Yeni Partilerin Sivil Toplum(suzluk)la İmtihanı

Muhafazakâr kesime mensup sivil toplum örgütlerinin mevcut iktidarın söylemlerinin dışına çıkarak paradigma dışı duruş sergilediklerine henüz şahit olamadık. Benzer bir şekilde, siyasete yönünü tayin etme noktasında yardımcı olması gerekirken, siyaseti takip ve taklit etmekten öteye geçemeyen bu camianın önde gelen sivil toplum kuruluşlarında siyasal alandakine benzer bir kopma ve yeniden yapılanma örneklerini de henüz gözlemlemedik.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Siyasal partiler mensubiyet ve aidiyet açısından görece esnek yapılardır. Mensupları partinin ideolojik programından koptuklarında ya da parti yönetici eliti ile ters düştüklerinde isteklerine bağlı olarak partiden ayrılabilir ve yeni siyasi oluşumlara yelken açabilirler. Lakin geçmişin mirası ile yaşamak, yer yer yüzleşmek zorunda kalmak ve bu iki yük altında yeni bir siyasi söylem geliştirmek ise gayet meşakkatli bir süreçtir. Bu süreçte yeni kurulan partiler, siyaset dışı aktörlerin desteğini alarak kimlik bazlı ve kurumsal sorunları daha rahat aşabilirler. Bu noktada çeşitli sivil toplum kuruluşları ile temas halinde olmaları elzemdir.

 

15 Temmuz sonrası Türkiye parti bölünmelerinin ve siyasi yol ayrımlarının normalleştiği ve hızlandığı bir sürece şahit oldu. Darbe girişimi sonrası yaşanan geniş çaplı tasfiyeler ve artan otoriter eğilimlerle birlikte Cumhurbaşkanlığı sistemine geçiş bu sürece zemin hazırladı. İYİ Parti’nin MHP’den kopmasıyla başlayan süreç, AK Parti içerisinden DEVA ve Gelecek partilerinin ortaya çıkmasıyla devam ederken, şimdilik CHP’den kopan Memleket Partisi ile son bulmuş görünüyor. Eski HDP milletvekili ve Kars Büyükşehir Belediye Başkanı Ayhan Bilgen’in “yeni bir siyasi oluşuma ihtiyaç var” minvalindeki çıkışının, kapatma süreci ile karşı karşıya olan HDP’de herhangi bir kopmaya yol açıp açmayacağını ise zaman gösterecek.

 

Kurumsallığını henüz tamamlamamış ve Türkiye’ye “özgü” bir mefhum olan Cumhurbaşkanlığı sisteminin bir neticesi olarak da okunabilecek olan siyasetteki sıkışmışlık, yeni ittifak arayışları ve milimetrik oy hesaplarının siyasal alanda bir dinamizm yarattığı açık. Özellikle muhafazakâr siyasette, AK Parti hegemonyasına karşı yeni bir siyasi söylem geliştirmeye çalışan ve bunu yaparken de kendi kimliğini arayan DEVA ve Gelecek partileri kendilerine siyasette alan açmaya çabalıyor. Lakin Türkiye sivil toplumunda benzeri bir canlılıktan söz etmek zor. Özellikle de muhafazakâr kesime mensup sivil toplum örgütlerinin mevcut iktidarın söylemlerinin dışına çıkarak paradigma dışı duruş sergilediklerine henüz şahit olamadık. Benzer bir şekilde, siyasete yönünü tayin etme noktasında yardımcı olması gerekirken, siyaseti takip ve taklit etmekten öteye geçemeyen bu camianın önde gelen sivil toplum kuruluşlarında siyasal alandakine benzer bir kopma ve yeniden yapılanma örneklerini henüz gözlemlemedik.

 

Sivil toplumun üretkenlik ve dinamizm yoksunluğunu ülkemizde son yıllarda artan siyasi otoriter eğilimlerle ilişkilendirmek akla ilk gelen lakin kolaycı bir yaklaşım olacaktır. Fakat bu genel resmin ötesinde, özellikle muhafazakâr kesime mensup sivil toplum kuruluşlarının finansal bağımsızlıklarını büyük oranda yitirmeleri, artan siyasal kutuplaşmanın oluşturduğu cepheleri savunma hissi, 15 Temmuz sonrası süreçte artan aforoz edilme korkusu ve post-AK Parti döneminin yarattığı siyasal kaygıların bu camiadaki sivil toplum örgütlerinin söylem bağımsızlığını yitirmesine ve siyasal alanda gözlemlediğimiz türden bir yeniden yapılanmaya gitmesine engel olduğunu söyleyebiliriz.

