Yanlış Hesaplar
Suriye’de zemin yanlış hesap yapmaya halen müsait. Maksimalizmi ve gidişatı okumadaki zayıflığı SDG’ye, malum yatkınlıkları da rejime yanlış hesap yaptırabilir halen. Ancak gerek SDG’nin Rojava’ya çekilmesiyle oluşan tablonun işin içindeki herkes için daha fazla hazmedilebilir olması, gerekse de başta ABD olmak üzere yine işin içindeki herkesin Suriye dosyasını kapatmak istemesi daha fazla yanlış hesap yapılmasının önüne geçebilir.
SDG’nin Halep’ten sonra Rakka ve Deyrizor’dan da çekilmesiyle Suriye’deki belirsizliklerin bir kısmı ortadan kalktı. Ortadan kalkan belirsizliklerin ilki İsrail’in Kürtlerle ilişkisiyle ilgili. SDG senelerdir elinde tuttuğu yerlerden hızla çekilmek zorunda kalırken İsrail’in olanları izlemesi, Kürtlerle dengelenmiş bir Şam rejimi fikrinin İsrail açısından kolaylıkla vazgeçilebilir olduğunu, dayatılan güvenlik garantilerini verdikten sonra, Şam rejiminin Kürtler karşısında güçlü olup olmadığının İsrail açısından önemi olmadığını gösterdi. Rejim, Şam’ın güneyindeki büyükçe bir arazi üzerindeki egemenlik iddiasından vazgeçmekle kalmayıp, tehdit oluşturacak her türlü işin uzağında duracağı sözünü verince, Kürtler bahsinde İsrail’in sessiz kalacağı belli oldu.
Tümden ortadan kalkmasa da önemli oranda azalan diğer bir belirsizlik SDG-ABD ilişkileriyle ilgili. ABD’nin Suriye siyasetinde Kürtlere verdiği kıymet artık daha net. ABD, SDG’yi, en azından an itibarıyla, bütünüyle Türkiye’nin desteğindeki rejimin insafına bırakmış değilse de SDG’nin Suriye’nin Kürtlerle meskûn olmayan kısımlarında tutunabilmesine katkıda bulunmaktan vazgeçmiş durumda. ABD’ye kalırsa, ilişkisini bu biçimde kalibre etmesinin sebebi SDG’yle ilişkisinin başından beri DEAŞ’la mücadele etmeye sınırlı, konu odaklı bir ilişki olmasıydı. Yapılan izahata göre, Şam rejiminin DEAŞ’la mücadele koalisyonuna katılmasıyla beraber ABD’nin SDG’yle ilişkisini eski biçimde sürdürmesinin zeminini kalmadı. Bu “teknik” açıklama anlaşılır olmakla beraber ABD-SDG ilişkilerinin kalibre edilmesinin ardında biraz daha dolgun bir sebep var. SDG’nin sunabilecekleriyle, İran ve Rusya ekseninden kopup ABD nezaretindeki Türkiye Körfez eksenine oturan ve DEAŞ’la mücadele koalisyonuna katılmakla kalmayıp İbrahim Anlaşmalarına katılabilecek görülen Şam rejiminin ABD’ye verebilecekleri arasındaki fark SDG’yle ilişkilerin güncellenmesinin ardındaki esas sebep zannımca. Sebep her ne olursa olsun sonuç şu: ABD, Kürtleri, en azından henüz, rejimin insafına bırakmış değilse de artık esas olarak rejimin yanında.
Kürtlerin Fırat’ın doğusundaki Araplarla kurduğu koalisyonun (aslında SDG’nin) akıbetiyle ilgili belirsizlikse tümden ortadan kalktı. SDG’nin Rakka ve Deyrizor’dan çekilmesiyle ortada bir Kürt-Arap koalisyonu kalmadı. Rejim değişikliğinden sonra geleceği merak edilen Kürt-Arap koalisyonunun boşa çıkması için bir haftanın yetmesi, Suriye’de Şam’a karşı bir Kürt-Arap koalisyonunu oluşturmanın iç savaş şartlarında Şam’ın zayıflamasıyla ortaya çıkmış “geçici” bir imkân olduğunu gösterdi. Bu türden geçici bir imkândan “Demokratik Özerk Kuzeydoğu Suriye” gibi alelacele formüle edilmiş iddialı bir siyasi tasavvur çıkarmanın boşuna olduğuna işaret ederek elbette.
