Karayazıcı Abdülhalim ile Donald Trump’ı aynı düzleme koymak anakronik bir özdeşlik kurmak değildir. Bu özdeşleştirme iktidarın hukukla bağını kopardığı anlarda ortaya çıkan ortak refleksi görünür kılar. Biri atların arpası için köylünün sakalından bir kıl koparır, diğeri küresel ticaret için tarifelerle devletlerin bütçesinden “küçük” ama sürekli paylar alır. Mantık aynıdır: Düzene, normlara sırtını dönen güç, evvelemir tahsil eder.

Hamas lideri Halid Meşal, İsrail’e karşı silahsızlanmanın dayatma yoluyla değil, ancak işgalin sona ermesiyle mümkün olabileceğini vurgulayarak “direniş, işgal altındaki bir halk için doğal bir haktır” diyor. Trump yönetimine çağrıda bulunan Meşal, ABD’nin İsrail’in gündemini değil kendi çıkarlarını merkeze alması halinde Gazze’de istikrar için bir fırsat doğabileceğini savunuyor.

Gazze halkı, 17 yıldır süren abluka, açlık ve savaşın yanında Arap-İslam dünyasının sessizliğiyle de mücadele ediyor. İsrail’in Filistin üzerindeki politikası, sadece siyasi değil, teolojik bir işgal mantığına dayanıyor. Hamas’ın Aksa Tufanı ile başlayan direnişi, askerî olduğu kadar ahlaki bir karşı koyuşun da sembolü haline geldi. ABD’nin “Hamassız Gazze” planı, Filistin’in siyasal birliğini tehdit eden yeni bir dayatma olarak öne çıkıyor.

Venezuela, Maduro döneminde ekonomik çöküş, yolsuzluk, hiper enflasyon ve kitlesel göçle boğuşurken ABD yaptırımları krizi derinleştirdi. Washington, Maduro’yu “Güneşler Karteli” üzerinden uyuşturucu kaçakçılığıyla ilişkilendirerek olası bir askeri müdahale için zemin hazırlıyor.

Trump’ın Temmuz’da açıkladığı Brezilya’ya yönelik yüzde 50 oranındaki gümrük tarifesi tehdidi, ilk bakışta ekonomik bir hamle gibi görünse de, özünde siyasi ve dijital egemenlik alanına yönelik. Brezilya’nın eski başkanı Jair Bolsonaro’nun yargılanma süreciyle doğrudan bağlantılı olan bu adım, ABD’nin Latin Amerika’daki “arka bahçe” alışkanlıklarını, yeni bir dönemde ve yeni araçlarla sürdürmeye niyetli olduğuna işaret ediyor.

Kimileri Donald Trump’ın ABD müttefiklerini yabancılaştırmasının ikinci yönetim döneminde tersine döndürülebileceğini umuyor olabilir. Ancak ticaret savaşları, toprak talepleri ve zorlayıcı taktikleri nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, bir anlayış ve dünya düzeninin düzenleyici ilkesi olarak Batı fikri bundan zarar görmeye başladı bile.

Avrupa’da genel kanı, Brüksel’in sadece iki seçeneği olduğu yönünde: Washington ile bir ticaret anlaşması müzakere etmek veya ABD’ye misilleme yapmak. Üçüncü ve daha iyi sayılabilecek diğer bir seçenekse göz ardı ediliyor: Trump’ın tehditlerini umursamamak.

Suça ortak oldukları görüntüsü, Birleşik Krallık ve AB liderlerinin yeni söylemlere başvurmasına yol açtı. Bu yeni söylemler onları kurtarmayacak ya da tarihin akışını değiştirmeyecek.

Donald Trump, ABD’yi ve dünyayı kendi anlayışı ile yeniden dizayn ederek, birinci başkanlık döneminde özellikle Çin’e karşı gümrük cezaları ile başlattığı “ticaret savaşları”nı küresel karaktere büründürüyor. Ancak üretici güçlerin gelişmesinin küresel planda gelmiş olduğu seviyeden geri dönüş imkânsızdır. Tarihte politik düzeyde geçici “geri dönüşler” olmuştur; ama ekonomik alanda ulaşılmış bir seviyeden geri dönmek öyle kolay değildir, olması durumunda bunun çok ağır sonuçları vardır.

Columbia Üniversitesi’nde ifade özgürlüğü ve muhalefete yönelik eşi benzeri görülmemiş saldırılar, antisemitizm suçlamalarının silah haline getirildiği yeni bir aşamaya geçildiğini gösteriyor. Konuşmaların kısıtlanması ve disiplin cezalarıyla başlayan süreç, tutuklamalara, sınır dışı etmelere, gözetime ve üniversite işleyişine doğrudan müdahaleye dönüştü.

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.