“ABD Hızlı Sonuç Alsaydı Bambaşka Bir Orta Doğu’ya Uyanacaktık”
40 günlük savaşa verilen ateşkes arası, “gerçek bir müzakere penceresi” kadar “tarafların yerinden mevzilenmek için attığı taktik bir adım” olarak da okunuyor. Dr. Muhammed Berdibek’e göre İran “nükleer enerji hakkından vazgeçmez”, “balistik füze programını da bölgesel etkinliğini de müzakere konusu yapmaz”; buna karşılık Trump ile Tahran “her zaman anlaşabilir” ama “İsrail faktörü olduğu müddetçe bu anlaşmalardan olumlu bir sonuç çıkması zor.” Berdibek, “Trump ve İsrail hızlı sonuç alsaydı bambaşka bir Orta Doğu’ya uyanacaktık” derken, bugün gelinen noktada İran’ın “galip gelmediğini” ama tıpkı güreşte olduğu gibi “teknik anlamda maçı aldığını” söylüyor.
Mülakat: Cihat Arpacık
Önce bir lider çıkar, bir halkın “medeniyetine son vermekten” söz eder, ama petrol fiyatları ondan önce konuşmuş, boğazlar kapanmış, sigorta primleri yükselmiş, limanlar tedirgin olmuş ve birden herkes “barış” kelimesini telaffuz etmeye başlamıştır. Çünkü bu coğrafyada barış çoğu zaman vicdani bir aydınlanmanın değil, maliyet hesabının başka bir adıdır.
İran ile ABD arasında 40 gün süren ve bütün bölgeyi diken üstünde tutan savaşın ardından gelen ateşkes de tam olarak böyle bir eşikte duruyor: Ne gerçek bir barış kadar güven veriyor ne de basit bir ara formül kadar önemsiz. Daha çok, herkesin birbirinin boğazını sıkarken aynı anda nabzını da ölçtüğü bir durak gibi.
Bu röportajda, İran’ı yakından bilen isimlerden Dr. Muhammed Berdibek ile tam da bu sis perdesini aralıyoruz. Ateşkes gerçekten bir müzakere penceresi mi, yoksa yeni bir hesaplaşmanın taktik molası mı? Trump neden bir gün “medeniyeti bitirmekten” söz edip ertesi gün masaya oturuyor? Pakistan neden sadece bir arabulucu değil de daha büyük bir satranç tahtasının sesi gibi okunmalı? Ve en önemlisi: Eğer ABD ile İsrail ilk günlerde istedikleri “hızlı sonucu” alabilseydi, bugün nasıl bir Ortadoğu’ya uyanmış olacaktık?
“İRAN NÜKLEER HAKKINDAN VAZGEÇMEZ, FÜZE PROGRAMINI PAZARLIK KONUSU YAPMAZ”
40 günlük savaşa bir ateşkes arası verildi. Gerçek bir müzakere penceresi mi açılıyor yoksa taraflar yerinden mevzilenmek için bir taktik adımı mı atıyor
Aslında ikisi de olabilir ama sonda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim; bence bu savaş henüz bitmedi. İran’ın da ABD’nin de sunduğu maddeler uygulanabilir gibi durmuyor. Tıpkı 2015’te olduğu gibi İran kademeli bir şekilde nükleer etkinliklerden vazgeçtiğini ilan eder ama nükleer enerji hakkından vazgeçmez. Balistik füze programını da bölgesel etkinliğini de müzakere konusu da yapmaz. Ancak, bugüne kadar yapılan bütün anlaşmaların dışında, ilk kez Hürmüz’de ekonomik bir avantaj elde edecek. Bu önemli bir detay. Belli ki İran, Malakka Boğazı örneğinde olduğu gibi geçişleri ücrete bağlayacak. Hiçbir şey yapmadan doğrudan gelir elde edecek yani.Bu bağlamda hiçbir şey yapmadan savaştan en kârlı çıkan ülke ise Umman oldu.
Trump, bir önceki güne kadar “İran medeniyetine son vereceğini” söylüyordu. Sadece bir kaç saat sonra bir ateşkesle karşılaştık. Bu tür açıklamalar, Trump’ın maksimalist baskı politikasının bir parçası mıydı?
Evet, bunu hep yapıyor. Hem kafa karıştırmaya hem de baskı altında tutmaya çalışıyor. Öyle bir tutum sergiliyor ki, doğabilecek tüm sonuçların onun faydasına olacakmış şekilde bir söylem tutturuyor. Anlaşma açıklanmadan önce “President Şerif” imzalı bir taslak sızdı. Belli ki bir not hazırlanmıştı İki taraf, muhtemelen bir çerçeve üzerine anlaşmıştı. Ama sonuçta bir anlaşmaya varıldı. Sonuç itibarıyla Trump lafını yutmamış, İran da geri adım atmamış oldu. Ben, Trump ile İran’ın her zaman anlaşabileceğini düşünüyorum. Ama İsrail faktörü olduğu müddetçe bu anlaşmalarından olumlu bir sonuç çıkması zor.