Kürtler, ABD ve İsrail
Bütün bu belirsizliklerin ortadan kalkmasıyla hızla YPG’ye büzüşüp Rojava’ya çekilmek zorunda kalması hemen herkesin ittifak ettiği üzere SDG’nin epey bir hesap hatası yaptığını gösteriyor. SDG’nin pek çok yanlış hesap yaptığı doğru olmakla beraber yanlış hesap yaptığı düşünülen birkaç alanda gerçekten bir hesap hatası yapıldı mı, o kadar emin değilim. En başta da ABD ve İsrail’le ilişkilerinin mahiyetiyle ilgili olanlarda. ABD ve İsrail’in Suriye’deki vizyonlarıyla ilgili yanlış hesaplar, afaki değerlendirmeler yapılmıştır yapılmasına, ancak SDG’nin ya da aklı başında herhangi bir Kürdün, ABD’nin Suriye’de Kürtlere arka çıkmasının her koşulda devam edeceği zannına kapıldığına ve İsrail’in çıkarlarından bağımsız bir biçimde Suriye’de Kürtleri destekleyeceğine inanmış olma ihtimali biraz zayıf. Zayıf çünkü Kürtlerin yakın tarihteki deneyimleri uluslararası ilişkilerin elifbasından sayılabilecek “herkes kendi çıkarının peşinde” ilkesinden haberdar olmaları için fazlasıyla yeterli. Irak Kürtlerinin 1975’te ve hatta 1991’de ve 2003’te ABD’yle yaşadıkları ABD ya da İsrail ipiyle hangi derinliklere inilebileceğini bilmelerine yeter de artar muhtemelen. Bu itibarla, Suriye’de oluşan resimden sonra birkaç gayri siyasi figürün verdiği duygusal tepkiden “Kürtler yine aldandı” sonucuna varmak o kadar doğru olmayabilir. Bu bahsi şununla kapatayım: Kürtler ve ABD ilişkisinde peşine düşülmesi gereken doğru soru “Kürtler nasıl olur da ABD’ye ya da İsrail’e bel bağlanmaması gerektiğini bilmez” olmayabilir. Doğru soru şu sanki: “Kürtler, Suriye’de ya da başka yerlerde, kendi çıkarının peşinde olduğu herkes tarafından bilinen ABD’yle neden bir şeyler yapmak durumunda kalıyor?
Zamanlama ve Tasavvur
SDG’nin, ABD ve İsrail’le ilişkilerinin niteliğiyle ilgili değilse de gidişatı okuma (dolayısıyla zamanlamayla) ve tasavvurla (dolayısıyla kapasiteyle) ilgili yanlış hesaplar yaptığı açık. Belli ki, İran ve Rusya’nın çekilmesiyle beraber Suriye’de etkili olmaya başlayan ana aktörlerin çıkarlarını kolaylıkla uzlaştırabileceklerini hesap etmemiş SDG. Yeni rejimin Suriye’yi senelerdir hasım olunan ABD hattına yanaştırmasının ve İsrail karşısında süt dökmüş kediye dönmesinin Suriye’deki etkili aktörleri (Kürtler pahasına) hızlı bir uzlaşmaya yaklaştırdığı idrak edilmemiş, edildiyse de uygun rasyonel tutum alınamamış belli ki. Şara’nın birkaç ayda Riyad’da, Paris’te, New York’ta ve Washington’da ağırlanmasından “büyük” aktörlerin neye hazırlandıkları okunamamış ya da okunmasına rağmen gereği yapılmamış. Gidişat doğru okunmuş olsa ve SDG daha iyi bir zamanlamayla bugünküne yakın yerlere çekilseydi, bugünlerde rejimle yapılan görüşmelerde Kürtlerin eli muhtemelen bugünkünden daha kuvvetli olurdu.
Yaşananlar, YPG’yi SDG yapıp, Rojava’yı silikleştiren “demokratik özerk Kuzeydoğu Suriye” tasavvurunun da iyi bir hesaba dayanmadığını gösteriyor. Gelişmeler, etnik asabiyeden bağımsız olarak, her yerde ve herkes için öz savunma ve özyönetim prensiplerine dayanan SDG tasavvurunun ancak tekil bir konjonktürde, iç savaş konjonktüründe geçerli olduğunu gösterdi. Şam’ın ve uluslararası meşruiyetinin güçlenmesiyle beraber demokratik özerk Kuzeydoğu Suriye tasavvurunun Arap kolonu yer değiştirdi. Konjonktürle kaim olması ve Arapların yönlerini Şam’a, Kürtlerin de Rojava’ya dönmesi, demokratik özerk Kuzeydoğu Suriye tasavvurunun etnik asabiyeleri ikincilleştirip, konjonktür değişikliklerine dayanıklı, aşkın bir tasavvur olamadığını gösteriyor. Tasavvurla ilgili bu yanlış hesabın kapasiteyle ilgili bir yanlış hesaba yol açtığı da ortada. SDG’nin birkaç gün içerisinde Kuzeydoğu Suriye’den Rojava’ya çekilip fiilen YPG’ye dönüşmek zorunda kalması, kapasiteyle ilgili de bir hesap hatası yapıldığına işaret ediyor.
