Yüz Yüze Eğitim Başlarken

Eğitim alanındaki sorunlarda ‘sosyal, ekonomik, coğrafi’ koşulları dikkate alan bir yaklaşımın gerekliliği çok açık. Pandemiyle mücadelede yerinden kararlarla başarı sağlanabilecek alanlardan biri eğitim idi. Özel okulların daha çok açık kaldığı, online eğitim imkanlarını daha iyi kullandığı bu dönemde; öğrencilerin büyük çoğunluğunun dersleri takip edemediğini biliyoruz. Online eğitim için gerekli alt yapıya sahip öğrenciler için durum böyleyken, koşulların elverişsizliği yüzünden eğitime ulaşamayan çocukları da sayarsak, binlerce öğrencinin okuldan koptuğu bir sonuçla karşı karşıyayız. 

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Kimi dönemlerde kademeli olarak açılsa da genel itibarıyla 16 Mart 2020’den beri ara verilen yüz yüze eğitim, bir aksilik olmazsa 6 Eylül’de yeniden başlayacak.  Evlerden okullara, yeni dönem hazırlıkları yoğun bir şekilde devam ediyor ama bir yandan da tedirginlik hali mevcut. Salgının seyri, belirsizlikler tedirginlik oluştursa da büyük çoğunluk eğitimin kesintisiz sürmesini istiyor. Çünkü online eğitimin hem akademik başarı hem de çocukların iyi olma hali noktasında çözüm olmadığını geçen bir buçuk yıllık sürede deneyimledik.

 

Eğitimin fırsat eşitliği sağlayan bir kurum mu yoksa sınıfsal eşitsizliği diplomayla meşru kılan bir sistem mi olduğu tartışması uzun yıllardır sürüyor. Pandemiden önce de sosyoekonomik ve kültürel arka planların eğitimin başarısını etkilediği gündemdeydi. Pandemi bunu iyice görünürleştirdi.

 

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB)’nın 2018 yılında hazırladığı “Liselere Geçiş Sistemi-Merkezi  Yerleştirme ile Yerleşen Öğrencilerin Performansı” isimli raporda, ebeveynlerin sosyoekonomik durumunun sonuçlara olan etkisiyle ilgili veriler yer alıyordu. O dönem eğitim camiasında büyük yankı bulan bu verilere göre, annesinin eğitim düzeyi ilkokul olan öğrenciler ile lisansüstü olan öğrencilerin ortalama merkezi sınav puanları arasında 60 puandan fazla fark bulunuyordu. Aynı durum babaların eğitim düzeyinde de gözlemleniyordu. Rapor gelir düzeyinin, sosyoekonomik durumların başarıya olan etkisini ortaya koyarken, eğitimin bu yönüyle eşitsizliği derinleştirdiğine vurgu yapıyordu.

 

Sosyoekonomik Düzeyin Başarıya Etkisi

 

Raporu, o dönem bakan yardımcısı olan geçtiğimiz günlerde bakanlığa atanan Mahmut Özer’in başkanlığında bir heyet hazırlamıştı. Bakan Özer’in de içinde bulunduğu bir grup akademisyen geçtiğimiz günlerde de “Türkiye’de akademik başarının belirleyicileri” başlıklı bir makale daha yayınladı. Makalede ifade edilen belirleyiciler, okul büyüklüğü, sınıf mevcudu, öğretmen kıdemi, öğretmenlerin hizmet içi eğitimi olarak sıralanırken; sosyoekonomik düzeyin öğrenci başarısında en güçlü belirleyici olduğuna işaret ediliyor.

 

Öğrencilerin hem sözel hem de sayısal başarısı ile en güçlü ilişkiye sahip olan değişkenin, okulun sosyoekonomik düzeyi olduğu belirtilen makalede, “Bulgular, öğrencilerin bireysel sosyoekonomik özelliklerinin yanı sıra okuldaki akranlarının sosyoekonomik özelliklerinin de akademik başarıları ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Sosyoekonomik düzeyin hem öğrenci hem de okul düzeyinde akademik başarıyla güçlü ilişkilere sahip olması okul dışı etmenlerin öğrenci başarısında belirleyici bir konumda olabileceğini işaret etmektedir. Bu bulgu, sosyoekonomik açıdan dezavantajlı öğrencileri desteklemek üzere gerçekleştirilen projelerin önemini ortaya koymaktadır.” deniliyor.

