Kuzey Kıbrıs İzlenimleri: Adada Yaşam ve Toplumsal Dinamikler

Kıbrıs’a ilişkin jeopolitik, askeri ve hukuki tartışmaların yanı sıra, ortaya çıkan toplumsal tablo kendi başına dikkat çekici bir analiz alanı sunuyor. Mevcut siyasi ve ekonomik koşullar sürdüğü takdirde, bu sıkışmışlık halinin derinleşmesi ve daha kalıcı sonuçlar üretmesi muhtemel görünüyor.

kuzey kıbrıs

Geçtiğimiz hafta akademisyenler, bürokratlar ve öğrencilerden oluşan bir grupla Kıbrıs kültür gezisi gerçekleştirdik. Biz yeni çiçek açmış mimozalar, erguvanlar, pavlonyalar, begonviller arasında bir bahar gezisi gerçekleştirirken aynı bahar havasını Kıbrıs sakinleri için söylemek güçtü. 

Adaya ayak bastığımız 30 Mart günü ülke genelinde grev vardı. Havalimanı çalışanları iş yavaşlatıyor, tüm okullar kapalı, müzeler veya benzeri kamuya bağlı mekanlarının bir kısmı memurların iş bırakmasıyla hizmet dışı. Çarşıda da esnafın bir kısmı dükkanını kapatıp grev var pankartı asmış. Diyaloga geçtiğimiz insanların ifadelerine göre KKTC’de bu çapta kitlesel grevler zaman zaman gerçekleşebiliyormuş.

Grev kararının arka planında, son dönemde artan zamlar ve “hayat pahalılığı ödeneği” başlıklı yasa tasarısına duyulan öfke yatıyor. Mevcut hükûmetin (UBP-DP-YDP) bu tasarıyı komiteden geçirmesinin ardından sendikalar genel grev ilan etti. O gün bizzat tanık olmasak da Lefkoşa’daki Meclis binası önünde biber gazlı müdahaleye varan eylemler de yaşandı. Tasarı, enflasyondan kaynaklanan maaş artışlarının bütçe gerekçesiyle ertelenmesini öngörüyordu. Hükümet bu düzenlemeyi, Ortadoğu’daki çatışmaların yol açtığı lojistik kesintiler, enerji maliyetlerindeki artış ve ithalat zorluklarıyla gerekçelendiriyor. Ancak bu açıklamaların toplum nezdinde yeterince karşılık bulmadığı da anlaşılıyor. 

Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu Çalışanları Sendikası - EL-SEN’e bağlı bir ödeme noktasında grev pankartı, Girne.

Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu Çalışanları Sendikası – EL-SEN’e bağlı bir ödeme noktasında grev pankartı, Girne.

2026 sonrasında hızlanan fiyat artışları, toplumda belirgin bir memnuniyetsizlik yaratmış durumda. Asgari ücret yaklaşık bin euro seviyesinde (52.738 TL) olmasına rağmen temel hizmetlerin maliyeti ve gündelik hayatın ağırlığı bu rakamı anlamsızlaştırmaya başlamış. En çarpıcı göstergelerden biri elektrik ve su faturaları. Kıbrıslı rehberimiz, ortalama bir ailenin kış ve yaz aylarında aylık elektrik faturasının 8-9 bin TL olduğunu söylediğinde bunu önce iddialı buldum. Ancak Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu’nun tarifelerini İstanbul’daki birim fiyatlarla karşılaştırdığımda fark anlaşılabilir hale geldi. Sıradan bir internet aramasıyla bu faturalara isyan eden onlarca habere ve içeriğe rastlamak da mümkün. Doğalgaz altyapısının bulunmaması hem ısınmayı hem soğutmayı elektriğe bağımlı kılıyor, kışın elektrikli soba, yazın klima kullanılıyor.

