“Süreç”te Siyasi Parti Raporları: Yaklaşımlar, Ayrışmalar ve Ortak Zeminler
Bahçeli’nin çıkışıyla başlayan ve Öcalan’ın çağrısı sonrası PKK’nın fesih kararıyla yeni bir evreye giren “Terörsüz Türkiye” sürecinde, TBMM’de kurulan komisyona sunulan parti raporları, iktidardan muhalefete uzanan geniş bir yelpazede çözüm, demokrasi ve hukuk başlıklarında ayrışmaları ve ortaklıkları gözler önüne seriyor.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) 28. Dönem 3. Yasama Yılı açılışında, 1 Ekim 2024 tarihinde TBMM Genel Kurul salonunda DEM Parti grubuyla tokalaşması, sonrasında ısrarlı ve kararlı bir şekilde Abdullah Öcalan’a “umut hakkı” vaadi ve “kurucu önder” hitaplarıyla, önce 15 Ekim 2024 tarihli, daha sonra ise 22 Ekim 2024 ve 5 Kasım 2024 tarihli MHP grup toplantılarında ve daha sonraki dönemlerdeki çağrıları sonucunda “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırılan bir süreç başlamış oldu.¹
Bu çağrılardan sonra DEM Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder², DEM Parti Van Milletvekili Pervin Buldan ve Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı iken 4 Kasım 2024 tarihinde İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılarak yerine kayyım atanan Ahmet Türk’ten oluşan heyet (İmralı Heyeti) İmralı’da Abdullah Öcalan’la ve muhtelif tarihlerde TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerle ve nihayet Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmeler yaptı.
İmralı Heyeti, 27 Şubat 2025 tarihinde Abdullah Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” başlıklı mektubunu, çoğu TV kanalları tarafından canlı yayınlanan İstanbul’da bir basın toplantısında hem Türkçe hem de Kürtçe olarak okudu.
Abdullah Öcalan, bu çağrısında çeşitli gerekçeler sıraladıktan sonra çağrısını “Varlığı zorla sona erdirilmemiş her çağdaş cemiyet ve partinin gönüllü olarak yapacağı gibi devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir” çağrısıyla sonlandırdı. PKK, 5-7 Mayıs 2025 tarihlerinde 12 nci Kongresini toplayarak fesih ve silahsızlanma kararı aldı ve bunu da 12 Mayıs 2025 tarihinde duyurdu.
Bu gelişmelerden sonra TBMM’de 5 Ağustos 2025 tarihinde TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un TBMM’de temsil edilen siyasi partilere (AK Parti, CHP, DEM Parti, MHP, İYİ Parti, Yeni Yol Partisi, HÜDA PAR, Yeniden Refah Partisi, Türkiye İşçi Partisi, Demokratik Bölgeler Partisi, Emek Partisi, Saadet Partisi, Demokratik Sol Parti ve Demokrat Parti) gönderdiği bir yazıyla, 50 üyeden oluşan ve her siyasi partinin üye sayısının toplam üye sayısına oranına göre belirlenmiş sayıda üye ile temsil edildiği “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” kurulmuş ve çalışmalarına başladı.
Komisyona İYİ Parti başından itibaren katılmadı; Demokrat Parti ise önce katılmış, daha sonra ayrıldı; AK Parti 22, CHP 11, DEM Parti 5, MHP 4, Yeni Yol Partisi 3, HÜDA-PAR, Yeniden Refah Partisi, Türkiye İşçi Partisi, EMEP ve DSP ise birer üye ile katıldı.
Komisyon, sonuncusu 4 Aralık 2025 tarihinde olmak üzere 19 toplantı yapmış; ayrıca AK Parti, MHP ve DEM Partiden birer üyenin yer aldığı üç kişilik bir heyet 24 Kasım 2025 tarihinde İmralı Adası’na giderek PKK lideri Abdullah Öcalan’la görüştü.
Komisyonun, dinlemeler ve görüşmeler süreci tamamlandıktan sonra temsil edilen siyasi partilerden raporlarını vermeleri istendi ve komisyonda temsil edilen siyasi partiler raporlarını TBMM Başkanlığına sundu³. Raporların tamamı 493 sayfa tutarken, MHP 120 sayfalık rapor ile en çok sayfa sayısı olan, DSP ise 7 sayfalık raporu ile en az sayfa sayısı olan partilerdi.
