Yeniden Siyaset, Yeniden Kürt Meselesi

2019 yerel seçimleriyle beraber, siyaset aşağı yukarı iki senelik bir aranın ardından Türkiye’ye geri döndü.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

2019 yerel seçimlerinin biri diğerine bağlı iki önemli sonucu oldu: AK Parti’nin ve Cumhur ittifakının seçimler yoluyla yenilebileceği ortaya çıktı ve Türkiye’yi Erdoğan’dan, Cumhur ittifakından başka birilerinin de yönetebileceği fikri askıdan indirildi. Deyim yerindeyse, 2019 yerel seçimleriyle beraber, siyaset aşağı yukarı iki senelik bir aranın ardından Türkiye’ye geri döndü. Nitekim, bu dönüşün hem sebebi hem de sonucu olarak, CHP, az da olsa silkinip kendine geldi, Gelecek Partisi kuruldu ve Ali Babacan’la anılan bir diğer parti de kurulmak için gün sayıyor.

Cumhur ittifakının kurduğu ‘yerli-milli’ cendereye Türkiye’nin sığmadığının işareti olarak bu gelişmeler hayırlı olmakla beraber, bir başına söz konusu cendereden çıkılmasını, önümüzdeki ilk seçimde Erdoğan’ın ve Cumhur ittifakının yenilmesini garanti etmiyor. Çünkü, malum, Cumhur ittifakı bütün olan bitene, Türkiye’nin içerideki ve dışarıdaki bütün perişan haline rağmen halen yüzde 45 civarında seçmen desteğine sahip; üstelik Erdoğan’ın seçmen desteği Cumhur ittifakına verilen destekten halen biraz fazla ve karşısında bu kadar büyük bir blokla desteklenen bir aday olabileceği de kesin değil. Erdoğan’ın ve Cumhur ittifakının yenilebilmesi için muhalefet partilerinin işleyebilir bir seçim stratejisi örgütleyebilmeleri ve Cumhur ittifakının vaat ettiğinden daha tercih edilebilir bir Türkiye’yi kurmaya hazır olduklarını göstermeleri gerekiyor.

Erdoğan’dan başka birini başkan seçip, yasama çoğunluğunun Cumhur ittifakında kalmasını engelleyecek türden bir seçim stratejisi ve Türkiye fikri oluşturmak için yapılması gereken elbette çok şey var ve biri de Kürt seçmenler ve Kürt meselesiyle ilgili. Şunu kabul etmek çok zor olmasa gerek: Muhalefet partileri, HDP’liler başta olmak üzere, Kürt seçmenleri ikna edecek bir başkan adayı ve bir Türkiye fikri önermezse, Erdoğan’dan da Cumhur ittifakından da kurtulmak kolay olmayacak. Buna, Kürt meselesinin halen bütün cesametiyle ve bölgesel bir mahiyet de edinmiş olarak, Türkiye siyasetinin önünde durmaya devam ettiğini ekleyecek olursak, Türkiye’yi yönetmeye aday muhalefet partilerinin Kürt seçmenleri ve Kürt meselesini şimdiye kadar olduğundan daha kuvvetli bir biçimde gündemlerine almaları gerekiyor. Erdoğan’ı ve Cumhur ittifakını gerçekten yenmek istiyorlarsa ve Cumhur ittifakınca vaat edilenden daha cazip bir Türkiye’yi kurabileceklerini göstermek istiyorlarsa bu şart.

Seçimler ve Kürtler

Cumhur ittifakının vaat ettiğinden daha cazip bir Türkiye’yi kurmaya aday olunduğunu göstermek ve Erdoğan’ı yenmek için CHP’nin, Gelecek Partisi’nin ve Babacan çevresinin ayrı ayrı ya da birlikte, üç ayaklı bir Kürt meselesi stratejisi kurmalarına ihtiyaç var. Bu üç parti şu üç soruya aşağı yukarı benzer bir yanıt veren bir “Kürt seçmenler ve Kürt meselesi siyaseti” kurmak durumunda:

1. HDP’li Kürtlerin, İstanbul seçimlerinde olduğu gibi bağırlarına taş basarak ya da gönül ferahlığıyla başkanlık seçimlerinde oy verebileceği aday kim olabilir?

