Yunanistan-Mısır Deniz Yetki Alanlarını Sınırlandırma Anlaşması’nın Kodları

Gerilimin tırmandığı ve tarafların karşılıklı kozlarını cüretkâr bir şekilde sahaya sürdüğü bu süreçte Yunanistan’ın attığı belki de en ilgi çekici adım, Mısır ile uzun yıllardır yapmak için uğraştığı karşılıklı deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşmasını nihayet akdetmiş olmasıdır.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Şimdilik sular bir süre için durulmuş gözükse de 2020 yazı muhtemelen Doğu Akdeniz’de gerilimin en çok tırmandığı dönemlerden biri olarak tarihe geçecek. Temel olarak Türkiye ve Yunanistan arasında cereyan eden kriz, esasında, 2010’lu yıllarda Doğu Akdeniz havzasındaki hidrokarbon potansiyelinin görülmesinden sonra adım adım tırmanmıştır. Ancak 2019 yılından itibaren ve bilhassa geçtiğimiz aylarda, dengeleri sarsmamayı gözeten mücadele bir biçiminden çıkıp karşılıklı cüretkâr adımların atıldığı bir düelloya dönüşmüştür. Askeri yöntemler ilk defa bu denli ciddi bir seçenek olarak ufukta belirmiş ve Akdeniz’deki NATO müttefikleri birbirine düşmüştür.

 

Türkiye, Ege ve Kıbrıs gibi köklü sorunlarla doğrudan bağlantılı olan Doğu Akdeniz meselesinde artık proaktif bir tutum izleyeceğinin işaretini Libya Ulusal Mutabakat Hükümet ile Kasım 2019’da imzaladığı Mutabakat Muhtırası[1] ve sonrasında Birlemiş Milletler’e (BM) kendi kıta sahanlığı sınırlarına ilişkin yaptığı bildirim[2] ile vermişti. Nitekim Türkiye’nin Temmuz 2020’den itibaren yaptığı NAVTEX ilânları da iddia ettiği kıta sahanlığı sınırlarını esas almıştır. Beklendiği üzere, Yunanistan, Türkiye’nin ihtilaflı bölgeleri kapsayan kıta sahanlığı bildirimine de bunu esas alan NAVTEX ilânlarına da her zaman itiraz etmiştir.[3] 

Kaynak: Türkiye’nin kendi kıta sahanlığına ilişkin BM’ye yaptığı bildirim (Letter dated 18 March 2020 from the Permanent Representative of Turkey to the UN addressed to the Secretary-General)

Kaynak: BBC

Gerilimin tırmandığı ve tarafların karşılıklı kozlarını cüretkâr bir şekilde sahaya sürdüğü bu süreçte Yunanistan’ın attığı belki de en ilgi çekici adım, Mısır ile uzun yıllardır yapmak için uğraştığı karşılıklı deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşmasını nihayet akdetmiş olmasıdır.

 

Kendi kıta sahanlığını ihlal ettiği gerekçesiyle Türkiye’nin ivedilikle yok hükmünde addettiği bu anlaşma, adeta Türkiye’nin yaklaşık bir yıl önce Libya ile yaptığı Mutabakat Muhtırası’na cevap niteliğindedir. Bu sebeple, Doğu Akdeniz krizi bağlamında yeni ve önemli bir adım olan bu Anlaşma’yı mercek altına almak Türkiye açısından büyük önem arz etmektedir.

 

Yunanistan-Mısır Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması

 

7 Ağustos 2020 tarihinde imzalanan Anlaşma, adından da anlaşılacağı üzere, Yunanistan ve Mısır’ın karşılıklı deniz yetki alanları (kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge) arasındaki sınırı belirlemektedir.  Yunanistan Dışişleri Bakanı bu Anlaşma’yı, “uluslararası hukuka ve BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne (BMDHS) uygun bir şekilde, Yunan adalarının kendilerine ait kıta sahanlığına ve münhasır ekonomik bölgeye sahip olma hakkını teyit eden” bir anlaşma olarak nitelemiştir. Mısır Dışişleri Bakanı ise söz konusu Anlaşma’nın her iki ülkenin bölgedeki kaynakların azami ölçekte kullanılabilme hususunda gelişme kaydetmesine yolu açtığını vurgulamıştır.

 

Yunanistan ile Mısır arasında böylesi bir anlaşma yapılmasına yönelik girişimlerin kökeni 2000’li yıllara dayanmaktadır. Ancak o yıllardan günümüze kadar Mısır, Yunanistan ile Türkiye arasındaki ihtilafın bir parçası olmamak adına böyle bir anlaşma yapmaya pek istek göstermemiş, hatta gerekirse Türkiye ile olan sınırlarını belirleyip daha sonra Yunanistan ile böyle bir anlaşma yapma tutumunu benimsemiştir. Bu sebeple, 2000’li yıllardaki girişimler sonuçsuz kalmış ve ancak son yıllarda bölge jeopolitiğinde ve ittifaklarda yaşanan büyük değişimler sonucunda böyle bir anlaşmanın imzalanabileceği bir ortam doğabilmiştir. Elbette, Türkiye ve Libya arasında imzalanan Mutabakat Muhtırası da itici bir güç olmuştur.

