“Venezuela Askerî Elitleri de Rusya da Maduro Operasyonundan Haberdardı”
Güney Amerika Uzmanı Hüsamettin Aslan’la Venezuela’da bombaların patladığı ve Maduro’nun kaçırıldığı gecenin ardındaki denklemleri, petrol savaşlarından Çin ve Rusya faktörüne, askerî elitlerin tutumundan Washington’un gerçek hesaplarına kadar bütün boyutlarıyla ele aldık. Röportaj, krizi yüzeysel başlıkların ötesinde anlamak isteyenler için temel bir başvuru niteliği taşıyor.
Mülakat: Cihat Arpacık
Venezuela semalarında patlayan bombalar, dünyanın gözlerini bu Güney Amerika ülkesine çevirmesine neden oldu. ABD’nin hava saldırılarıyla başlattığı bir gece operasyonuyla Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun tutuklanması, bölgeyi takip etmeyenlerin bile zihninde de yeni sorular ortaya çıkardı.
Peki bu noktaya nasıl gelindi?
Maduro’nun tutuklanarak ABD’ye götürülmesi, Latin Amerika’da geçmiş müdahalelerin izlerini taşıyan daha geniş bir hikâyenin parçası mı?
Dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip bir ülke neden yıllardır ekonomik ve siyasi istikrarsızlıkla anılıyor?
Washington’un hamlesi yalnızca bir “güvenlik” operasyonu mu, yoksa enerji ve jeopolitik hesapların iç içe geçtiği daha kapsamlı bir stratejinin sonucu mu?
Güney Amerika’yı iyi bilen isimlerden Dr. Hüsamettin Aslan, 2025’in Eylül ayında Perspektif için yazdığı ve Venezuela ile ABD arasındaki gerilimi inceleyen yazısında aslında gelecek olanın işaretlerini petrol ve ticaret savaşları bağlamında vermişti.
Aslan’la Venezuela krizinin arka planını, geriliminin gerçek köklerini ve Maduro sonrası olası senaryoları ele aldık.
Ticaret Savaşları, Venezuela Petrolünün Çin’e Akması, Nikel, Altın ve Darbe…
Operasyon, Venezuela’nın sahip olduğu dünyanın en büyük petrol rezervleriyle ne ölçüde bağlantılı? Petrol, bu müdahalenin arka planındaki asli unsur mu?
Bu meselenin birkaç dayanak noktası var. Petrol bunlardan biri. Elbette Amerika Birleşik Devletleri, sadece 20. yüzyılda olduğu gibi sadece enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla bu işe girişmedi. ABD’nin dünyadaki en büyük rakibi olan Çin, Venezuela petrolünü % 60 oranda ithal ediyor. ABD, arka bahçesinde jeopolitik bir savaş içerisinde olduğu Çin’in avantaj kazanmasını istemiyor. Ayrıca kendi petrol endüstrisi büyük oranda ağır ham petrol ürünlerine dayalı. Venezuela, 1998 yılına kadar Amerika’nın uydusu olan bir ülkeydi, petrolünün büyük bir kısmını onlara ihraç ediyordu ve endüstri tamamen böyle şekillenmişti. Şimdi ise ambargo uyguladığı Venezuela’nın, rakibi olan Çin’in petrol ihtiyacının karşılaması ABD açısından can sıkıcı bir durum. Bu, meselenin petrol bağlamındaki görünen kısmı. Bir de görünmeyen noktaları var. Kolombiya sınırına yakın Maracaibo Gölü, petrolün kaynağı ve bu göl kirlilikle mücadele ediyor. Çin, buraya gölü temizleme karşılığında 1 milyar dolarlık yatırımla son model petrol üretim platformu kurdu. Bu da Venezuela’nın günlük kapasitesini 800 bin varilden 1.2 milyon varile çıkardı, ambargoyu işlevsiz bıraktı ve ticaret savaşlarının ortasında Çin’e önemli bir katkı sundu. Elbette nadir toprak elementi meseleleri de var. Elektrikli otomobillerin fosil yakıtla çalışan araçların yerini almasıyla birlikte pil ve aküler stratejik ürünler haline geldi. Bunların temel bileşenleri arasında nikel ve altın var. Altın, uzay teknolojilerinde de kullanılır. Dolayısıyla Venezuela dünyada altın üretiminde ilk 10 ülkeden biri ve bütün dünyanın nikel ihtiyacının %1’ini karşılıyor. Dünyada şu anda nikel arzında problem var. Bu anlamda Maduro sistem açısından oldukça sorunlu bir figürdü.
