleştiğinde ABD müttefiklerinin olası bir Trump dönemine nasıl yaklaşacağını kestirmek zor değil.

 

ABD’nin Avrupa ve Asya’daki müttefikleri, bu tartışmaları yakından izleyerek çıkarımlar yapıyor. Ukrayna savaşının bir yıpratma savaşına dönmesi ile birlikte Ukrayna’nın savaşa devam edebilmesi için mühimmat ihtiyacı, Avrupa’da askeri-sınai kompleks tartışmalarını da beraberinde getirdi. ABD’deki tartışmaları takip eden Avrupa Birliği, 2024 itibarıyla savunma endüstrisini kuvvetlendirmeye karar vermiş durumda.[10] Münih Güvenlik Konferansı öncesi ve sonrası tartışmalar da bu durumu destekler nitelikte. Öte yandan NATO yüzde 2 savunma harcama alt limitini gerçekleştirmeleri için üye ülkelere baskıyı artırıyor. Normal şartlarda Almanya’da bir tabu haline gelmiş savunma ve güvenlik başlığı, yeni dönemin ‘gereklilikleriyle’ birlikte öne çıkıyor. Caydırıcılık bağlamında Almanya savunma alanına yatırımlarını artırmaya başladı.[11] Yani bir yandan NATO güçlenirken öte yandan da Avrupa, Amerika’ya olan bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.

 

Endişeli Asya

 

Trump’ın olası seçim zaferi, ABD’nin Asya’daki müttefikleri arasında özellikle endişe yaratıyor. Her ne kadar Amerika’nın Çin ile rekabeti ve ticaret savaşları Trump dönemi ile başlamış olsa da, Çin ile mücadeleyi jeopolitik hatta oturtmaya çalışan isim Biden oldu. Bu süreçte Amerika’nın ittifak siyasetinde Asya ülkeleri önemini artırdı. Öte yandan Trump ise ittifak siyasetinden ziyade ikili ilişkilere verdiği önem ile biliniyor. Dolayısıyla Asya’daki müttefikler Trump döneminde ABD ile nasıl bir ilişki içerisinde olacaklarına dair kaygılara sahip.

 

Dönemin Hint Pasifik Kuvvetleri Komutanı Amiral Davidson’ın Temsilciler Meclisi’nde Çin’in Tayvan’ı en geç 2027’ye kadar işgal edeceğini ifade etmesiyle birlikte, 2027 tarihi Washington çevrelerinde ‘Davidson penceresi’ olarak adlandırılmaya başlandı.[12] Çin ile rekabeti bir güvenlik başlığına sokan bu pencere, Amerika’nın Asya ile kurduğu askeri ve askeri olmayan başlıklarda yatırıma teşvik etti. Asya’daki müttefiklerle ilişkilerin güvenlik çerçevesinde yeniden tanımlanmasına, Washington’da Tayvan’ın işgal senaryolarının tartışılması eşlik etti. Krizin her geçen gün yakınlaştığı düşüncesi gündemin başında yer alırken, bütün bunlar yeni döneme hazırlık için ABD bürokrasisinin kurumsal zihin dönüşümüne harcanan milyarlarca dolara denk geliyor.

 

Öte yandan Trump’ın Çin ile rekabet politikasının bambaşka bir karakteri olacağını öngörmek zor değil. ABD’nin uzun vadede Çin’e olan ekonomik bağımlılığı azaltma ve tedarik zincirindeki riskleri minimize etme çabası iki partiden destek görse de Tayvan politikası gibi doğrudan çatışma riski taşıyan yaklaşımlar aynı desteği bulmuyor. Çin’in olası bir Tayvan işgaline Amerika’nın askeri olarak nasıl karşılık vereceği belirsizliğini koruyor. Bu durum Trump döneminde Çin’e karşı bölgede caydırıcı bir askeri ağ kurmaya odaklanılmayacağı ihtimalini de göstermekte.

 

Washington’ın Asya’daki müttefiklerine verdiği güvenlik teminatı bu ülkeler için yeterli değil. Daha başkanlık koltuğuna oturmadan Ukrayna’ya yapılacak olan askeri yardım paketini tıkayan Trump’ın olası bir Tayvan işgalinde Amerika’yı sıcak bir çatışmaya sokmaktan imtina edeceğini bekleyebiliriz. Çünkü Trump için bir numaralı gündem maddesi ekonomi. Tayvan’ı Amerika’nın çip endüstrisini çalmakla[13] itham eden Trump’ın bölgede askeri bir güvenlik teminatı verebilmesi pek mümkün durmuyor.