Şimdi bu raporların değerlendirmesine geçelim.
Değerlendirme yapılırken raporda öne çıkan konulara yoğunlaşılacaktır. Raporları değerlendirirken sadece TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerin raporları (AK Parti, MHP, DEM Parti, CHP ve Yeni Yol Partisi [Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Deva Partisi)] değerlendirilecektir. Ancak ilave olarak, oylarının büyük çoğunluğunu Kürtlerin ağırlıklı olarak yaşadığı Güneydoğu Anadolu bölgesinden aldığından ve kurucuları ile üyelerinin neredeyse tamamının yine bu bölgeden olmasından dolayı HÜDAPAR raporu da değerlendirilecektir.
Başlangıç olarak ifade edelim ki bir-iki parti hariç raporların neredeyse tamamında “Kürt Sorunu” veya “Terör Sorunu”nun neden kaynaklandığına dair tarihi bir gelişim anlatılmış durumda.
AK PARTİ Raporu
Rapor 60 sayfadan ve 15 başlıktan oluşmaktadır.
AK Parti raporunda Parti Programından başlayarak “Kürt Sorunu”nu tanıyan bir parti olduğunu, seçim beyannamelerinde sorunun da ortadan kaldırılmasını sağlayacak içerikte Türkiye’nin demokratikleşmesi, hukuk devleti, temel hak ve hürriyetlerin kullanımının önündeki engellerin kaldırılması ve genişletilmesi, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi yönünde vaatlerde bulunduklarını; iktidara geldikleri 3 Kasım 2002 tarihinden itibaren hayata geçirdikleri reformlarla bu alandaki temel sorunları kaldırdıkları, adeta “sessiz devrim” yaptıkları üzerinde durmaktadır.
AK Parti daha çok “biz iktidara geldiğimiz 2002 yılından bu yana hem Parti Programımızda hem de Seçim Beyannamelerimizde ve Hükûmet Programlarımızda yer alan ilkelerimiz-vaatlerimiz çerçevesinde Kürt Sorununu da doğuran sorunları ortadan kaldıracak, demokratikleşmeyi sağlayacak, hukuk devletini güçlendirecek, temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının önündeki engelleri kaldıracak, yerel yönetimleri güçlendiren reform niteliğinde çok sayıda düzenlemeyi hayata geçirdik. Ayrıca “2005 Diyarbakır Süreci”, “2009 Demokratik Çözüm Süreci” veya “2009 Demokratik Açılım: Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi” ve “2013 Çözüm Süreci” olarak isimlendirilen süreçlerle sorunu çözmek için elini değil vücudunu taşın altına koydukları; teröristleri artık Türkiye sınırları içinde eylem yapamaz hâle getirdikleri” anlayışı içinde raporunu hazırlamış.
Mevcut süreç bakımından ise aşağıdaki 4 somut öneriyi getirmektedir:
- Terör örgütünün silah bırakmasının, kendisini tasfiye ettiğinin ve varlığının sona erdirilmesinin devlet tarafından tespit ve teyit edilmesi (bu aynı zamanda bir ön şart şeklinde değerlendirilmekte),
- Terörün tasfiyesini istemeyen, bundan siyasi, ekonomik veya jeopolitik çıkar devşiren iç ve dış unsurların süreci sabote etmeye çalışabileceğini; dezenformasyon, provokasyon ve psikolojik harp yöntemleriyle toplumsal algıyı manipüle ederek vatandaşlarımızın hassasiyetlerini istismar etmeye ve süreci zayıflatmaya yönelebileceğini ifade ederek buna yönelik olarak şeffaflık içinde iletişim kanallarının kurulması gerektiğini,
- Terör örgütünün Irak ve Suriye yapılanmalarının da varlığını sona erdirmesi gerektiğini, ayrıca Ortadoğu bölgesinde İsrail merkezli istikrarsızlık ve terör ortamının ortadan kaldırılması ve barışın tesis edilmesi gerektiğini,
- En somut öneri olarak ise içeriğine ilişkin hususları da belirterek müstakil ve geçici bir kanun niteliğinde bir kanun hazırlanması, ayrıca 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun başta olmak üzere ilgili tüm düzenlemelerin gözden geçirilmesi gerektiğini
önermektedir.