Perspektif’e yazdığınız yazıda bunların önemli bir kısmını aylar öncesinden belirtmiştiniz. Dolayısıyla böylesi bir müdahale sizin için herhalde sürpriz olmadı diye düşünüyorum. Peki uyuşturucu meselesini fotoğrafın neresine oturtabiliriz?
Evet, benim için sürpriz olmadı. Uyuşturucu meselesinde net konuşmak lazım: Venezuela’da uyuşturucu üretilmiyor, Maduro da bir uyuşturucu karteli değil. Ancak Kolombiya’da üretilen uyuşturucu, Kıta Avrupasına, Orta Doğu’ya ve ABD’nin doğu eyaletleri olan Florida ve New York’a Venezuela hattı üzerinden gidiyor. Venezuela hattı, uyuşturucu trafiğinin küçük bir parçası, buna rağmen 15 milyar dolarlık bir girdi oluşturuyor. ABD, “uyuşturucu” diyerek, müdahalesini evrensel bir mesele üzerine inşa ediyor ve bu müdahaleye meşru bir gerekçe kuruyor. O yazıdan sonra ABD 30 tekne vurdu, 107 kişi öldürüldü, Amerikan donanmasının 3’te 1’i Venezuela kıyılarına yerleşti, Katar arabuluculuğunda iki kere müzakere masası kuruldu, Maduro geri çekilmeyi kabul etti, ABD’nin Çin’e ihraç ettiği petrolün Amerikan şirketlerince işletilmesi konusunda tıkanıklık oldu ve işler bu noktaya kadar geldi. Burada Pentagon ile CIA arasında bir görüş ayrılığı da vardı. CIA operasyonu istemiyordu, Pentagon ise güçlü bir şekilde operasyon taraftarıydı. Ama 1 milyon kilometrekarelik Venezuela’yı 15 bin askerle zapt etmek mümkün değil. Türkiye’nin 787 bin kilometre bir yüz ölçümü var. Venezuela, Türkiye’den % 25 daha büyük. ABD, 70.000 kilometrekarelik Panama’ya bile, ki Marmara Bölgesi kadar bir alandır, işgal için 30.000 asker göndermişti. Nitekim sürecin başından beri adeta yalnız kaldım. Donanmanın oraya gönderilmesinin büyük bir işgalin işareti olarak görüldü, ben topyekûn bir işgalin olmayacağını savunuyordum. Bugün sınırlı sayıda sembolik hedefler vuruldu.

“Vurulan Hedefler, Seçkin Birliklerin Lojistik Hattıydı”
Vurulan hedeflerin anlamı nedir?
Askerî havalimanı, Madras’taki deniz üssü, Margarita adasında küçük bir alan vuruldu. Bunların hepsi elit askerî birliklerin çıkış noktası. Onların lojistik hatları imha edildi ve en sonunda bir verici hedef alındı. Operasyonda 12 savaş uçağı, 12 gemi, bir tane uçak gemisi görev yaptı. Ancak bombardımana hepsinin katılmadığı net.
Yaşananlar, ülkedeki devlet yapısı, işte istihbarat zafiyeti ve ordu sadakati hakkında bizlere ne söylüyor?
Venezuela istihbaratı Amerikalılar tarafından kuruldu, daha sonra, devrimle beraber Amerikan karşıtı bir hüviyete evrildi. Bugün Çin sistemleriyle donatılan, Rusya’nın modelini örnek alan bir teşkilat. Anti-demokratik uygulamalara imza atmakla suçlanıyor. Venezuela ordusunu da yine aynı şekilde Amerikalılar şekillendirdi. 2002’de Chavez’e karşı darbe başarısız olunca, Chavez Amerikancı bütün komutanları tasfiye etti ve orduyu ideolojik olarak Amerikan karşıtı subaylarla tahkim etti. Bu da rejimin kendisini garantiye alması demek. Ülkede paramiliter bir yapı yok, belirleyici olan bugün de geçiş sürecinde de silahlı kuvvetler olacak. Ancak sadakatleriyle general yapılmış 2000 kişinin, bir değişim durumunda görevden alınacak olması, esasen yozlaşmış bir ülkede bir yargılama sürecinin başlama ihtimali bu durumu onlar açısından bir “ikbal meselesine” dönüştürebilir. Bütün bunlarla birlikte bu müdahalenin belli bir mutabakatla yapıldığı da anlaşılıyor. Çünkü Maduro ve eşinin, koca bir ülkeden, hele de güvenlik algısının yüksek olduğu bir ülkeden kolayca çıkarılabilmesi, bunun tereyağından kıl çeker gibi halledilebilmesi çok gerçekçi değil. Buna inanmamızı istiyorlar ama durum hiç de öyle görümüyor. Askerî elitlerin bir kısmının bu durumdan haberdar olduğunu anlıyoruz.
