Yasal, Toplumsal Çözülmeler ve Kadın Cinayetleri

Ülkenin dört bir tarafında her gün kadınlar öldürülürken; öldürülenlerin ne giydiğinin, nerede olduğunun, ne yaptığının sorgulandığı ve empati ile desteğin buna göre artıp eksildiği bir toplumsal yapımız var. Ticaret, siyaset söz konusu olunca sürekli güncellenen dini yorumlamalar kadınlarla ilgili konularda hiç gündem edilmiyor, toplumsal konulardaki tartışma yürüten ilahiyatçılar ise imsak saatinden öteye gidemiyor.

Türkiye, Gencay Korur’un ismini kendisinden boşanmaya çalışan Ayşe Korur’u tüfekle öldürdükten sonra Facebook’ta “Ayşe Korur Hakk’ın rahmetine kavuştu. Ben namusumu temizledim, herkese duyurulur” paylaşımıyla öğrendi. Korur, bol emojiyle süslediği mesajını, uygulamadaki durum ifadelerinden ‘gururlu hissediyor’la paylaşmıştı.

 

Ayşe Korur cinayeti, çoğu kadın cinayetinde olduğu gibi göstere göstere gelmişti. Gencay Korur, açtığı farklı sosyal medya hesaplarında bu cinayeti uzun süredir planladığını gösteren paylaşımlar yapmış. Sadece bu değil, yaşanan her kadın cinayeti, hem koruma mekanizmalarındaki hem de toplumdaki çözülmeyi farklı yönleriyle ortaya koyuyor. Yasal mekanizmaların tam işletilmediği ya da keyfiyete bırakıldığı, toplumun ataerkil bakış açısıyla yaşananları normalleştirdiği bu düzende; kadınlar boşanmak, ayrılmak istediği veya ‘hayır’ dediği için öldürülüyor. Ezgi Zerkin, Zehra Bayır, Dilek Karcı, Mehlika Derici, 35 kez şikâyet ettiği Selim Tekin tarafından öldürülen 15 yaşındaki Beyza Doğan birkaç gün içinde yaşanan cinayetlerden sadece birkaç tanesi… İller, yaşlar, hayatlar farklı ama aynı göstere göstere gelen cinayetler…

 

‘Aileyi Koruma’

 

Mekanizmalardaki çözülmeyi, ihmalleri, uzaklaştırma kararlarının tam uygulanmayışını, aileyi koruma adı altında yapılan kadın karşıtı tezvirattan bağımsız düşünmek zor. Uzun süredir kadınların koruma kararlarını kocalarını evden gönderip serbest hayat yaşamak için aldıkları, şiddet olmasa da bu yola başvurdukları dillendiriliyor. İstanbul Sözleşmesi’nin ardından 6284 sayılı Kanun’un hatta Medeni Kanun’un değiştirilmesi için el yükseltiyorlar. Bu tezviratlar kadınları şiddetten koruyacak mekanizmalarda yer alan kişilerce de benimsenebiliyor. Güvenlik güçlerinden iyi hale, tahrik indirimlerinin halen itibar edildiği yargı sistemine kadar her aşamada yaşanan keyfiyetler bunu ortaya koyuyor. Dizilerde, televizyon programlarında şiddet normalleştiriliyor. Buna bir de kürsülerden, minberlerden kadınları ‘hizaya getirmekten’ bahseden hocalar eklendi. Sosyal medyada da alıcısı çok olan bu hocalar, gördükleri her toplumsal sorunu, çözülmeyi kadınlar ve onların giyimleri, örtüleri üzerinden değerlendiriyor. Vaazlarındaki teatral ton ve söylem, kadınları ‘sahip’ gibi gören eril toplumsallığı besleyecek şekilde…

 

Gencay Korur’un sosyal medya performansı, tüm bu dinamiklerin bireysel olarak nasıl deneyimlendiğinin örnekliği gibi… Sürekli dini içerikli paylaşımlar yapmış ki bunların çoğunun muhatabının kadınlar olduğu görülüyor. Bu çağrıları yaparken kendi gündelik deneyimlerinde tam tersi davrandığı, yani çağrısını yaptığı hayatı kendisinin yaşamadığı hatta tam tersi yaşadığı anlaşılıyor. İki ebeveyn ve yakınlar arasında bambaşka bir çöküntü yaşayan çocukların canlı yayınlarla bu trajedinin öznesi haline getirildiği videolar da var. Babalarının ‘Başını kapatıp tövbe et” çağrısını yineliyor çocuklar konuşmanın devamında hakaret edip durdukları annelerine… Özellikle TikTok kullanımının yaygınlaşmasıyla taşranın, kırsalın genel itibarıyla muhafazakâr yapısına rağmen mahrem anlarını dahi sürekli paylaşıma açması, bu trajedinin ayrıca incelemesi gereken bir boyutu.

 

Sadece bu örnekte değil ülkenin dört bir yanından komşu, aile ziyaretinde bile haremlik-selamlık uygulamaları olan insanların canlı yayınlarla, vlog’larla hayatını milyonlara açtığı ilginç bir sosyolojik dönüşümün içindeyiz.

 

‘Kötü Yola Düşen Kadın’

 

Paylaşımlar ve çocuklarının olduğu canlı yayınlarla Ayşe Korur’un ‘kötü yola düşen kadın’ olarak gelen sonu hak ettiği hissiyatı oluşturulmaya çalışılmış. Olayın ardından gelen yorumlarda Gencay Korur’un cinayeti, etrafında örülen baskıyla bir anlık cinnetle işlediği ve başka yolunun olmadığını söyleyenlerin çokluğu, hatta Ayşe Korur’un bu sonu hak ettiğini belirtenlerin olması, artan şiddetin kaynağını açığa çıkarıyor.

 

Ülkenin dört bir tarafında her gün kadınlar öldürülürken; öldürülenlerin ne giydiğinin, nerede olduğunun, ne yaptığının sorgulandığı ve empati ile desteğin buna göre artıp eksildiği bir toplumsal yapımız var. Ticaret, siyaset söz konusu olunca sürekli güncellenen dini yorumlamalar kadınlarla ilgili konularda hiç gündem edilmiyor, toplumsal konulardaki tartışma yürüten ilahiyatçılar ise imsak saatinden öteye gidemiyor. Şiddetin boyutu artıp cinayetler birbiri ardına işlenirken; kürsülerden ne ihmallerle ne de bu cinayetleri meşrulaştıran ataerkil bakışla ilgili uyarılar duyuyoruz. Tam aksine kahvehane köşelerindeki üslup bazen oralardan da yükselebiliyor.

 

“Bu kadınların başında yok mu adamları, ağabeyleri, babaları, kocaları?” çağrısı yapan hocaların vaazlarının paylaşıldığı Facebook duvarlarından birindeki son paylaşım, cinayetten sonra yapılan ‘gururlu hissediyor’ oldu. Elini kana bulayarak ‘namusunu kurtaran’ Gencay Korur ‘gururlu hissediyor’, peki onun duvarında vaazlarını paylaştığı hocalar ne hissediyor? Kendilerine yönelen eleştirileri, ayet ve hadislerle görünmez kılan bu hocalar ve onlara yine aynı dini terminolojiyle destek olanların, tevafuk da olsa yaşanan bu manzaranın vahametini, bir nebze hissetmesi gerekmiyor mu?

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.