AK Parti ayrıca “XIV. Tasfiye Sonrası Demokratikleşme Perspektifi” başlıklı bölümünde (s. 54-56) terörün sona ermesiyle birlikte siyasal alan üzerindeki uzun süreli baskının kalkmasının, demokratik katılımın ve toplumsal temsilin güçlendirilmesine yönelik çalışmalar için daha uygun bir zemin yaratacağı; bu yeni siyasal atmosferin yönetim süreçlerinin iyileştirilmesi ve güçlendirilmesine elverişli bir ortam sunacağı; bu nedenle fesih ve silahların bırakılması sonrasındaki dönem Türkiye’nin demokrasisinin daha yüksek standartlara ulaşması yolunda daha elverişli bir ortam oluşturacağı ifade etmektedir.
Bu demokratik dönüşüm sürecinin merkezi unsurlarından birinin ifade ve örgütlenme özgürlüğünün hukuk devleti ilkesi çerçevesinde güçlendirilmesi olacağını; bu kapsamda
- Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu gibi kanuni çerçevelerin ele alınarak yüksek standartlı demokrasi yolunda ilerlemeye devam edilmesi,
- Yasal düzenlemelerin mütemmim cüzü olarak idari-pratik uygulama ve düzenlemelerin, hukuka ve demokratik norma daha uygun şekilde icra edilmesinin sağlanması ve bunların hukuk devleti çerçevesinde sistematik ve kurumsal denetlenmesi sağlanması,
- Terörün ortadan kalkmasıyla birlikte terör dolayısıyla alınan siyasi-hukuki idari tedbirlerin uygulanması ortadan kaldırılması,
- Türkiye’de yönetim sisteminin şeffaflık, hesap verebilirlik ve iyi yönetişim normlarına daha uygun hâle getirilmesi, demokratik ve hukuki standardı daha yüksek bir yapısal, idari, finansal ve organizasyonel yapının oluşturulmasına dönük reform ve düzenlemelerin zemininin oluşturulması
gerektiğini ifade etmektedir. Diğer bir ifade ile yüksek standartlı demokrasinin hayata geçirilmemesinin ve idari-pratik uygulama ve düzenlemelerin, hukuka ve demokratik norma daha uygun şekilde icra edilmemesinin terör dolayısıyla alınan siyasi-hukuki idari tedbirler olduğunu; terörün ortadan kalkmasıyla birlikte bunların ortadan kaldırılmasının ve yönetim sisteminin şeffaflık, hesap verebilirlik ve iyi yönetişim normlarına daha uygun hâle getirilmesinin ve demokratik ve hukuki standardı daha yüksek bir yapısal, idari, finansal ve organizasyonel yapının oluşturulabileceğini ifade etmektedir.
MHP Raporu
Rapor 120 sayfadan ve bir “Giriş” ile 5 ana başlıktan oluşmaktadır.
MHP mevcut raporlar içinde öneriler bakımından en minimalist raporu hazırlayan Parti olmuş.
MHP sürecin başlamasını cesur çıkışlarıyla sağlayan Genel Başkanları Devlet BAHÇELİ’nin özellikle grup konuşmalarında dile getirdiği tüm hususları yok sayan bir yaklaşımla raporunu hazırlamış.
Mevcut raporlar içinde dil yönünden Türkçe imla kurallarıyla hiç ilgisi olmayan bir yazım diliyle, tekrarlarla, birbiriyle bağlantısız konuların peşpeşe sıralanmasıyla, baştan sona hamaset dolu bir Türk milliyetçiliği anlatan, çok özensiz bir şekilde hazırlanmış bir rapor söz konusu.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 15 Ekim 2024 tarihli, 22 Ekim 2024 tarihli ve 5 Kasım 2024 tarihli MHP grup toplantılarında ve daha sonraki dönemlerde yüksek ses tonunda, el kol hareketleri eşliğinde yüksek perdeden ve bugüne kadar bir başka kişinin söylemesi hâlinde kendini derhal Silivri’de/Sincan’da bulacağı cesur söylemleri ile bağdaşmayan, hamaset yüklü ve MHP müesses nizamının (establishment) 15 Ekim 2024’den bu yana yapılan tüm açıklamaları geçersiz kılan bir rapor söz konusu olmuş.