Venezuela Savunma Bakanı’nın bu “işgal” vurgusu ülke içinde askeri ve siyasi bir karşı hamlenin işareti olmaz mı?
Değil uzun vadede kısa vadede bile, en Amerikancı hükûmet de gelse, bütün kabine ve komutanların tamamı Washington’dan da atansa bu, ülke açısından sürdürülebilir olmaz. Çünkü Venezuela komuta kademesi büyük oranda anti-emperyalisttir. 15-20 komutanı yanınıza çekip Amerikancı yapabilirsiniz ama bütün orduyu bu hale getiremezsiniz. Venezuela açısından bir karşı darbe kaçınılmaz olur.
Rusya, 2019’da Verdiği Desteği 2025’te Vermedi
Rusya’nın kınaması, bu dosyanın büyük güçler arasında bir gerilim alanına dönüşeceğini gösterir mi?
Göstermez, Rusya; Ukrayna Savaşı’ndan beri Venezuela, Suriye, Libya ve dünyanın diğer bölgelerindeki birçok unsurunu geri çekti. Venezuela ile ABD arasındaki gerilim Eylül ayında başlamıştı. Rusya bu süre içerisi savaş uçağı kargosuyla hava savunma sistemleri göndermişti. 2 ay önce de askerî bir danışman gönderdi. Ama 2019 darbe girişiminde yüzlerce Rus askerî istihbaratçı Venezuela’ya adeta akmış ve Maduro güçlü şekilde desteklenmişti. Bu kez öyle olmadı. Rusya, bu operasyondan 20 gün önce diplomatlarını geri çekti. Rusya’nın Venezuela’daki kazanımlarını garanti altına aldığı anlaşılıyor. Geçiş sürecinde Venezuela Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez’in önemli roller üstlenmesi. Rodriguez, bu operasyon olduğunda Moskova’daydı. Bunun bir tesadüf olmadığını düşünüyorum. Rodriguez, yumuşak huylu görünse de hırçın bir kadın, iki tarafı da idare edebiliyor. Türkiye’ye de çok sık gidip gelen biri, abisi de Kongre Başkanı Jorge Rodriguez. Dolayısıyla bu ismin operasyon günü Rusya’da olması, tesadüfle açıklayabileceğim bir konu değil.
Güney Amerika’da bu tarz müdahaleler nasıl etkiler bırakıyor? Güney Amerika’da bu müdahaleler bağlamında bir bölge hafızası var mı?
ABD’nin Haiti’de, Honduras’da, diğer Orta Amerika’da ülkelerinde yaptığı askerî müdahaleler, 2016’da Brezilya parlamento darbesi, 2021’de Bolivya darbe kalkışması… bunlar bölgede Amerikan karşıtlığını besliyor. Ancak Latin Amerika’da teopolitik bir akım olarak yükselen Evanjelizm var. akımı içinde Amerika Birleşik Devletleri’nin kurtarıcı bir hüviyeti bürünüyor. Bu akım, teolojik bir ideali reel güç dengesi üzerine inşa ediyor ve bölgedeki sol, ve Amerikan karşıtı yapılara karşı bariyer görevi görüyor. Diğer taraftan Rusya’nın Amerika’nın alternatif bir güç olarak algılanması bölgede Amerikan karşıtı sosyal yapıları da diri tutuyor. ABD biraz da bu yüzden itinayla çalıştı. Konuyu uyuşturucu gibi evrensel bir meseleyle gerekçelendirdi. Sivil zayiatın olmaması sağlandı. Bu, bundan sonra Amerikan sinema endüstrisinin problemi.
HÜSAMETTİN ASLAN