Bahçeli’nin çıkışıyla başlayan ve Öcalan’ın çağrısı sonrası PKK’nın fesih kararıyla yeni bir evreye giren “Terörsüz Türkiye” sürecinde, TBMM’de kurulan komisyona sunulan parti raporları, iktidardan muhalefete uzanan geniş bir yelpazede çözüm, demokrasi ve hukuk başlıklarında ayrışmaları ve ortaklıkları gözler önüne seriyor.

Suriye’nin geleceği, silahlı yapılardan arındırılmış bir siyasal düzenle; Kürt meselesinin geleceği ise şiddetten tamamen kopmuş bir siyaset diliyle mümkün. Hem örgütler hem de devletler açısından temel hedef, demokratik dönüşüm olmalı.

Şiddetin sonuçlarıyla doğrudan ya da dolaylı olarak yüz yüze kalmış kesimler açısından, sürecin dili ve sembolleri, içeriği kadar belirleyici bir önem taşımaktadır. Bu nedenle kullanılan dilin, ister istemez bu hassasiyetleri tetikleme riski bulunmaktadır. Maksimalist, meydan okuyucu ya da geçmişi meşrulaştıran bir ton, sürecin özünü temsil etmese dahi, kamuoyunda bazı soruların sorulmasına yol açabilmektedir. Tam da bu nedenle, bu tür dönemlerde algı, çoğu zaman sürecin gerçek içeriğinin önüne geçebilmekte, sembolik söylemler, kurumsal iradeyi gölgeleyebilmektedir.

Ekranlarda kimin konuşacağı, yayıncılığın değil “dengelerin” meselesi hâline geldiği için editoryal iradenin varlığı bile unutulmuş durumda. İşte tam da bu yüzden, “artık gazeteciler değil siyasetçiler çıkacak” cümlesi bir yayın tercihi değil, bir talimat gibi algılanıyor ve kimse de buna şaşırmıyor.

Raporlar gibi gidişat da ümit verici görünmese de raporların önünde ve ardında olanlar o kadar ümit kırıcı değil. Aylardır sündürülmesine rağmen ayakta kalması bir yandan, PKK’nin fesih kararı alıp iyi kötü bir komisyonun kurulup çalışması diğer yandan, gidişata dair ümitsiz olunmaması gerektiğinin ilk büyük işaretleri. Ama bunun kadar önemli bir işaret daha var: Süreci yürütenlerin ve sürece aracılık edenlerin iyimserliği.

Diasporanın Türkiye merkezli siyasal süreçlere verdiği tepkiler yalnızca ideolojik tercihlerle değil, uzun yıllara yayılan travma, konum kaybı korkusu veya temsil ilişkileriyle şekillenmekte, Almanya’daki Kürt diasporasında süreç; umut, ihtiyat, travma ve radikalleşme eksenlerinde muhtelif yaklaşımlar üretmektedir.

Kürt sorunu yakın zamanda bir kez daha hüviyet değiştirmiş görünüyor ve lakin ortada yaşanan değişikliğin büyüklüğüne denk düşecek kıymette bir siyasi ve entelektüel çaba yok.

Avrupa’daki Türk milliyetçiliği, yalnızca örgütsel bir yapı değil, Türkiye’deki siyasi gelişmelerin gölgesinde kendi özgün karakterini oluşturan karmaşık bir sosyal dokuyu temsil ediyor. Terörsüz Türkiye süreci ise Avrupa’daki milliyetçi diaspora camiasında büyük ölçüde sessizlikle karşılanıyor. Sürece dair görüşler, “mütereddit”, “muhalif” ve “sadık” suskunlar olarak üç ana grupta kendini gösteriyor.

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.