Bundan Sonrası
Son iki haftanın gelişmeleri Suriye’deki belirsizliklerin bir kısmına son verirken başka bir kısım belirsizlikse sürüyor. Suriye’nin yakın dönem akıbetine şekil verme ihtimali halen yüksek iki büyük belirsizlik var. Belirsizliklerin ilki ABD’nin Suriye vizyonuyla ilgili. İsrail’le güvenlik anlaşması yapması ve DEAŞ karşıtı koalisyonun parçası olması Suriye rejimini birincil partneri yapmış olmakla beraber ABD Kürtlere en azından bugün itibarıyla “Ne haliniz varsa görün” demiş değil. Aksine hem Barrack’ın hem de önceki Suriye özel temsilcisi Jeffrey’nin açıklamaları ve ABD Senatosundaki hakim eğilim ABD’nin Kürtleri Suriye’deki partnerlerinden biri olarak görmeye devam ettiğini ve yine en azından bugün itibarıyla Kürtler için rejime “Eti senin kemiği benim” demediğini gösteriyor. Özel temsilcilerin açıklamaları, ABD’nin Kürtlerle Şam arasında Kürtlerin güvenlik ve kimlik haklarının temin edildiği bir ilişki formundan yana olmaktan vazgeçmediğini gösteriyor. Bu tutumunu sürdürür mü ya da sürdürmek üzere ne yapar bilinmez lakin ABD’nin Suriye vizyonu henüz hepten netleşmiş değil. Bu da Suriye’nin akıbeti dosyasının henüz kapanmadığına işaret ediyor.
İkinci belirsizlik SDG’nin kapasitesiyle ilgili. Arap aşiretlerinin ayrılmasıyla ve kontrolündeki arazinin ve enerji kaynaklarının önemli bir kısmını kaybetmesiyle beraber kapasitesi önemli ölçüde zayıflamış olmakla beraber SDG, rejimle çatışabilir bir kuvvet olmaktan çıkmış görünmüyor. Haddizatında, hem çekilebileceği bir yer kalmaması hem de ağırlıkla Kürtlerle meskûn araziye çekilmiş olması SDG’yi bulunduğu yerlerde kalıp rejime karşı çatışmaya daha hevesli kılmış olabilir. Rejim bu durumdaki SDG’yle çatışmayı zorlar mı, zorlarsa SDG ne kadar karşı koyabilir, SDG uzun bir süre karşı koyarsa oluşabilecek Suriye manzarası başta ABD olmak üzere Suriye’de etkili aktörlerin tutumunu nasıl şekillendirir, bunların hepsi bugün için belirsiz. Bu belirsizlik de Suriye’nin akıbeti dosyasının henüz kapanmadığını gösteriyor.
Geride kalan günlerin iptal etmediği bu iki belirsizlikle beraber devreye giren yeni bir faktör de Suriye’nin akıbetini şekillendirebileceğe benziyor: Kürt kamuoyu. SDG’nin rejim karşısındaki mevzilerini hızla terk ederken oluşan manzara ve yaşanan bozgun bulundukları her yerde Kürtlerin biraz beklenmedik bir tonda tepki vermesine yol açtı. Türkiye Kürtleri uzunca bir sürenin ardından ilk kez yeniden sokaklara dökülürken, Irak Kürdistanı’nda hem kurumlar hem sivil toplum beklenmeyen bir sertlik ve kararlılıkla tepki gösterdi Suriye’de yaşananlara. Kürt diasporasındaki ve dijital alandakilerle beraber bütün bu tepki Kürt maşeri vicdanının Suriye’de işlerin seyrini etkileyebilecek yeni bir faktör olarak devreye girmiş olduğunu gösteriyor. Nitekim, bir iki gün içerisinde Öcalan’la yapılan komisyon görüşmesinin tutanaklarının yayımlanması, Öcalan’ın haftalar önce Bahçeli’ye kilim hediye etmiş olmasının iletişiminin yapılması, Numan Kurtulmuş’un PKK yasasıyla ilgili hazırlıkların tamamlanmakta olduğunu duyurması ve Erdoğan’ın Kürtleri teskin etmeye dönük açıklamaları bu yeni faktörler ilgili olsa gerek.
Hülasa, geride kalan iki haftada yaşananlar Suriye’de kimi belirsizliklere son verirken süregiden belirsizlikler ve devreye giren yani faktörler şuna işaret ediyor: Suriye’de zemin yanlış hesap yapmaya halen müsait. Maksimalizmi ve gidişatı okumadaki zayıflığı SDG’ye, malum yatkınlıkları da rejime yanlış hesap yaptırabilir halen. Ancak gerek SDG’nin Rojava’ya çekilmesiyle oluşan tablonun işin içindeki herkes için daha fazla hazmedilebilir olması, gerekse de başta ABD olmak üzere yine işin içindeki herkesin Suriye dosyasını kapatmak istemesi daha fazla yanlış hesap yapılmasının önüne geçebilir.
MESUT YEĞEN