Yerel Yönetimleri Bekleyen Üç Sınav

Mehmet Şimşek’in öncülüğünde enflasyonu düşürmek için hayata geçirilen kemer sıkma politikası, hâlihazırda ekonomik sorunlarla mücadele eden seçmende derin bir kırılmaya yol açtı. Özellikle AKP seçmeni bu hoşnutsuzluğunu YRP gibi “muhafazakâr alternatiflerle” iktidara göstermiş oldu. Seçimler ülke gündeminden çıksa da yerel yönetimlerin sınavı yeni başlıyor. Önümüzdeki dönemde yerel yönetimleri bekleyen “halkçı/toplumcu belediyecilik”, “afetlere dirençlilik” ve “hesap verebilirlik” olmak üzere üç sınav bulunuyor.

yerel yönetimler belediye meclisi

Türkiye sürprizlere gebe bir ülke… 2023 genel seçimlerinin sonuçları ne kadar şaşırtıcıysa 31 Mart yerel seçimleri de bir o kadar beklenmedik bitti. 2023 seçimlerinin ezici galibi AKP, yerel yönetimler sınavını büyük bir kayıpla kaybetti. Seçimin kazananları kuşkusuz CHP ve YRP.  İlginçtir ki 2019 yerel seçimleriyle kıyaslandığında “AKP’nin Kaleleri” olarak anılan çoğu il ve ilçenin el değiştirdiğini görüyoruz. CHP yüzde 37,76 ile yarıştan birinci olarak ayrılırken, AKP ilk kez yerel seçimlerde yüzde 35,48 ile ikinci sıraya geriledi. YRP yüzde 6,19’luk oy oranıyla üçüncü sıraya yükseldi. Bunu yüzde 5,70 ile DEM takip etti. Bir önceki seçimle kıyaslandığında Türkiye genelinde haritanın önemli ölçüde değiştiğini görüyoruz. 


2019 2024 seçimleri karşılaştırması

Kaynak: Anadolu Ajansı

 

CHP’nin 2019 yerel seçimlerinde İstanbul ve Ankara’da elde ettiği zaferi, bu seçimlerde uzunca bir süredir AKP’nin elinde olan il ve ilçelere doğru genişlettiğini gördük. Kuşkusuz bunun birçok nedeni var. Ancak bunların başında ekonomi politikalarıyla halka çıkarılan faturanın olduğunu söyleyebiliriz. Mehmet Şimşek’in öncülüğünde enflasyonu düşürmek için hayata geçirilen kemer sıkma politikası, hâlihazırda ekonomik sorunlarla mücadele eden seçmende derin bir kırılmaya yol açtı. Özellikle AKP seçmeni bu hoşnutsuzluğunu YRP gibi muhafazakâr alternatiflerle” iktidara göstermiş oldu. Seçimler ülke gündeminden çıksa da yerel yönetimlerin sınavı yeni başlıyor. Önümüzdeki dönemde yerel yönetimleri bekleyen “halkçı/toplumcu belediyecilik”, “afetlere dirençlilik” ve “hesap verebilirlik” olmak üzere üç sınav bulunuyor. El değiştiren belediyelerin bu sınavı geçip geçemeyeceğine yönelik şimdiden bir kestirim yapmak güç olsa da bunu gerçekleştirmenin kolay olmadığını söyleyebiliriz. Bu üç alanda seçmenden alınacak geçer not, bir sonraki genel seçimin kaderini belirleyebilir.

 

Halkçı/Toplumcu Belediyecilik

 

Öncelikle halkçı/toplumcu bir yerel yönetim anlayışının Türk siyasetinde sıkça kullanılan “sosyal belediyecilik” politikasından farklı bir zemine dayandığının altını çizerek başlayabiliriz. Toplumcu belediyecilik, sosyal yardımlarla seçmen tabanını konsolide etmeyi amaçlayan popülist politikadan farklıdır. Kabaca bu yaklaşımın temel felsefesi, dar gelirli yurttaşlara yönelik yardımları yeterli görmeyip, yerel yönetimlerin onları bu koşullardan çıkartacak yeniden dağıtımcı bir politikayı takip etmesidir. Ancak bu yaklaşım doğrudan belediyelerin kaynaklarının halka dağıtılması anlamına gelmemektedir. Tam tersine bu yaklaşım, kaynakların ranta açılmasını engelleyerek kamu yararını koruyan bir yol izlenmesidir. Diğer yandan daha önce piyasalaştırılmış ve kârlılık esasına göre sunulan beledi hizmetlerin doğrudan belediyeler tarafından yürütülerek vatandaş üzerindeki yükün hafifletilmesidir. Başka bir ifadeyle toplumcu yaklaşım, kamu hizmeti ve vatandaş arasındaki kârlılık zincirini kırarak üretken bir belediyeciliğin inşa edilmesidir. Derinleşen enflasyon ve alım gücündeki azalma göz önüne alınırsa önümüzdeki dönemde seçmende bu politikanın kayda değer bir etkisinin olacağını ifade edebiliriz.