Su faturaları da benzer bir baskı yaratıyor. Toros Dağları’nın suyunu Akdeniz’in altından borularla KKTC’ye ulaştıran Su Temin Projesi 2015’te faaliyete geçti. Bu tarihten önce adada ciddi bir su problemi yaşanıyordu. Hat şu an adanın en stratejik yaşam kaynağı olma özelliğini koruyor. Fakat bu taşıma hattının bir maliyeti var. Belediyelerin Türkiye’den temin ettiği suyun alış fiyatı bir yılda yüzde 133 artmış. Şu an bir ailenin su faturası aylık ortalama 3.000 TL civarında.  KKTC’deki sisteme göre su giderleri, tüketim olmasa dahi aylık yaklaşık 1.000 TL sabit bedel üzerinden başlıyor.

Kaçınılmaz İktisadi Sıkışmışlık

Bu rakamların ardında yapısal bir gerçeklik var. KKTC’nin de facto statüsü, iktisadi sıkışmışlığı kaçınılmaz kılıyor. Uluslararası izolasyonlar altında gelişen ekonomi büyük ölçüde turizm ve yükseköğretim sektörüne dayanıyor.Bunu görmek için istatistik okumaya da gerek yok. Adanın neresine giderseniz gidin ya bir otel ya bir üniversite yerleşkesiyle karşılaşıyorsunuz.

Kumarhanelere dayalı turizm Kıbrıs ekonomisindeki yeri zaten biliniyor, buna dikkat çekmeyeceğim. Ancak rehberimiz ve turizm sektöründe çalışanların aktardıklarına göre, son dönemdeki bölgesel gerilimler KKTC’yi de etkilemiş durumda. ABD-İsrail operasyonları sonrası İran, bölgedeki birçok üssü hedef almıştı. Bunlardan biri de GKRY’ndeki İngiliz üssüydü. Bu durum turizm hareketliliğini olumsuz etkilemiş, birçok tur iptal edilmiş. Ziyaretçilerin genellikle Güney Kıbrıs ile birlikte Kuzey’i de kapsayan programlar tercih ediyormuş. Nitekim biz de gezi sırasında çeşitli tarihi ve dini mekanlarda Alman ve İngiliz turist gruplarıyla karşılaştık. Dolayısıyla bölgedeki çatışmaların sürmesi halinde hem maliyetlerin artması hem de ziyaretçi akışının kesintiye uğraması muhtemel görünüyor.

Ledra Palace Hotel, Lefkoşa.

Ledra Palace Hotel, Lefkoşa.

Adanın diğer temel gelir kaynağı ise üniversiteler. KKTC’de aktif eğitim veren 24 üniversite var, büyük çoğunluğu devlet üniversitesi değil. Yaklaşık 100.000 öğrenci bu üniversitelerde okuyor. Bunların yalnızca 15.000’i Kıbrıslı Türk. Kalanın yarısı Türkiye’den, diğer yarısı dünyanın dört bir yanından gelen uluslararası öğrenciler oluşturuyor. Resmi bir veri olmamasına rağmen ağırlıklı olarak Afrika ve Orta Doğu ülkelerinden öğrenci geldiği söylendi. Nüfus projeksiyonunun 489 bin olduğu düşünülürse (en son resmi sayım 2011’de yapılmış, o tarihten beri yalnızca tahminler yayımlanıyor) adada ikamet eden her beş kişiden birinin öğrenci olması dikkat çekici bir yoğunluğa işaret ediyor. Kent yaşamında uluslararası öğrencilerin görünürlüğü oldukça yüksek. Girne ve Lefkoşa’daki camilerde namaz vakitlerine denk geldiğinizde, cemaatin büyük çoğunluğunu Afrikalı öğrencilerin oluşturduğuna şahit olmanız oldukça muhtemel.

Öğrenci Turizmi

Bu öğrenci nüfusu ve beraberinde getirdiği ekonomik hareketlilik Kuzey Kıbrıs için temel bir gereksinim haline gelmiş. Nitelik tartışmalarından bağımsız bir şekilde devletin “öğrenci turizmi” modeliyle yeni üniversite açılmasını teşvik ettiği, eğitimin fiilen bir gelir kapısına dönüştürüldüğü söylenebilir. KKTC’deki mevcut ekonomik manzara, ülkenin kumara dayalı turizme ve uluslararası öğrenci akışına mecbur bırakıldığına/kaldığına dair bir izlenim veriyor.  