MHP’ye göre “Kürt Sorunu” diye bir sorun söz konusu olmayıp sorun “bir terör ve tedhiş sorunu”dur.
MHP Genel Başkanı ve sürecin başlamasının banisi Devlet Bahçeli’nin birkaç kez vurgulayarak Abdullah Öcalan için ifade ettiği “umut hakkı” konusunu adeta raporda es geçmekte ve mevcut yasalar çerçevesinde “umut hakkı”nın uygulanamayacağını belirtmekte, ancak uygulanmasını sağlamaya yönelik olarak herhangi bir değişiklik de önermemektedir.
MHP raporu somut hiçbir öneri içermemekte, sadece etkin pişmanlık hükümlerinin mevzuatta zaten mevcut olduğunu (TCK m. 221), bu nedenle özel bir düzenleme yapılmasına gerek olmadığını; örgüt mensuplarından gönüllü ayrılanların TCK m. 221/2, yakalanan üyelerin ise TCK m. 221/3 hükümlerinden yararlanmak suretiyle yargılanarak serbest kalacaklarını hatırlatmaktadır.
MHP raporunda terör örgütünün tasfiyesi ve örgüt üyelerinin yeniden topluma kazandırılması için üç aşamalı özel bir düzenleme yapılmasını önermekte. Bunlar, silahların tam olarak bırakılması, örgüt mensuplarının resmî işlem sebebiyle adli mercilere teslim olması ve rehabilitasyon süreci.
Ancak bu aşamalar için yasal düzenleme yapılabilmesi için sahadaki durumun devletin emniyet güçleri tarafından tespit edilmesi ve bu tespite dayalı olarak örgütün fiili varlığının sona erdiğinin yetkililer ve resmi merciler tarafından ilan edilmesi ve örgüt mensuplarının mutlaka adli sürece tabi tutulması gerektiğini belirtmektedir.
DEM PARTİ Raporu
Rapor 99 sayfadan, “Önsöz”, “Amaç”, “Metodoloji” ve “Giriş” başlılarından sonra 6 bölüm ve “Sonuç” bölümünden oluşmaktadır.
DEM Parti mevcut raporlar içinde talepler yönünden en maksimalist raporu hazırlayan parti olmuş. DEM Parti raporunda açıkça 40 yılı aşkın mücadelenin sonucunda gelinen noktadan geriye gidişin söz konusu olunamayacağını ifade ederek hemen her konuda ve özellikle “Kürt Sorunu” ile doğrudan veya dolaylı olarak öneriler getirmekte; uluslararası meşruiyet sağlamak bakımından da azınlık haklarıyla ilgili (çoğunlukla azınlıkların ana dilini ve self determinasyon haklarını güvence altına alan) uluslararası sözleşmelerden onaylanmayanların onaylanmasını, onaylanıp da çekince konulanlardan ise bu çekincelerin kaldırılmasını önermektedir.
Dil yönünden Türkçeyi en iyi kullanan rapor olmuş. Akademik bir sistematik içinde rapor hazırlanmış.
Kürt Sorununun tarihsel bir gelişim içinde ortaya çıkışını ve geçirdiği aşamaları çok detaylı bir şekilde anlatmış (s. 11-21). Türklerle Kürtler arasında ilk ilişkilenmelerin 11. yüzyılın sonlarında her iki kavmin dönemin hegemonik gücü Bizans’a karşı yurtlarını koruma ve yurt edinme temelinde varlıklarını koruma ittifakı temelinde geliştiğini (1071 Malazgirt Savaşında başlayan ilk stratejik işbirliği), bu başlangıcın uzun çalkantılı yıllardan sonra Sünni İslam ortak paydasında 16. yüzyılın başlarında tazelendiğini (Yavuz Sultan Selim zamanındaki ikinci işbirliği) ve Kurtuluş Savaşı döneminde 1920 Meclisi ve 1921 Anayasası ile üçüncü işbirliğinin izlediğini; ancak esas olarak sorunun Osmanlı modernleşmesi çerçevesinde başlayan merkezileşmeyle başladığını, fakat esas olarak sorunun Cumhuriyetin kuruluşundan sonra 1923 Lozan Barış Andlaşması ve 1924 Anayasası ile başlayan merkezileşme ile doğduğunu ifade edilmekte.
Türkiye’nin çok dilli, çok kültürlü, çok inançlı ve çok kimlikli toplumsal gerçekliği tanıyan yeni bir anayasal düzene ihtiyacı olduğunu belirtmekle birlikte şimdilik bir Anayasa önerisi getirmemekte. Ancak Anayasanın Başlangıç bölümü ile anadilde eğitim/anadil öğretimi için 42 nci maddesinin, etnik vurgulu olarak vatandaşlığın düzenlendiği 66 ncı maddenin ve yerel yönetimler üzerinde ağır bir vesayet oluşturan 127 nci maddenin değiştirilmesini önermekte.
DEM Parti açıkça Abdullah Öcalan’ın önce tecridinin kaldırılarak rahat çalışmasının sağlanmasını, arkasından umut hakkı kapsamında serbest bırakılmasını istemekte.
Türkiye dışındaki (Suriye, Irak, İran ve özellikle kendi ifadeleri ile siyasi nedenlerle yurtdışında sürgünde yaşamak zorunda bırakılmış) Kürtlerle ilgili de bazı değerlendirme ve talepler dile getirmekte.
“Demokratik Entegrasyon Yasası” veya “Geçiş Dönemi Yasası” adı altında bir kanun önermekte; ayrıca “Özgürlük Yasaları” adı altında çok sayıda saydığı kanunlarda değişiklikler önermektedir.
- 5275 sayılı İnfaz Kanunu (Birleşmiş Milletler Nelson Mandela Kuralları ile uyumlu hale getirilerek komple yenilenmeli)
- 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu (Komple yürürlükten kaldırılmalı)
- HSK Kararı ile Kurulan Özel Yetkili ve Görevli Ağır Ceza Mahkemeleri (Bu mahkemeler, yapısal ve işlevsel özellikleri itibarıyla Devlet Güvenlik Mahkemelerinin (DGM) devamı niteliğindedir ve kaldırılmalıdır)
- 6415 sayılı Terörün Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda değişiklikler,
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda değişiklikler
- 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda değişiklikler
önermekte.
Kayyım uygulamalarının ve köy koruculuğunun kaldırılmasını talep etmekte.
Azınlık haklarını düzenleyen çok sayıda uluslararası sözleşmelerin onaylanması; onaylanmış ancak çekince konulmuşlardan ise bu çekincelerin kaldırılması talep edilmekte.
DEM Parti raporunda çok sayıda mikro talepte bulunmaktadır. Mesela boşaltılan köylerin yerleşime açılması; yas hakkı ve bu kapsamda toplu mezarlar, kimsesizler mezarlıkları, bulunamayan cenazeler; Alevilerin, Ezidilerin, Süryanilerin ve Keldanilerin inanç merkezlerinin güvence altına alınması; Şeyh Said ve arkadaşları, Seyit Rıza ve arkadaşları ile Said-i Kürdî’nin mezar yerlerinin açıklanması…
CHP Raporu
Rapor 53 sayfadan ve “Önsöz” ile 13 başlıktan oluşmaktadır.
TBMM’de grubu bulunan siyasi partiler içinde belki de doğrudan sorunla ilgili olmayan raporun CHP’nin sunduğu rapor olduğu söylenebilir.
CHP raporu, hazır fırsat oluşmuşken Türkiye’nin demokratikleşmesi, temel hak ve hürriyetlerin önündeki engellerin kaldırılması, hukukun üstünlüğünün ve yargının bağımsızlığının sağlanmasına yönelik öneriler seti geliştirilmesine, ayrıca böylece Partileri aleyhine son yıllarda peş peşe açılan davaların engellenmesine, tutuklanan mensuplarının tutukluluk hâllerinin kaldırılmasını sağlayacak düzenlemelere yoğunlaşmıştır.