Bültenimize Üye Olabilirsiniz

Yunanistan-Mısır Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması’nın giriş kısmında BMDHS hükümlerinin esas alındığı açıkça belirtilmiştir (Türkiye ve Libya arasındaki Mutabakat Muhtırası’nda benzer bir ifade yoktur, zira iki devlet de BMDHS’ye taraf değildir. Libya, BMDHS’yi imzalamış ancak henüz onaylamamıştır). Böylece, iki devletin karşılıklı kıyıları arasındaki ortay hat esas alınmış, ancak sınırlandırmaya kaynaklık eden Yunanistan kıyıları ana karaya ait kıyılar olmayıp Girit gibi bazı Yunan adalarının kıyıları olmuştur. Dolayısıyla, Yunanistan’ın BMDHS m. 121’e dayanarak üzerinde ısrarcı olduğu, “Doğu Akdeniz’deki adalarının kendi kıta sahanlıklarına ve münhasır ekonomik bölgelerine” sahip olabilecekleri ve yetki alanlarının sınırlandırılmasında kıyı hattı olarak esas alınmaları gerektikleri tezi bu Anlaşma’da uygulanmıştır.

 

Ayrıca, yukarıdaki şekilde belirlenen ortay hat, karşılıklı kıyıların uzunlukları arasındaki farktan ötürü Mısır lehine kaydırılmış ve Yunanistan ile Mısır arasındaki deniz yetki alanlarının dağlımı 9’a 11 olarak belirlenmiştir. Bu durum, Yunanistan’ın Uluslararası Adalet Divanı içtihatlarında da esas alınan “kıyı uzunlukları arasındaki orantı” etmenini kabul ettiğinin açık bir göstergesidir. Bu kabul, Yunanistan ile Türkiye arasındaki uyuşmazlıklarda Türkiye’nin bazı tezlerini destekleyici bir rol oynayabilir.

 

Son olarak, Yunanistan ile Mısır arasındaki deniz yetki alanları sınırının 26. ve 28. meridyen arasında kalacak şekilde belirlendiği dikkat çekmektedir. Bu, oldukça önemli bir husustur zira sınır Meis ile Mısır’ın karşılıklı kıyılarının bulunduğu alana uzanmamıştır. Tarafların kasıtlı olarak Anlaşma’nın coğrafi sınırını sınırlı tuttukları gözlemlenmektedir. Bunun sebepleri, muhtemelen, Türkiye kıyılarına oldukça yakın olan Meis’i Anlaşma’ya dahil ederek Anlaşma’nın meşruiyetini iyice tartışmalı hâle getirmemek ve Türkiye’den gelebilecek çok sert bir tepkinin önüne geçmektir.

Kaynak: Yunanistan-Mısır Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması -Ek 1

Doğu Akdeniz havzasında son yıllarda hızla değişen jeopolitik dinamikler, Yunanistan ile Mısır arasında uzun yıllar süren diplomatik çabalara rağmen akdedilememiş olan bir karşılıklı deniz yetki alanlarını sınırlandırma anlaşmasının imzalanmasını mümkün kılmıştır. 2020 yılında tırmanan Doğu Akdeniz krizindeki en önemli gelişmelerden biri budur.

 

Yunanistan ile Mısır arasındaki Anlaşma, bu ikilinin Türkiye karşısında, aynı Türkiye’nin yaptığı gibi Doğu Akdeniz’de iddia ettikleri yetki alanlarını koruma hususunda proaktif bir tutum ortaya koyabileceğini göstermiştir. Ayrıca, Mısır’ın geleneksel olarak Yunanistan ve Türkiye arasındaki ihtilafa doğrudan dahil olacak bir hamle yapmaktan kaçınan tutumunu bir kenara bırakması, Türkiye açısından kayıp addedilebilecek bir durumdur.

 

Öte yandan, söz konusu Anlaşma’nın bazı olumlu yönleri de mevcuttur. Öncelikle, Meis’in sınırlama kapsamı dışında bırakılması önemlidir, zira Yunanistan böyle bir tercih yaparak kurulacak olası bir müzakere masasında Türkiye kıyılarına oldukça yakın Meis gibi adalara yönelik tavizlere hazır olduğunun mesajını vermiş olabilir.

 

İkincisi, Yunanistan ile Mısır arasındaki deniz sınırının orantılılık ilkesi esas alınarak Mısır lehine kaydırılması, Türkiye’nin Yunanistan karşısındaki bazı tezlerini destekleyici bir emsal olmuştur.

 

Üçüncüsü, Türkiye-Libya Mutabakat Muhtırası’nın ardından böyle bir anlaşmanın yapılmasıyla birlikte, tarafların azami iddiaları söylem seviyesini aşıp somut bir belgede netleşmiştir. Şüphesiz ki bu netlik, müzakereleri ilerletme iradesi göstermeleri yahut uluslararası yargı mekanizmalarına başvurmaları durumunda tarafların önlerini görmelerini sağlayacaktır. Zira Uluslararası Adalet Divanı yahut tahkim mekanizmalarına gidilmesi konusunda tarafların rıza göstermesi gibi bir senaryo gerçekleşirse, söz konusu anlaşmalarla birlikte Doğu Akdeniz’de hangi adalara ne kadar deniz yetki alanı tanınması gerektiği ve orantılılık ilkesinin ne denli etkili olacağı gibi temel başlıklarda tarafların tutumu kağıt üstüne dökülmüş durumdadır.

 

[1] ’Cumhurbaşkanı Kararı’ (Resmi Gazete, 12 Aralık 2019) https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2019/12/20191212-11. pdf

[2] Letter dated 18 March 2020 from the Permanent Representative of Turkey to the United Nations addressed to the Secretary-General, https://undocs.org/en/a/74/757.

[3] “Ministry of Foreign Affairs statement on Turkey’s new illegal NAVTEX” (21 Temmuz 2020), https://www.mfa.gr/en/current-affairs/statements-speeches/ministry-of-foreign-affairs-statement-on-turkeys-new-illegal-navtex-21-july-2020.html

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.