 

Öte yandan Trump’ın Asya’yı endişelendiren tutumu askeri başlıkla da sınırlı değil. Daha önce belirtildiği gibi Trump’ın başkanlığı boyunca birçok çok taraflı anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesi ABD’nin güvenilir partner imajını sarsmakta. 2017 yılında iktidara gelir gelmez Trans Pasifik İşbirliği Anlaşması’ndan çekilmesi Asyalılarda ABD’nin güvenirliliği hakkında soru işareti oluşmasına sebep oldu. Biden döneminde ikili ilişkilerden çok taraflı ittifak ilişkilerine odaklanan dış politikaya karşın Trump, ABD’nin anlaşmalara sadık kalmayan bir ülke olduğu imajını tekrar kuvvetlendirebilir.

 

Asya ülkelerinin Trump’a olan güvensizliği yeni bir durum değil. Başkanlığı döneminde Trump’ın Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ile başarısız diplomasisi Güney Kore tarafından dikkatle izlendi.[14] Bunun bir diğer sebebi de Trump’ın Güney Kore’yi ülkedeki ABD askeri varlığını geri çekmekle tehdit etmesinden kaynaklanıyor. Yükün çoğunu Amerika’nın çektiği düşünen Trump, ikinci bir başkanlık döneminde bu politikasını sertleştirebilir.

 

Benzer şekilde Japonya da olası bir Trump başkanlığını risk başlığı olarak okuyor. Trump’ın Çin politikasının temel düzeyde Çin ile ticari ilişkileri durdurma ve Çin’i ekonomik olarak zayıflatma üzerine kurulu olması, Japonya’yı Trump döneminin bölgesel ekonomik dinamikleri olumsuz etkileyeceği düşüncesine itiyor. Öyle ki anketlere göre Japonya’daki şirketler şimdiden Trump başkanlığının ekonomik alanda risk oluşturacağını düşünüyor.[15]

 

Aslında Avrupa ve Asya müttefiklerinin şu an yaşadığı kriz, bundan çok uzak olmayan bir tarihte başlayan Amerika’nın Ortadoğu’daki yükümlülüklerini azaltması sonrasında ortaya çıkan ‘Amerika’ya güvenemeyiz’ duygusunun bir benzeri. Yine aynı şekilde Avrupa’nın yeni güvenlik mimarisini Amerika’ya daha az bağımlı olacak şekilde kurmak istemesi, Ortadoğu’daki bölgesel reset tartışmalarını andırıyor. Bir diğer anlamda Biden döneminde Amerika küresel liderlik rolüne yeniden soyunmaya çalışırken, diğer bütün aktörler Amerika’ya olan bağımlılıklarını ve riski azaltan yeni bölgesel güvenlik mimarileri kurmaya odaklanmış durumda.

 

Trump: Buzdağının Görünen Yüzü

 

Donald Trump’ın olası bir seçim zaferi veya yenilgisinin, ABD ve dünya siyaseti için önemli sonuçları olacağı aşikâr. Yukarıda bahsedilen ABD’nin müttefiklerinin içinde bulunduğu tedirginliği Trump’a atfetmek ise sorunu yüzeysel ele almak olacaktır. Sorun, Trump’ın kendisinden çok, Amerika’nın içinde bulunduğu derin siyasi bölünmüşlük, küresel siyaseti tanımlayamama durumu, çelişkili ve müttefiklerine güven veremeyen politikalarıyla jeopolitik liderliği sürdürecek siyaset üretememesi.

 

Amerika’nın iç siyaseti, kutuplaşmanın zirvesinde. Trump’ın görüşleri, kendisinden bağımsız olarak güç kazanmaya devam ediyor ve Amerikan siyaseti henüz bir karar vermiş değil. Bu belirsizlik, Amerika’nın müttefiklerini ve dünya siyasetini etkiliyor; diğer aktörleri, kendi güvenliklerini sağlamak için önlemler almaya itiyor.