 

Makalede belirleyiciler arasında sayılan ‘eğitim ortamları’ konusunda Eğitim Reformu Girişimi geçtiğimiz günlerde kapsamlı bir rapor hazırlamıştı. Gizem Kıygı tarafından hazırlanan raporda, dijitalleşmeyle birlikte eğitimdeki mekânsal eşitsizliğin daha da güçlendiği vurgulanarak, “Çünkü altyapı ve teknoloji donanımlarını sağlayan bir mekânsal kaynak olmadan dijital ortamlara erişim mümkün değil. Kırsal ve kentsel alanlardaki öğrencilerin eğitime erişim sorunlarının derinleşmesi eğitim ortamları ve mekânsal adalet sorunsalının en kristalize olduğu alanlardan biridir. Sorunların çözümü ise eğitim ortamlarındaki mekânsal bakışı okulun fiziksel donanımlarını içeren ancak kesinlikle onunla sınırlı tutmayan, içine kurulduğu çevrenin sosyal, ekonomik ve coğrafi koşullarını dikkate alan bir yaklaşımla mümkün olabilir.” uyarısında bulunuluyor.

 

 

Eğitim alanındaki sorunlarda ‘sosyal, ekonomik, coğrafi’ koşulları dikkate alan bir yaklaşımın gerekliliği çok açık. Pandemiyle mücadelede yerinden kararlarla başarı sağlanabilecek alanlardan biri eğitim idi. Ancak köy okulları bile ancak 15 Şubat 2021 tarihinde açılabildi. Özel okulların daha çok açık kaldığı, online eğitim imkanlarını daha iyi kullandığı bu dönemde; önceki bakanın sık sık vurguladığı başarı istatistiklerine rağmen, öğrencilerin büyük çoğunluğunun dersleri takip edemediğini biliyoruz. Online eğitim için gerekli alt yapıya sahip öğrenciler için durum böyleyken, internetin hiç çekmediği köylerde yaşayanları, çekse de hem cihaz yetersizliği hem de ev koşullarının elverişsizliği yüzünden eğitime ulaşamayan çocukları da sayarsak, binlerce öğrencinin okuldan koptuğu bir sonuçla karşı karşıyayız. Özellikle kırsal kesimlerde, tarımda iş gücü ihtiyacı olan bölgelerde; çocukların azımsanmayacak bir bölümü sadece akademik başarı anlamında değil tümüyle eğitimle bağı kesildi.

 

Eğitimden Tamamen Kopuş

 

Geçtiğimiz haftalarda Adıyaman’da tütün üreticileriyle ilgili bir araştırmadaydım. Araştırmanın önceki sahaları, Samsun ve Ege bölgesinde yapılmıştı. Oralarda da durum farklı değildi. Bugün üçüncü sınıfa başlayacak ancak online eğitim döneminde okuma yazma öğrenememiş çocuklar var. Yahut pandeminin sağladığı denetimsizlikte okula hiç yazdırılmamış, ilkokuldan sonra okula devam ettirilmemiş çocuklar mevcut. Üstelik bunların büyük çoğunluğunu kız çocukları oluşturuyor.

 

Tütün tarlalarında ‘yardım’ ettiği söylense de çocuk işçilerin sayısı iyice artmış ve aralarında ilköğretim çağında olanların sayısı da az değil. YKS’de Adıyaman Çelikhan’da yaşayan ve tütün tarlasında çalışan Hatice Ünlü’nün tıp fakültesini kazandığıyla ilgili bir haber vardı. Her yıl mutlaka kırsaldaki çocukların başarısıyla ilgili bir örnek düşüyor önümüze. Ancak bunların zaten çok zor rastlanır örnekler olduğu için haber değeri taşıdığını biliyoruz. Pandemiyle birlikte yaşanan eğitimden kopuşun, LGS ve YKS sınavlarına yansıyacağını, bu tip başarı öykülerinin artık imkânsız seviyeye ulaştığını, yaşanan durumun hemen telafi edilemeyecek bir seviyede olduğunu görmek gerekiyor.

 

Yukarıda bahsettiğimiz “Türkiye’de akademik başarının belirleyicileri” araştırmasının bulgularında, öğrencilerin bireysel sosyoekonomik özelliklerinin yanı sıra okuldaki akranlarının sosyoekonomik özelliklerinin de başarıyı etkilediği yer alıyordu. Bu durumda telafi eğitimlerinin hem bireysel hem de okul ve bölge düzeyinde sağlanmasının önemi açık. Ancak ondan önce özellikle kırsal kesimde kaç çocuğun eğitimden koptuğunun ortaya çıkarılması ve onların yeniden eğitime kazandırılmasının imkanlarının sağlanması hayati öneme sahip.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.