 

Bu tip bir dinamizm yoksunluğunun, muhafazakâr seçmenin oylarına talip olan DEVA ve Gelecek partilerinin işini zorlaştırdığını söyleyebiliriz. Her şeyden önce her iki partinin de oylarına talip oldukları mahallenin güçlü sivil toplum örgütlerinden henüz anlamlı bir destek aldığını söylemek zor. AK Parti iktidarı boyunca bu tip bir temasın şeffaf ve kamuya açık bir şekilde olacağını beklemek de gerçekçi olmayacaktır. Bu örgütlerin yeni kurulan partilere sempati ile yaklaşan mensupları varsa dahi bunu mevcut siyasi iklimden ötürü açıktan dile getirmeyeceklerdir. Yeni kurulan partilerle kurulacak olan en ufak iletişim çabası dahi iktidarın çeşitli yaptırımlarına yol açabilir. Sivil toplumun henüz gereken kırılmaları yaşayamaması siyasal olanla sağlıklı bir ilişki geliştirilmesini de engellemektedir. Sonuç olarak kuvvetli bir sivil toplum desteğinin eksikliği her iki partinin de kimlik geliştirme ve toplumsal seçmen tabanı oluşturma süreçlerini zora sokmaktadır.

 

Kurumsal Yapı ve Parti Kimliği

 

Gerek DEVA gerekse de Gelecek büyük tanıtım kampanyaları yaparak Erdoğan ile beklenen yol ayrımlarını resmileştirdi ve siyasi alanı yeniden şekillendirdiler. Potansiyel seçmen kesimlerinde oluşturdukları ilk hayal kırıklığı ortak bir çatı altında değil de farklı siyasi partiler olarak yola çıkmaları oldu. Her ne kadar birleşme yönünde adımlar atılmış olsa da bu çabalar bir nihayete eremedi. Özellikle seçmen nezdinde birlikteliğin vereceği güçlü imajı iyi hesap edemeyen parti liderleri belki şimdi de iki yıl öncesine dönüp birleşme adına daha cesur adımlar atmayı düşünmeliler. Farklı isimler altında yola çıkan ve AK Partili seçmenin oylarına talip olan bu iki parti, birbirlerinden farklılaşmalarının tahmin ettiklerinden zor bir süreç olacağını öngöremedi. Ortalama bir seçmenin DEVA ve Gelecek partilerinin AK Parti’den neden koptuğunu ve devamında neden farklı isimler altında yola devam ettiğini anlamlandırdığını iddia etmek pek de mümkün görünmemektedir.

 

Bugün her iki partiden de belli bir seviyede haberdar olan seçmen, DEVA’nın şehirli, liberal ve merkez-sağ seçmene, Gelecek Partisi’nin ise aynı kesimin daha muhafazakâr kanatta bulunan seçmen tabanına hitap eden bir kimliğe sahip olduğunu söyleyebilir. Lakin her iki partinin de kimliklerini güçlü bir şekilde ortaya koyabildiklerini iddia etmek zor. Bu partiler günümüz Türkiye’sinin kronik sorunlarına yönelik cesur çıkışları henüz yapamamışlardır. Örneğin kurucu ideolojiyi parti politikalarına ne dozda yansıtacaklarına veyahut Kürt meselesinde MHP-HDP skalasında tam olarak nerede duracaklarına yönelik kuvvetli emarelere henüz rastlamadık. Bilakis, gelince ekonomiyi çok kısa süre içerisinde düzelteceklerine ve demokratik kurumları tekrardan inşa edeceklerine dair verdikleri sözler, yer yer ekonomik (özellikle DEVA’nın) ve demokratik popülizme kaydıklarını göstermektedir. Doğal olarak seçmende bu partilere yönelik güçlü bir fikir oluşmamakta ve birçok ankette ortaya çıkan büyük kararsızlar kitlesinin bu partilere kayması zorlaşmaktadır.

 

Her iki parti de öncelikle, yüzde ellinin oyuna talip hegemon birer parti olmadıklarını kabullenip, talip oldukları mütevazı seçmen kitlesinin demografik özelliklerini ve siyasi eğilimlerini iyi belirlemeli ve siyasi söylemlerini buna göre şekillendirmelidir. Ancak bu şekilde tecrübe ettikleri kimlik karmaşasını aşabilir ve daha gerçekçi bir seçmen kitlesi oluşturabilirler. Böylece bu partiler, mevcut iktidarın kendilerine dayattığı gündemlerin dışında da söylem geliştirebilir, yapacakları cesur çıkışlarla “oyun kurucu” birer aktör olabilirler. Bu da kendilerinden beklenen demokratikleştirme vizyonunu hayata geçirmelerini kolaylaştıracaktır.

 

Yaşanan kimlik bunalımının bir uzantısı ise kendisini bu partilerin kurumsal yapısında gösteriyor. Özellikle Kovid-19 pandemisinin gölgesinde örgütlenmeye çalışan her iki partinin de maddi manevi birçok zorlukla karşılaşmış olmaları muhtemel. Ayrıca mevcut siyasi iklimde iş dünyasından gereken desteği aldıkları da pek söylenemez. Fakat bu yoksunluklar, her iki partinin de kısa bir süre içerisinde yaşadığı üst düzeyde kopmaları açıklamak için yeterli değil. Gerek DEVA gerekse Gelecek Partisinde üst düzey yönetim kurulu mensuplarının istifalarına şahit olduk. Ek olarak önce Gelecek Partisi’nin Ankara teşkilatı neredeyse tamamen değiştirilirken, DEVA Partisi’nin ise İstanbul il başkanı görevden alındı. Bu tip değişimler bu iki partinin de aslında en başında sınırları net ve ayakları yere sağlam basan birer kimlikle yola çıkmadığını fakat süreç içerisinde karşılaştıkları gündemler ve siyasi krizlere göre yol haritalarını belirlediklerini gösteriyor. Dolayısıyla bu tip ideolojik dalgalanmalar partiden kopmaları da hızlandırıyor.

 

Aslında yeni kurulan partilerin çeşitli isimlerle yolun başındayken yollarını ayırmaları tek başına çok büyük bir probleme işaret etmeyebilir. Örneğin İYİ Parti de benzeri kopmaları yaşamasına rağmen, artan seçmen potansiyeli sayesinde bu kopmalar partinin birer zayıflığı olarak okunmamıştır. Fakat ne DEVA ne de Gelecek partilerinin seçmen kitlesinin İYİ Parti benzeri bir seviyede arttığını söyleyemeyiz. Eğer her iki parti de bu tip üst düzey yol ayrımlarını yaşamaya devam ederlerse seçmenlerde halihazırda kimlik bazlı yarattıkları soru işaretlerini daha da arttıracaklardır. Seçmenler, ideolojik yol haritasını netleştirememiş ve güçlü bir imaj sergileyemeyen siyasi yapılara çok sıcak yaklaşmayabilir. Gerek kimlik krizi gerekse de kurumsal krizler seçmende zayıf parti imajını pekiştirerek, seçmenleri daha “güvenli” seçeneklere yönlendirebilir.

 

Sivil Toplumun Katkısı

 

Güçlü bir sivil toplum desteği her iki partinin de siyasal alanda oturdukları yeri keşfetmeleri açısından önemli bir geribildirim mekanizması işlevi görebilir. Ayrıca sivil toplum, bu partilerin ihtiyacı olan insan kaynağının temini ve partilere aktarımı işlevini de yerine getirebilir. Sivil toplum ayrıca parti adına politika geliştirme, güncel meselelere toplumsal perspektifler katma gibi sorumlulukları üstlenerek bu partilerin üzerindeki siyasi ve toplumsal yükü azaltabilir. Böylece her iki parti de yaşadıkları mevcut krizlere daha az bedelle daha etkin çözümler üretebilirler.