 

Son 10 yılda ABD Kongresi sürekli bir siyasi çıkmaz içerisinde. Her seçim sonucunda, Kongre’de çoğunluk bir partiden diğerine geçti. Aynı şekilde Meclis ve Senato’da zayıf çoğunluklar hâkim oldu. Amerikan siyaseti, proaktif jeopolitik siyaset ile izolasyonist siyaset arasında sert bir şekilde bölünmüş durumda. Amerikan elitleri Soğuk Savaş boyunca her gelen yönetimin Rusya’yı dizginleme politikasını bozmadan istikrarlı bir şekilde uyguladığını ve başarılı olduğunun farkında. Ancak bugüne bakıldığında, Soğuk Savaş sonrası dönemde Amerika’nın, kendisi ve küresel düzen için istikrarlı bir siyaset belirleyemediği ise izahtan vareste.

 

Asya’yı tedirgin eden bir diğer önemli faktör de Biden ve Trump’ın temsil ettiği taban tabana iki zıt jeopolitik yaklaşımın seçimlerde yarışıyor olması. Bir yandan Biden’ın jeopolitik eksen kurgusu Çin ile gerilimi tırmandırırken bölgedeki ülkeleri ABD’nin yanında pozisyon almaya itiyor. Öte yandan Trump politikası ise bu ülkelerin ABD’ye güvenemeyeceğini işaret ediyor. Bu da bölge ülkelerini bu belirsizlik karşısında zor duruma düşürüyor.

 

Görünüşe göre, ekonomik rekabette Çin ile mücadele, her iki partinin de desteğini alıyor olsa da, Çin’e karşı jeopolitik bir eksen oluşturma politikası aynı desteği bulamıyor. Bu durum, Amerika’nın müttefiklerini endişelendiren temel sorunların kaynağını oluşturuyor. Trump’ın seçilmesi ya da seçilememesi, bu temel sorunları çözmeyecek; çünkü asıl mesele, Amerika’nın iç siyasetindeki kriz ve küresel sahnede net bir rol tanımlayamaması. Bir diğer ifade ile Amerika’nın ekonomi ve güvenlik alanında aldığı kararlar tek taraflı alınmış kararlar duygusunu uyandırıyor. Amerika, içindeki bu bölünmüşlüğü aşmadan ve küresel liderlik rolüne dair net bir vizyon geliştirmeden, müttefiklerinin ve dünya siyasetinin karşılaştığı belirsizlikler devam edecek.

 

Bütün bunlar siyaset bilimci Allison’un ‘Tukidides Tuzağı’ olarak kavramsallaştırdığı, Çin’in yükselişine Amerika’nın jeopolitik bir cevap üretememesinden kaynaklı bir savaş ile sonuçlanabilir. Yahut son birkaç yılda olduğu gibi bu gerginlik belli bir düzeyde yönetilebilir. Fakat bütün durumlarda Amerika’ya dair bu belirsizlik devam ettiği müddetçe Avrupa, Orta Doğu ve Asya’da, Amerika’ya daha az bağımlı yeni güvenlik mimarilerinin ortaya çıkmasını hızlanacaktır.

 

__

  1. https://www.wsj.com/articles/u-s-defense-strategy-casts-china-as-greatest-danger-to-american-security-11666885023

  2. https://www.cnn.com/2022/10/12/politics/national-security-strategy-joe-biden/index.html

  3. https://www.nytimes.com/2022/10/12/us/politics/biden-china-russia-national-security.html

  4. https://www.perspektif.online/amerikan-demokrasi-zirvesi/

  5. https://www.economist.com/leaders/2023/08/24/how-joe-biden-is-transforming-americas-asian-alliances

  6. https://www.reuters.com/world/biden-says-us-forces-would-defend-taiwan-event-chinese-invasion-2022-09-18/

  7. https://www.csis.org/analysis/sustaining-us-philippines-japan-triad

  8. https://apnews.com/article/biden-johnson-schumer-congress-aid-ukraine-israel-a4b886c469b3d5bff8ae7a18e5896eb1

  9. https://www.wsj.com/politics/elections/how-trump-turned-conservatives-against-helping-ukraine-d9f75b3b

  10. https://www.politico.eu/article/eu-plan-war-ready-complex-european-defence-industrial-strategy/

  11. https://www.reuters.com/world/europe/germany-pledges-make-its-military-the-backbone-defence-europe-2023-11-09/

  12. https://breakingdefense.com/2023/02/america-and-china-whose-timeline-is-it-anyway/

  13. https://www.digitimes.com/news/a20230718PD207/ic-manufacturing-semiconductor-industry-us-taiwan-trade.html

  14. https://www.politico.com/story/2018/08/25/trump-south-korea-anxiety-795715

  15. https://breakingdefense.com/2023/02/america-and-china-whose-timeline-is-it-anyway/

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.