2. AK Parti’ye de HDP’ye de gitmeyen ve/ya AK Parti’de kalmaya devam eden Kürtlerin meclis seçimlerinde muhalefet partilerine, başkanlık seçimlerinde ise Erdoğan harici bir adaya destek vermeleri nasıl sağlanabilir?

3. Bölgesel bir mahiyet de kazanmış Kürt meselesini bugün olduğu gibi bastırmadan yönetmenin, daha iyisi çözmenin yolu yordamı nedir?

Müstakbel ilk seçimde muhalefet partilerinin bütününü kapsayan bir anti-Cumhur ittifakı olmayacak, bu belli, ayrıca lüzumsuz da, çünkü “Cumhur ittifakı bir yanda, diğerleri öbür yanda” durumu, tam da Erdoğan’ın arayıp da bulamadığı motif olur. Ama sadece bu değil, içinde HDP’nin olduğu herhangi bir ittifak da olabilecek görünmüyor. Aralarındaki yapısal mesafeden dolayı yeni iki parti ve İYİ Parti’nin içinde HDP’nin olacağı bir ittifakta olması aşağı yukarı imkansız. Muhtemel müttefiki İYİ Parti’nin ve kendi tabanının ‘hassasiyetleri’ de CHP’yle HDP arasında ittifak benzeri bir ilişkinin zor olacağını gösteriyor. Bu da şu demek: Önümüzdeki seçimlerde HDP’nin yalnızlığı ve izolasyonu muhtemelen devam edecek. Hem de Erdoğan’dan ve Cumhur ittifakından kurtulmak HDP’siz mümkün olmamasına rağmen.

Cumhur ittifakının Türkiye’yi soktuğu cendereden en fazla mağdur olanlar oldukları için HDP’liler pek muhtemelen bu izolasyona rağmen bağırlarına taş basıp Cumhur ittifakı karşısındaki siyasetin dışarıdan destekçisi olmaya devam edecektir. Fakat, HDP’nin yalnızlaştırılmasının bu şartlara rağmen süregitmesinin bu partinin kadrolarında ve seçmenlerinde nasıl bir hissiyata yol açacağını tahmin etmek de zor değil. Bu hissiyat hiçbir şeye yol açmasa bile HDP kadrolarının ve seçmenlerinin bir kısmının şevkini kıracak, Türkiye siyasetinin taraflarına, bu siyaset içindeki manevralara kayıtsızlaştıracaktır. Müstakbel ilk seçimin başkanlık ayağında sonucu halen 1-2 puanlık tercih farklılaşmaları belirleyeceğinden, HDP kadrolarının ve seçmenlerinin kayıtsızlaşması, Erdoğan haricinde birini başkan görmek isteyenler açısından alınabilir risk olmasa gerek.

Bu türden bir riskin oluşmaması için başta CHP olmak üzere muhalefet partilerine düşen işlerin başında HDP’yi ve HDP’lileri gayri meşrulaştırmaya matuf işlerin uzağında ve karşısında durmak ve HDP’nin meşruiyetini genişletmeye matuf işlerin içine girmek geliyor. Aynı minvalde yapılabilecek bir başka şey ise, bilhassa HDP’lilerin canını yakan hukuki düzenlemelerin değiştirilmesi için gözle görülür bir çabanın içinde olmak olabilir. Son olarak, HDP’li Kürtler için artık sembolleşmiş bir figür olarak Demirtaş’ın cezaevinde tutulmasına son verilmesi için yürütülen hukuki ve siyasi faaliyete ucundan kıyısından da olsa destek vermek HDP’li Kürtlerin yeni bir Türkiye için şevkini arttıracaktır.