Diğer siyasi partilerin raporlarında da Türkiye’nin demokratikleşmesi, temel hak ve hürriyetlerin genişletilmesi, hukuk devletinin egemen kılınması, yargı bağımsızlığının tam olarak sağlanması vb. öneriler yer almakla birlikte, belki de CHP raporu sadece bu konulara, özellikle de son bir yıl içinde yargı eliyle yaşadığı/yaşatıldığı sorunların kaldırılmasına yönelik öneriler getirilmiş.
CHP önerilerini başlıca Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmasına yönelik öneriler; Anayasada yer alan hak ve özgürlüklerin kullanılmasını engelleyen idari ve siyasi uygulamalara son verilmesine yönelik öneriler; demokratik siyasi ortam oluşturulmasına yönelik öneriler; yerel yönetimlerin güçlendirilmesine yönelik öneriler; siyasetin yargı eliyle şekillendirilmesinin ve muhalefetin sindirilmesinin engellenmesine yönelik öneriler; insan haklarının korunmasına ve geliştirilmesine yönelik öneriler; yargı ve infaz sistemindeki anti demokratik ve insan haklarına aykırı uygulamaların kaldırılmasına yönelik öneriler başlıkları altında sıralamış; ayrıca Cumhurbaşkanına ve kamu görevlisine hakaret suçlarının kaldırılmasını, Cumhurbaşkanına suikast ve fiili saldırı suçunun da yeniden düzenlenmesini; güvenlik güçleri ile güvenlik bürokrasisinde çalışan sivil memurların özlük haklarının iyileştirilmesini talep etmektedir.
Yeni Yol Partisi (Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Deva Partisi)
Rapor 33 sayfadan ve 3 bölümden oluşmaktadır. Ayrıca raporda 3 adet ek bulunmaktadır.
YYP raporu, DEM Parti raporundan sonra Türkçeyi doğru kullanan ve akademik sistematik içinde hazırlanmış bir rapor.
Rapor iki temel bölüme ayrılmış:
- Mevcut sorunun çözümü için öneriler
- Temel hak ve hürriyetler-hukuk-adalet-demokrasi-özgürlüklere ilişkin öneriler
Somut üç adet öneri getirilmekte:
- Sürece Özgü Bir Çerçeve Kanun Çıkarılması: Silahsızlanma ve Toplumsal Bütünleşme Yasası
- Bağımsız İzleme-Denetim Komisyonu Yasası
- Demokratik Güven Artırıcı Önlemler ve Uyum Yasası ile Çalışma Esasları
Ayrıca 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda gerekli değişiklikler de önerilmektedir.
HÜDAPAR Raporu
Rapor 46 sayfa, ilave olarak 7 sayfalık kanun teklifinden ve iki bölüm ve 9 başlıktan oluşmakta.
HÜDA PAR raporunda öncelikle PKK’nın şiddetinin istismara, Kürtlere verdiği zararlara, sorunun konuşulmasının engellenmesine ve Kürtlerin sekülerleşmesine neden olduğunu anlatmakta; akabinde Kürt – Türk ilişkilerinin tarihsel arka planına Malazgirt’ten Osmanlıya, Milli Mücadele Dönemi, Tek Parti Dönemi Uygulamaları ve Darbe Dönemi Baskıları başlıklarıyla değinmektedir (s. 28-34).
HÜDA PAR, bir anlamda Devlet Bahçeli’ye cevap niteliğinde “Kürt Meselesi”nin kalıcı ve adil bir çözüme kavuşturulabilmesi için dar bir siyasi çevrenin değil bizatihi Kürt halkının tamamının muhatap alınması gerektiğini ifade etmektedir. Ayrıca sadece siyasi partilerle değil kanaat önderleri, âlimler, aşiret ve gelenek temsilcileri, örgütlü yapılar, sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri, akademik çevreler ve toplumun farklı katmanlarının da sürecin doğal paydaşı olduğunu söylemekte.
HÜDA PAR’ın önerilerinin çoğu DEM Parti önerileri ile örtüşmekte.