 

Afetlere Dirençlilik

 

Kentlerin afetlere hazırlanması ve dirençlerinin yükseltilmesinin önümüzdeki dönemde neredeyse en önemli ihtiyaç olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bilindiği gibi Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat Depremleri ile Türkiye tarihinin en büyük felaketlerinden birisini yaşadı. 11 ili etkileyen bu depremler milyonlarca insanın yaşamını derinden etkiledi ve 60 binin üzerinde insanın hayatına mal oldu. Üzerinden bir yıl geçse de ihmallerle alakalı detaylar resmî kayıtlara girmeye devam ediyor. Deprem bölgesindeki yerel yönetimlerin, üzerinde bilimsel olarak çalışılmamış imar, izin, ruhsatlandırmaya yönelik kararları ve merkezi yönetimin denetim eksikliği olmasaydı kuşkusuz bu afeti daha az kayıpla atlatmak mümkün olabilecekti. Bu nedenle siyasi görüş fark etmeksizin deprem konusunda merkezi ve yerel yönetimlerin yapacağı işbirliğinin olası felaketlerin önüne geçilmesinde önemli bir payı bulunuyor. Uzmanların Marmara Denizi’nde yakın gelecekte gerçekleşmesini beklediği depremler göz önüne alınırsa belediyelerin kentleri afetlere hazırlayacak politikaları gündemden düşürmemesi gerekiyor. Türkiye’nin nüfusunun önemli bir bölümünün yaşadığı bu bölgede acilen merkezi yönetim ve yerel yönetimler arasında entegre bir afet politikasına ihtiyaç bulunuyor.

 

Hesap Verebilirlik

 

Bilindiği üzere yerel yönetimlerin yasal denetimine yönelik çeşitli yollar bulunur. Örneğin Sayıştay denetimiyle bu kurumların bütçeleri, faaliyetleri ve kararları belirli aralıklarla incelenerek olası usulsüzlüklerin önüne geçilmesi hedeflenir. Ancak yasal denetimin yanında (her ne kadar dillendirilmese de) yerel yönetimlerin vatandaşlara karşı da hesap verme sorumluluğu vardır. (Anayasa’nın 74’üncü maddesine göre, “bilgi edinme” vatandaşlar için anayasal bir haktır.) 

 

Peki bu sorumluluğu önemli yapan nedir? Öncelikle hesap verebilir yönetim anlayışı vatandaşa önemli faydalar sağlayan bir yapının kurulmasını sağlar. Bunların başında kaynakların adil kullanımı, hizmetlerin etkin sunumu ve personelin liyakatle göreve gelişi gelir. Böylece rüşvet ve yolsuzlukların yalnızca yasal değil “toplumsal denetiminin” de yapılması sağlanır. Günümüzde teknolojik olanakların gelişmesiyle hesap verebilir bir yönetim anlayışı geliştirmek çok daha kolaylaşmış gibi görünüyor. Bunun örneklerini de görmek mümkün. Örneğin Ankara Büyükşehir Belediye’nin meclis toplantıları ve ihaleleri canlı olarak yayınlanması, vatandaşların yönetime katılması için önemli bir adım olarak görülebilir. Bu gibi örneklerin yaygınlaşması gelecekte farklı bir yerel siyaset deneyiminin kapılarını aralayabilir. Bu bağlamda önümüzdeki dönemde vatandaşı yalnızca sandıktan sandığa ziyaret eden bir yönetim anlayışı yerine daha katılımcı yöntemler geliştiren belediyelerin seçmende ilgi uyandıracağını söyleyebiliriz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.