Öte yandan, AK Parti ve MHP haricindeki partilere oy vereceklerin tamamı arasında bir orkestrasyon sağlamak bile müstakbel seçimlerde Cumhur ittifakından başkanlığı alabilmek için yetmeyebileceğinden, Cumhur ittifakına sadakati azalmışların ya da arafta kalmışların desteğini almak belli ki muhalefet partileri için özel bir öneme sahip olacak. Bu profile fazlasıyla uyanlar arasında AK Parti’ye de HDP’ye de gitmeyen ve/ya AK Parti’de kalmaya devam eden Kürtler epey çok olduğundan, muhalefet partilerinin bu vasıftaki Kürtleri cezbedecek işlere girişmeleri de elzem görünüyor. İşaretler Kürt meselesinin HDP’nin ve Cumhur ittifakının yaptığı gibi çerçevelenmesinden memnun olmayan Kürtlerin bir kısmının arafta, bir kısmının da her şeye rağmen AK Parti’de kalmaya devam ettiğini gösterdiğinden, CHP başta olmak üzere muhalefet partilerinin Kürt meselesini alternatif bir biçimde çerçevelemesi bu nevi Kürtleri arafta ya da AK Parti’de kalmaktan alıkoyabilir. Kürt meselesini Cumhur ittifakının yaptığı gibi güvenlik ve terör meselesine indirgemeyen ve lakin HDP’den de daha mutedil, daha hazmedilebilir bir biçimde çerçeveleyen ara bir yol, sözü edilen profildeki Kürtleri heyecanlandırıp, arkasına katabilir. Bu mutedil çerçevenin, bu türden bir üçüncü yolun nasıl içeriklendirilebileceği, cevabı kolayca verilebilir sorulardan değil. Ancak, Kürtlüğün kriminalize edilmesine karşı durup, Kürtçenin eğitimde kullanılmasına dair az da olsa liberal bir tutumun alınması bu türden bir içeriklendirmenin başlangıç adımlarından olabilir ve bu kadarı bile arafta ve AK Parti’de kalan Kürtleri yerlerinden kımıldatabilir.

Kürt Meselesine Dönmek

Muhalefet partilerinin parlamentoda çoğunluğu elde etmek ve başkanlık seçimini kazanmak için özel bir seçim stratejisine ihtiyacı var ve bu stratejinin Kürtlerle ilgili özel bir ayağının olması gerekiyor; görünen bu. Ama muhalefet partilerinin Kürtler ve Kürt meselesi söz konusu olduğunda yapabilecekleri ya da yapması gerekenler galiba bunlarla sınırlı değil. Muhalefet partileri seçimleri ve seçimler etrafında oluşan siyasi dinamikleri Kürt meselesinde yeni bir dönemi açmak için de kullanabilir görünüyor. Haddizatında, tam da böyle yapılırsa, muhalefet partileri seçimleri Kürt meselesinde yeni bir dönemi açmak için kullanabilirse, seçimde arzu ettiği sonucu almaları daha mümkün görünüyor. Deyim yerindeyse, muhalefet bir yandan seçimleri kazanmak için Kürt meselesini ‘kullanırken’, öte yandan da Kürt meselesinde Türkiye’yi yeni bir yola sokabilmek için seçimleri kullanabilir görünüyor.

Malum, Cumhur ittifakı ve Erdoğan 2016’dan beridir Kürt meselesinin çözülmüş, Kürt meselesinin Türkiye’de ve Suriye’de ve hatta Irak’ta süren kısmınınsa güvenlik meselesinden ibaret olduğu fikrini kabul ettirmeye çalışıyor. Buna karşın gerek Türkiye’deki Kürt seçmenlerin siyasi tercihleri, gerek Irak ve Suriye’de olan bitenler, Kürt meselesinin çözülmüş olmak bir yana, katmerlenip bölgesel bir mahiyet kazanmış olduğunu ve olsa olsa bastırılmış, ötelenmiş olduğunu gösteriyor. Bu durumda, muhalefet partileri Cumhur ittifakının kurduğu milli ve yerli rejimden çıkmanın zemini olacağında uzlaşmış göründükleri müstakbel seçimleri, Kürt meselesini -bölgesel mahiyetini de hesaba katarak- yeniden düşünmenin, yeniden çerçevelemenin zemini de kılabilirler; nitekim, kılmalarında da fayda var görünüyor.

Hülasa, mevcut ve müstakbel muhalefet partileri açısından bakıldığında Kürt meselesi seçimleri kazanıp yeni bir Türkiye kurmanın, seçimler ise Kürt meselesinde Türkiye’yi yeni bir yola koymanın anahtarı olabilir.

 

_____
En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR