Son birkaç yıldır, Ortadoğu’da sakinleşme atmosferi hissediliyor. Küresel bir ekonomik kriz ihtimali, büyük güçler arasındaki rekabetin belirsizliği ve bölge ülkelerinin iç siyasi önceliklere dönme ihtiyacı gibi faktörler, birçok devleti kendi pozisyonlarını yeniden gözden geçirmeye zorladı. Bu tablo, ilk bakışta kırılgan gözükse de, Ortadoğu’nun geleceği için önemli bir fırsat sunuyor.

Son on yılda, küresel tartışmalara paralel olarak, Orta Doğu ülkelerinin jeopolitik ve jeoekonomik ilişkilerinde çok kutuplu bir yaklaşım benimsedikleri fikri öne çıkmıştı. Bölge, ekonomik, teknolojik ve stratejik altyapı açısından şüpheye yer bırakmayacak şekilde çok kutuplu hale geldi. Fakat, giderek çok kutuplu hale gelen bu tablo, bölgesel güvenliğe yansımıyor.

Ortadoğu 2.0 statükosunun iki hediyesi daha var: Filistin sorununun ve Kürt meselesinin işin içindeki herkesin şöyle ya da böyle kaldırabileceği bir şekilde hal yoluna sokulması. Türkiye’nin Kürtlerle “barışması”, Filistin Devleti’nin tanınması ve PKK’yle Hamas’ın tasfiyesi yeni statükonun yan çıktıları ya da hediyeleri olacak belli ki.

Washington, İsrail’in saldırganlığının bedelini ağır ödeyecek. İsrail’in saldırgan politikaları, Arap devletlerini kendisiyle çalışmanın siyasi ve itibari maliyetlerinden caydırarak eski ortaklarını ihtiyatlı düşmanlara dönüştürdü. İsrail’e koşulsuz destek vermek, Washington’ın bölgedeki konumunu zayıflatıyor.

Bölgenin ve Kürt meselesinin kökten biçimde yenilenmesi, bu ikisi üzerine düşünenleri, bu ikisiyle ilgili siyaset yapmak niyetinde olanları yeni şeyler söylemeye, yeni şeyler yapmaya mecbur kılıyor. Epey bir zamandır Türkiye’nin birinci partisi olmasına karşın, CHP’nin daha uzun süreceği anlaşılan bu fırtınalı havalarda Türkiye’ye kaptanlık edip edemeyeceği hakkında şüpheler var ve Kürt meselesinde inisiyatifi yeniden ele […]

İsrail’in Birleşmiş Milletler’den (BM) çıkarılması ya da en azından ilk aşamada Genel Kurul’a katılımının askıya alınması hem İsrail halkına hem de dünyaya güçlü bir mesaj verecektir. BM’nin otoritesi hâlâ önemlidir. BM personelinin ve barış gücü askerlerinin hayatları da önemlidir. Ve haydut bir ülke, BM’nin kendisine savaş ilan edip bundan paçayı sıyıramaz.

Medya, İsrail ile düşmanları arasında tırmanan çatışmadaki her yeni ve şaşırtıcı gelişmeyi haberleştirirken, hakikatte her şey daima olduğu gibi olmaya devam ediyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana bölge siyasetini şekillendiren ihtimaller gerçekleşiyor.

7 Ekim saldırılarından sonra başlayan süreç bize göstermiştir ki İsrail birtakım dinî referansları da kullanarak hem teolojik hem jeopolitik yaklaşımla Ortadoğu’yu yeniden dönüştürme arayışındadır. Tüm bu süreç yaşanırken en büyük darbe uluslararası hukuka, kurallara dayalı uluslararası düzene, BM sistemine ve BM teşkilatına vurulmuş olacaktır.

Şimdi sorulması gereken soru, bugün Gazze’de gördüklerimizin çok yakın bir gelecekte yeni normal haline gelmesi gibi çok sahici bir olasılık karşısında nasıl bir seçim yapacağımız. Görmezden gelip mavi hapı yutacak mıyız? Yoksa kırmızı hapı tercih edip uyanacak mıyız?

Ortadoğu’daki sistematik sorunlar, bir Filistin devleti kurulduğunda sihirli bir şekilde çözülmeyecek. Ama aynı ölçüde, modern zamanların en uzun süreli işgali ele alınmadan daha geniş bir bölgede sürdürülebilir bir ilerleme de sağlanamayacak. Şam’dan Gazze’ye, Beyrut’tan Ramallah’a uzanan sonsuz bir döngüde, adaletsizlik ve cezasızlık birbirini besliyor.

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.