Yasama Dokunulmazlığı

Yasama dokunulmazlıkları çağdaş demokrasinin önemli bir unsurudur. Yasama sorumsuzluğu milletvekillerine her türlü görüş ve eleştirilerini serbestçe ifade imkânı vermekte; yasama dokunulmazlığı da Meclis çoğunluğunun muhalif milletvekillerini uydurma nedenlerle görevlerini îfâdan alıkoymalarını engellemektedir. Yasama dokunulmazlığının keyfî ve siyasi nedenlerle kaldırılabilmesi, Meclisin gerçek iradesinin ifade bulmasını engelleyebilir.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Yasama sorumsuzluğu ve yasama dokunulmazlığı, kökenleri Yeniçağın İngiliz Parlâmentosuna çıkan ve bugün hemen hemen bütün demokratik anayasalarda benimsenmiş olan kurumlardır. Kısaca yasama sorumsuzluğu, milletvekillerinin parlâmento içindeki oy, söz ve düşüncelerinden dolayı sorumlu olmayacakları; yasama dokunulmazlığı da üzerine bir suç atılan bir milletvekilinin, parlâmentonun kararı olmadıkça yargılanamayacağı ve tutuklanamayacağı anlamına gelmektedir. Nitekim Anglo-Amerikan hukukunda bunlardan ilkine “söz hürriyeti” (freedom of speech), ikincisine ise “tutuklanmama hürriyeti” (freedom from arrest) adı verilmektedir. Aslında her iki bağışıklık da milletvekillerinin şahıslarına tanınmış bir imtiyaz olmayıp, onların yasama görevlerini serbestçe ve korkusuzca yapabilmelerini sağlayan, onları yürütme organının haksız işlemlerine karşı koruyan, dolayısıyla kamu yararına hizmet eden kurumlardır.

 

Türkiye’de bütün Cumhuriyet anayasalarında kabul edilmiş olan bu iki bağışıklık, 1982 Anayasasının 83’üncü maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddenin başlığı “yasama dokunulmazlığı” olmakla birlikte, maddede her iki bağışıklık türü de düzenlenmiştir. Dolayısıyla maddenin başlığının, her ikisini kapsayacak daha genel bir terim olarak “yasama bağışıklıkları” olması daha doğru olurdu.

 

Maddenin ilk fıkrasında yasama sorumsuzluğu düzenlenmiştir. Bu fıkraya göre “Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisçe başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.”

 

Konumuz yasama dokunulmazlığı olduğundan bu yazıda yasama sorumsuzluğu üzerinde durulmayacaktır. Maddenin diğer fıkraları, yasama dokunulmazlığını düzenlemektedir. İkinci fıkraya göre “Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz.” Fıkra, bu genel kurala iki istisna getirmiştir. Biri, “ağır cezayı gerektirecek suçüstü hali”, diğeri “seçimden önce soruşturmasına başlanmış olmak kaydıyla Anayasanın 14’üncü maddesindeki durumlar”dır.

 

 

Birinci istisnayı anlamak mümkündür. Çünkü suçüstü halinde isnadın keyfî ve uydurma olduğu düşünülemez. Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmamasına ilişkin 14’üncü maddenin birinci fıkrasına göre ise “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.” Bu fıkranın değindiği faaliyetlerin ceza mevzuatımızda hangi suçlara tekabül ettiği açık değildir. Zaten bu hüküm, dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda şu ana kadar hiç uygulanmış değildir.

 

Anayasa koyucunun yasama dokunulmazlığına verdiği önem, Anayasanın diğer bazı hükümlerinden de anlaşılmaktadır. Meselâ gene 83’üncü maddeye göre “Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.” (f. 4) (Son dönemde Sayın Enis Berberoğlu olayında gözlemlenen durum). Keza “Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasi parti gruplarınca, yasama dokunulmazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.” (f. 5). Böylece milletvekillerinin bu konuda tamamen serbest iradeleri ile karar vermeleri sağlanmak istenmiştir.

Bültenimize Üye Olabilirsiniz

Dokunulmazlıklar konusunda daha da önemli bir garanti, Anayasanın 85’inci maddesinde yer almaktadır. Son günlerdeki fezleke tartışmalarında nedense pek gündeme gelmeyen bu maddeye göre “Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine (…) karar verilmiş olması hallerinde, Meclis Genel Kurulu kararının alındığı tarihten başlayarak yedi gün içerisinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın, Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptali için Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini onbeş gün içerisinde kesin karara bağlar.” Böylece başka anayasalarda rastlamadığımız bu hükümle milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması, güçlü bir yargısal denetime tâbi kılınmış olmaktadır.

 

Görülüyor ki yasama dokunulmazlıkları çağdaş demokrasinin önemli bir unsurudur. Yasama sorumsuzluğu milletvekillerine her türlü görüş ve eleştirilerini serbestçe ifade imkânı vermekte; yasama dokunulmazlığı da Meclis çoğunluğunun muhalif milletvekillerini uydurma nedenlerle görevlerini îfâdan alıkoymalarını engellemektedir. Yasama dokunulmazlığının keyfî ve siyasi nedenlerle kaldırılabilmesi, bazen Meclisin gerçek iradesinin ifade bulmasını bile engelleyebilir. İktidar ve muhalefet grupları arasındaki sayı farkının az olması durumunda birkaç muhalif milletvekilinin dokunulmazlıklarının kaldırılması, Meclis’teki sayısal dengeyi iktidar lehine değiştirebilir.

 

Yargı bağımsızlığının ortadan kalktığı bir ülkede yasama dokunulmazlığının önemi bir kat daha artmaktadır. Son aylarda iktidar çoğunluğunun, yargıdaki gücüne dayanarak, yasama dokunulmazlığı konusunda yıkıcı bir tutum izlemesi, ek bir anayasal çatışma boyutu yaratmıştır. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun haklı olarak ifade ettiği gibi, bu şartlar altında yasama dokunulmazlığına karşı çıkmak demokrasiye ihanet demektir. 

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.