Kimi sorunlar yalnızca “çözülmek için” vardır. Bu çözüm için sihirli değneğe de gerek yok. Yeter ki sivil toplumun özenle hazırladığı verileri geç kalmadan politika sonuçlarına dönüştürelim. Belki de hep bir ağızdan sormanın vakti gelmiştir: 804 bin 250 çocuğun okul dışında ne işi var?

Çocukların adalet sistemiyle teması yoğun. Mağdur ya da suça sürüklenen çocukların temsil ve koruyucu mekanizmalara erişiminde yapısal sorunlar var. Oysa çocuk adalet sistemiyle nerede karşılaşırsa karşılaşsın, önce onun üstün yararını gözetmek zorundayız.

Bugün ücretsiz okul yemekleri, sosyoekonomik eşitsizlikleri okul ortamında yönetmenin en etkili sosyal politika araçlarından biri olmanın yanı sıra iklim değişikliğiyle mücadelede de en akıllı yatırımlardan biri haline geliyor. Bu, daha kısa tedarik zincirlerinin, daha sağlıklı çocukların, daha dirençli toplumların ve daha kapsayıcı ekonomilerin anahtarı.

Avustralya’nın kapsamlı “Akran Zorbalığını Önleme İncelemesi”, gençlerin yarısından fazlasının siber zorbalığa maruz kaldığını ve öğrencilerin dörtte birinin düzenli olarak zorbalık yaşadığını ortaya koyarken, federal hükûmetin “şikâyet geldiyse iki gün içinde harekete geçilecek” kuralı hızlı müdahale, kayıt tutma ve şeffaflığı zorunlu kılarak cezasızlık algısını dönüştürüyor.

Çocuklara hep sorduğumuz ve çoğu zaman “iyi” cevabını aldığımız o “meşhur” soru. Sahi, “Okul nasıl?” Bu sorunun yanıtı, yalnızca müfredat ya da sınav başarısında değil, okulun içindeki iyi uygulamaların ne kadar paylaşıldığında gizli. Eğitimde iyi uygulama örneklerini incelemek, öğretmenlerin kendi sınıfının sınırlarını aşarak başka okullarda neler yapıldığını görmesini sağlar; meslektaş dayanışmasının, yeniliğin ve karşılıklı öğrenmenin kapısını aralar.

Çocukların etrafı fast-food kültürü ve ultra-işlenmiş gıdalarla kuşatılmış durumda. UNICEF, artık obezitenin yetersiz beslenmeyi geçtiğini ortaya koyuyor. Sorunun kaynağı ucuz, yaygın ve agresif pazarlanan işlenmiş gıdalar ile yetersiz yasal düzenlemeler. Gıda endüstrisi “bireysel tercih” söylemiyle sorumluluğu çocuklara ve ailelere yüklüyor ama uzmanlara göre hiçbir spor, bu ürünlerin metabolik ve bilişsel yıkımını telafi edemez.

Türkiye’de her beş öğrenciden biri haftada en az bir kez parası olmadığı için öğün atlıyor ve bu oran OECD ülkeleri arasında en yüksek seviyede. Menekşe Tokyay, Karnım Zil Çalıyor! kitabında çocuk açlığını, salçalı ekmekten bodurluğa uzanan gerçek hikâyeler ve çarpıcı verilerle gözler önüne seriyor. Ücretsiz okul yemeği, yalnızca beslenme değil; eğitimde fırsat eşitliği, sağlık hakkı ve toplumsal eşitliğin kesiştiği bir sosyal politika aracı olarak tanımlanıyor. Türkiye’de bu hak hâlâ lütuf gibi görülürken, Brezilya’dan Finlandiya’ya başarılı modeller, evrensellik, yasal güvence ve yerel üretim entegrasyonuyla uygulanıyor.

Çocuk yoksulluğu, kent yoksulluğunun sessiz ama yakıcı bir parçası. Ve bu riskle mücadele, sadece sosyal yardımlarla değil, çocukları gözeten bir şehir planlamasıyla mümkün. Bir çocuk, gelişim potansiyelini ortaya koyabilecekse; bu, ona kentte özgürce dolaşabileceği, oynayabileceği, kucaklanmış bir yaşam alanı sunmakla başlıyor.

Çocukların suça sürüklenmesini, bir bebekten bir katil, hırsız veya gaspçı doğmasını önlemek ve bu çocukların yeniden suça yönelmelerinin önüne geçmek, eğitimden yerel yönetime, sosyal hizmetlerden istihdam politikalarına kadar çok paydaşlı, titiz ve koordineli bir sorumluluğu gerektiriyor. Koruyucu, destekleyici ve onarıcı yaklaşımların merkezde olduğu bütüncül bir sistem kurulmadıkça, tıkır tıkır işleyen bir çocuk adalet sisteminden söz etmek mümkün değil.

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.