Lokmacı Kara Giriş Kapısı, Lefkoşa.

Lokmacı Kara Giriş Kapısı, Lefkoşa.

Bu ekonomik sıkışmışlık, toplumsal algıları ve bireysel tercihleri de doğrudan şekillendiriyor. Sosyal medyanın karşılaştırma imkânlarını genişlettiği, Instagram’la birlikte kıyas kültürünün yaygınlaştığı ve gençlerin kendi yaşamlarını ötekilerinkiyle tarttığı bir devirde yaşıyoruz. Kıbrıs’ta bu kıyas hali çok daha somut ve gündelik bir hâl alıyor. Lefkoşa’da sınırın ötesi fiziksel olarak görülebiliyor, şahit olunuyor. İnsanlar karşı tarafa geçip çalışıyor, AB vatandaşı olmanın ne anlama geldiğini doğrudan deneyimliyor, Güney’in refah düzeyini kendi yaşamlarıyla yan yana koyuyor. Temas soyut değil, sıcak, günlük ve kaçınılmaz. Bu koşullarda Güney’e yerleşmek ya da en azından orada euro ile çalışmak, özellikle gençler açısından en rasyonel tercih olarak görülüyor. Kıbrıslı Türklerin belirli koşulları sağladıklarında GKRY vatandaşlığına ve dolayısıyla AB pasaportuna erişebilmesi bu eğilimi daha da güçlendiriyor.

Gündelik hayatın kanıksanmış bir rutini haline gelen sınır geçişleri, adadaki bu ikili yapının en çarpıcı tezahürü olarak karşımıza çıkıyor. Bugün sayıları 3.000’i bulan Kıbrıslı Türk, her sabah öte tarafa geçip günübirlik işlerinde çalışıyor. Biz de Lefkoşa’nın merkezindeki Ledra Palace ve Lokmacı sınır kapılarında, mesai bitimiyle birlikte evine dönen ya da karşıya geçen insanların telaşına bizzat tanıklık ettik. Araçlı geçişin ana arterlerinden olan Metehan kapısında ise her sabah araç kuyrukları olduğu ifade edildi. Her gün pasaport göstererek bu fiziksel sınırı aşan bireylerin varlığı; ekonomik rasyonalitenin kimlik ve aidiyet meseleleriyle nasıl bir gerilim hattında buluştuğunu gösteriyor.

Rum tarafının izlenebildiği Yiğitler Burcu Parkı, Lefkoşa.

Rum tarafının izlenebildiği Yiğitler Burcu Parkı, Lefkoşa.

Bu süreç ülkedeki nüfus yapısını da değiştiriyor. Güney’e yönelen Kıbrıslı Türklerin ardında bıraktığı boşluk; başta Pakistan ve Bangladeş olmak üzere farklı coğrafyalardan gelen göçmen işçilerle veya Türkiye’den gelen yeni nüfus hareketliliğiyle doluyor. KKTC’yi gezerken inşaatlarda çalışan göçmen işçilere ve hizmet sektöründe çalışan Hataylılara rastlamak çok olası. Görüştüğümüz Kıbrıslılar ise her geçen yıl mahallelerindeki Kıbrıslı komşularının azaldığını, yerlerine farklı milletlerden bireylerin geldiğini belirtiyor. 

Kıbrıs’a ilişkin jeopolitik, askeri ve hukuki tartışmaların yanı sıra, ortaya çıkan toplumsal tablo kendi başına dikkat çekici bir analiz alanı sunuyor. Mevcut siyasi ve ekonomik koşullar sürdüğü takdirde, bu sıkışmışlık halinin derinleşmesi ve daha kalıcı sonuçlar üretmesi muhtemel görünüyor.

Not: Bu yazıda yer alan fotoğraflar Emre Pak’ın objektifinden yansımıştır.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.