 

Öncelikle, hitap ettikleri kitleyi kısmen de olsa temsil eden sivil toplum örgütleriyle geliştirilen ilişkiler, partilerin hedef seçmen kitlesiyle enformel bir ilişki geliştirmesini sağlayabilir. Sivil toplum gerek toplumun ileri gelenlerinin gerekse de farklı sosyo-ekonomik grupların nabzını tutarak partilerin geliştirdikleri politikalar hakkında geribildirimler sağlayabilir. Böylece partiler ideolojik keskinliklerini törpüleyebilir ve parti programlarını hedefledikleri seçmen kitlesinin talep ve ihtiyaçlarına daha uygun hale getirirler. Ek olarak, ana akım dışı bir yaklaşım sergileyen genç kuşağa yönelik politikalar geliştirilirken geleneksel gençlik kolları yapılanmaları STK’ların önerileri ışığında güncellenebilir. Böylece partiler, gençlere sadece popüler sosyal medya platformları veya çeşitli bilgisayar oyunları aracılığıyla ulaşmanın yegâne yöntem olmadığını görebilirler. Lakin an itibariyle, yeni kurulan bu iki partinin de henüz bu tip bir sivil toplum desteğine sahip olduğunu söylemek güç.

 

81 ile yayılmış 80 milyonun üzerinde bir insan kitlesine hitap etme hedefiyle yola çıkan siyasi partilerin teşkilatlanma sürecini fazlasıyla ciddiye almaları gerekir. Teşkilatlanma sürecindeki en kritik noktalardan biri, parti birimlerini kaliteli insan kaynağı ile donatabilmektir. Bu noktada toplumun farklı kesimleriyle temas içerisinde olan sivil toplum örgütleri, farklı tabakalara ve yaş gruplarına mensup bireylerin parti içerisinde görev almalarına ön ayak olabilirler. Böylece sosyal alandan siyasal alana yumuşak bir geçiş sürecini sağlayan birer zemin işlevi görürler. Bu tip bir mekanizmaya sahip olmaları halinde, DEVA ve Gelecek partileri ideolojik olarak daha uyumlu parti mensuplarını bir araya getirebilirlerdi. Fakat AK Parti küskünlerini toplamak ya da sosyal medya üzerinden alınan başvurularla parti teşkilatlarını yapılandırmak elbette ki güçlü bir kurumsal yapı meydana getirmeyecektir. Sivil toplum desteği; parti kadrolarının fırsatçılar, hırslı politikacılar ve müzmin muhalifler tarafından işgalini engelleyebilecek bir baraj işlevi görebilir. Bu desteği elde etmedikleri sürece her iki parti de büyük olasılıkla yukarıda bahsedilen türden kopuşları yaşamaya devam edecektir.

 

Siyaset Bilimci Huntington, siyasal istikrarsızlığın sebeplerinden biri olarak sosyal dinamizmi kapsayacak çapta siyasal kurumların olmayışını gösterir. Bu mantığa göre mevcut siyasi kurumlar toplumdan yükselen siyasi talepleri karşılayacak kadrolara ve esnekliğe sahip değillerdir. Taleplerini mevcut siyasi kurumlar üzerinden aktaramayan ve dolayısıyla temsil edildiğini hissedemeyen kitleler ise geniş çaplı protestolara ve hatta devrimci metotlara başvurabilirler. Böylece siyasal istikrarsızlığı da körüklerler.

 

Türkiye son yıllarda siyasal alanda kurumsal bir farklılaşmaya şahit oldu. Parti bölünmeleri ve yeniden kuruluşları ile ortaya çıkan bu yenilenmenin toplumsal dinamizmi karşıladığını iddia etmek için henüz çok erken. Yeni kurulan siyasi partilerin, özellikle de mevcut statükoyu demokratik bir ajanda ile değiştirmeyi hedefleyen DEVA ve Gelecek partilerinin, bu toplumsal dinamizmi siyasete aktarabilmelerinin en önemli yollarından birisi sivil toplum örgütleriyle geliştirecekleri ilişkiden geçiyor. Öte yandan, her iki partinin de hedef seçmen kitlesini barındıran muhafazakâr kimlikli sivil toplum yapılarında da uzun süredir gözlemlenen bir donma hali mevcut. Bu da hali hazırda kimliksel ve kurumsal sorunlarla boğuşan her iki partinin de bu yapılarla ilişki kurmasını zorlaştırmakta ve arzuladıkları toplumsal desteği oluşturmalarını engellemektedir.  Bahsedilen sorunları çözmedikleri sürece her iki parti de yakın dönemde güçlü birer aktör olmakta zorlanabilir ve artan siyasi istikrarsızlığın birer parçası olabilirler.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.