İsrail’in bütün ateşkes ve barış anlaşmalarına ayak sürüdüğü hatta bunu provoke ettiği biliniyor. Bu süreçten sonra İsrail’den nasıl bir tavır beklemeliyiz?
İsrail bölgede “altı en kuru” devlet. Sonuçta ekonomisine bir zarar dokunmuyor hatta Netanyahu’nun bu bağlamdaki prestiji de artmaya başlıyor. Fakat ABD için bu kabul edilebilir bir şey değil. Özellikle Trump için kabul edilebilir bir şey değil. Onun tabanını Amerikan orta ve alt sınıfı oluşturuyor. Dolayısıyla petroldeki olası bütün zamlar doğrudan kendi kitlesine zarar veriyor. Bunun maliyeti artık tahammül edilemez boyutta olduğu için Trump’ın ne olursa olsun bu bağlamda İsrail’e de baskı yaptığını ve yapacağını düşünüyorum. Ama İsrail’in çıkıntılık yapma ihtimali her zaman var.

Dr. Muhammed Berdibek – İran Uzmanı
“PAKİSTAN, ASLINDA ÇİN’İN SÖZCÜSÜDÜR”
Pakistan’a bir pencere açarsak, İslamabad’ın arabuluculuk bağlamında önemli rol oynamasını neye yormalıyız?
Pakistan, ABD’nin işaret ettiği bir ülke. ABD, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir üzerinden ülkeye bir rol biçiyor ancak Pakistan aynı zamanda Çin’in de sözcüsüdür. Pakistan’ın burada öne çıkması, sadece “mesaj taşıyan ülke” olmasından değil, aynı anda hem Washington’la konuşabilen hem de Pekin’in stratejik hassasiyetlerini okuyabilen nadir aktörlerden biri olmasından kaynaklanıyor.
Anlaşmada, “Tüm cephelerde ateşkes” diye bir ifade var. Konu, Lübnan’ı, Körfez’i, Irak’ı ve Yemen’i de kapsayan bir bölgesel güvenlik pazarlığına mı evriliyor acaba durum?
Evet, çünkü savaş hep kontrollü gitti ama bu kontrol her an kaçırılabilir. Trump da bunu fark etmeye başladı. Mesela İran, Bab-ül-Mendeb kartını açmak istemedi. Bab-ül-Mendeb kartını açması, başka ülkeleri düşman cephesine yazmak demekti. İran, Suudi Arabistan’ın denkleme girmesini engellemek için Husi kartını orada öyle köşede tuttu ve bunu da kullanmadı. Savaş ilerleseydi bu savaşın Afrika’ya yayılma ihtimali vardı ve bütün bu savaş denkleminden tek kârlı çıkacak ülke İsrail’di. İran da bunun farkındaydı.
Benim tezim zaten şu: ABD ve İsrail, 1979’dan beri genelde ticari anlaşmalara karşı değiller ve aslında Trump ile İran aslında çok iyi anlaşabilirler. İran’ın talebi hep “ticari anlaşmaları yapalım ama bizim iç işlerimize karışma” fikri üzerinden gelişiyor. Amerikan ekonomisi bir yere girdiğinde, hani “McDonaldization“ dediğimiz bir süreç var ya, kültürel anlamda da içeriye nüfuz ediyor. Bu da İran için çok ciddi bir risk oluşturuyor. Sonuçta ABD kültürel anlamda girdiği yeri dönüştürüyor. İran da bu bağlamda dönüşmek istemiyor.
Hamaney, Gorbaçov Sendromundan korkuyordu. Kültürel ve ekonomik açılımlarla ülkenin dönüşebileceğininden, değişebileceğinden endişe ediyordu. Bu yüzden mesela Hatemi’ye yönelik çok sert bir tavır vardı.
Peki 40 gün geriye dönüp bakarsak, biz bu savaştan ne anladık?
Taraflar birbirini test etti. Trump ve İsrail, hızlı sonuç alsaydı bambaşka bir Orta Doğu’ya uyanacaktık. Bölgenin tamamının ve ABD ve İsrail tarafından dizayn edildiği, bundan sonraki süreçte İsrail’i dengeleyebilecek tek aktörün Türkiye olacağı bir ortam oluşacaktı. İran bu savaştan galip gelmedi ama, güreşte olduğu gibi “teknik anlamda maçı aldı.” Maçı öyle bir kilitledi ki İran, maçı kazanmış gibi duruyor. Masada daha kârlı bir pozisyonu var. Ama günün sonunda Tahran’ın 25 yıl geriye gittiğini de söyleyebiliriz.
MUHAMMED BERDİBEK