HÜDA PAR 1982 Anayasası yerine vesayetçi, tek tipçi, ötekileştirici unsurlardan ve her türlü ideolojik dayatmadan arındırılmış, halkın inanç değerleriyle uyumlu, adalet ve eşit vatandaşlık temelinde yeni bir anayasa talep etmektedir. Ayrıca, vatandaşlığın düzenlendiği 66. maddede; Kürtçenin eğitim dili olarak kabulü için 42. maddede, Milli Eğitim Kanunu ve Yükseköğretim Kanununda değişiklikler talep etmektedir. Geçmişte zulüm ile anılan kişilerin isimlerini taşıyan cadde, sokak, okul, kışla gibi isimlerin kaldırılmasını ve Şeyh Said, Said-i Nursi ve Seyyid Rıza’nın mezar yerlerinin açıklanmasını istemektedir.
HÜDA PAR raporunda 11 maddeden oluşan Genel Gerekçesi ve Madde Gerekçeleri de yazılmış “Feshedilen veya Münfesih Sayılan Terör Örgütleri Hakkında Kanun Teklifi” metni hazırlamışlar.
HÜDA PAR’ın Kanun Teklifinin Genel Gerekçesine ve metnine göre;
“Feshedilen terör örgütü: Fesih kararı alarak silah bıraktığı, cebir ve şiddet yöntemini terk ettiği ve terör eylemlerine başvurmadığı tespit ve ilan edilen terör örgütü,” (m. 2/1 b) olarak tanımlanmakta.
Bu tanım PKK’yı işaret etmektedir. Silah bırakan terör örgütlerinin takip ve tespitini yapmak üzere bir Gözlem ve Tespit Kurulu kurulması, bu Kurulun vereceği bilgi ve rapor doğrultusunda konunun Milli Güvenlik Kurulunda ele alınması sonucunda Cumhurbaşkanının kararıyla örgütün feshinin ilan edileceğini de ilerleyen maddelerde düzenlemekte (m. 3, 4, 5, 6).
“Münfesih sayılan terör örgütü: Fesih kararı almamış olsa bile; bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla on yıldır terör eylemlerine başvurmadığı veya üye sayısı ve örgütsel teşkilatlanması bakımından örgütsel vasfını ve eylem kabiliyetini yitirdiği tespit ve ilan edilen terör örgütü,” (m. 2/1 c) olarak tanımlanmakta.
Bu tanım akla bir zamanlar (1990’lı yıllar) özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi illerinde çok etkin olan Hizbullah Örgütünü getirmektedir. Münfesih sayılan terör örgütünün kanun kapsamına alınmasıyla toplumsal huzur ve barışın daha kapsamlı ve kalıcı olmasının sağlandığı Genel Gerekçede ifade edilmekte.
Yukarıdaki raporlar dışında Yeniden Refah Partisi (9 sayfa), Türkiye İşçi Partisi (37 sayfa), Emek Partisi (21 sayfa) ve Demokratik Sol Partinin (7 sayfa) de raporları bulunmaktadır. Yazının hacmini artırmamak için bu raporlara bu yazıda yer verilmemiştir.
“Terörsüz Türkiye Süreci” veya “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Süreci” yahut “Üçüncü Çözüm Süreci” olarak adlandırılabilecek bu süreçte temel başlık veya konulara siyasi partilerin bakışını topluca bir tabloda göstererek yazıyı sonlandıralım.

__
¹Sürecin başlangıç aşamalarını da belirleyen bir yazım için bkz. ZARARSIZ, M. Emin; “PKK Neden Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasası Öncesine Referans Verdi?”, perspektif.online, 19 Haziran 2025,
https://www.perspektif.online/pkk-neden-lozan-antlasmasi-ve-1924-anayasasi-oncesine-referans-verdi/
²3 Mayıs 2025 tarihinde vefat etmiştir.
³Raporların tamamına https://www.tbmm.gov.tr/Milli-Dayanisma-Kardeslik-Demokrasi-Komisyonu/Siyasi-Partilerin-Raporlari adresinden erişilebilir.
M. EMİN ZARARSIZ