CİHAT ARPACIK

İstanbul Üniversitesi Tarih bölümünden mezun oldu. Milli Savunma Üniversitesi’nde İstihbarat Çalışmaları alanında yüksek lisans eğitimi aldı. Çeşitli gazete, televizyon ve dergilerde çalıştı; savunma, güvenlik, yargı konularına yoğunlaştı; kriz ve çatışma bölgelerinden haberler yaptı. Suriye iç savaşında insan manzaralarını aktardığı Savaşın İnsanları isimli bir kitabı bulunmaktadır.

CİHAT ARPACIK

İstanbul Üniversitesi Tarih bölümünden mezun oldu. Milli Savunma Üniversitesi’nde İstihbarat Çalışmaları alanında yüksek lisans eğitimi aldı. Çeşitli gazete, televizyon ve dergilerde çalıştı; savunma, güvenlik, yargı konularına yoğunlaştı; kriz ve çatışma bölgelerinden haberler yaptı. Suriye iç savaşında insan manzaralarını aktardığı Savaşın İnsanları isimli bir kitabı bulunmaktadır.

TÜM YAZILARI

Orhan Buyruk’un 2016’daki seyahati, Tel Aviv Havalimanı’nda beklenmedik bir kâbusa dönüştü. “Ajanlık” suçlamasıyla tutuklanan Buyruk, 35 saate varan sorguların ve tek kişilik hücrenin psikolojik işkencesinde 22 gün geçirdi. Türk vatandaşının gözünden, İsrail’in “tehlikeli bilinç taşıyıcılarına” uyguladığı sindirme mekanizmasının ve Filistinli esirlerin yaşadığı zorlu şartların sarsıcı kaydı.

“Bir aktivist, kendi öyküsünden ziyade başkalarının görünmez kılınan öykülerini dünyaya duyurabildiği ölçüde anlam kazanır. Hakikat her zaman güçten daha parlaktır, eğer birileri o ışığı doğru yere çevirmeyi seçerse.”

Sumud Filosu’nun küçük bir gemisi olan Mikeno’nun Gazze kıyılarına ulaşabilmesi, askerî dengeleri elbette değiştirmese de 18 yıllık ablukada sembolik bir çatlak açtı. Bu küçük zafer, “dayanışma diplomasisinin” gücünü ortaya koydu. Farklı coğrafyalardan gelen aktivistlerin ortak iradesi, Filistin meselesinin bölgesel değil evrensel bir adalet arayışı olduğunu gösterdi.

Kutsal metinler tarih ve siyasetle iç içe geçti. Babil Sürgünü’nden modern Siyonizm’e uzanan çizgide, travmalar “seçilmişlik” ve “vadedilmiş toprak” anlayışına dönüştü. Mitlerin kimlik inşası ve siyasal projelerde bir “işlevi” vardı. Yahudilerin kutsal metinlerdeki seçilmişlik iddiası, sürgün sonrası yeniden üretilmiş bir kimlik kurgusuydu. Diaspora tecrübesi, hem dini travmalar hem de ideolojik telafi mekanizmaları doğurdu.

Türkiye’deki uluslararası öğrenciler yalnızca eğitim alan bireyler değil, aynı zamanda kamu diplomasisinin taşıyıcıları. Ancak Türkiye bu potansiyelini henüz stratejik bir güce dönüştüremedi. Öğrencilerin geliş süreci, burslandırma ve geri dönüş şartlarıyla ilgili belirgin bir strateji mevcut değil. Son iki yılda uluslararası öğrenci sayısında düşüş yaşanıyor, ırkçı söylemler ve fahiş harçlar güven duygusunu zedeliyor.

Tarihte geçerli olan bütün epistemoloji ve metodoloji askerî tarih içinde de geçerlidir. Ancak askerî tarihin diğer tarih alt disiplinlerinden en önemli farkı, işin içinde coğrafya ve topografyanın olmasıdır. Askerî tarihçi haritadan istifade etmek zorunda. Hatta askerî tarihçinin, bizzat muharebelerin cereyan ettiği yerlere gidip alan incelemesi yapması gerekiyor.

İstanbul’un dar sokaklarında, barut kokusu ve motor sesleriyle büyüyen kara bir masalın adı yankılanıyor. Bir iddianame, yalnız suç isnatlarını değil; gençlerin kayboluşunu, sokakların el değiştirmesini de anlatıyor. Şehir, kendi çocuklarını suçun cazibesine teslim ederken, Daltonlar sokakların yeni efendileri olarak anılıyor.

Türkiye’de her beş öğrenciden biri haftada en az bir kez parası olmadığı için öğün atlıyor ve bu oran OECD ülkeleri arasında en yüksek seviyede. Menekşe Tokyay, Karnım Zil Çalıyor! kitabında çocuk açlığını, salçalı ekmekten bodurluğa uzanan gerçek hikâyeler ve çarpıcı verilerle gözler önüne seriyor. Ücretsiz okul yemeği, yalnızca beslenme değil; eğitimde fırsat eşitliği, sağlık hakkı ve toplumsal eşitliğin kesiştiği bir sosyal politika aracı olarak tanımlanıyor. Türkiye’de bu hak hâlâ lütuf gibi görülürken, Brezilya’dan Finlandiya’ya başarılı modeller, evrensellik, yasal güvence ve yerel üretim entegrasyonuyla uygulanıyor.

Devlet otoritesi zayıfladığında aşiret ön plana çıkar, adeta bir devlet gibi işlev görmeye başlar ve bireyler için gerçek bir sığınak hâline gelir. Toplumun üyeleri, devletin koruyucu şemsiyesi çekildiğinde, güvenlik ve destek arayışıyla aşiretlerine yönelirler. Aşiret onlar için güvenli bir liman ve sıcak bir kucak olur. Bu durum, son on dört yılda Suriye’de devlet kurumlarının çökmesiyle birlikte çok net şekilde gözlemlendi.

Türkiye’nin Kürt meselesine yaklaşımında MİT’in oynadığı rol, modern devletlerde istihbarat kurumlarının geçirdiği evrimin bir mikrokozmosu mesabesinde. Operasyonel derinlik ekseninde şekillenen bu dönüşüm, kurumu hem masa başında hem sahada belirleyici kıldı. Böylece MİT, Türkiye’nin hem terörle mücadelesinde hem Kürt çözümünde stratejik vizyonu temsil eden merkezi bir aktöre dönüştü.

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.