Avustralya’nın kapsamlı “Akran Zorbalığını Önleme İncelemesi”, gençlerin yarısından fazlasının siber zorbalığa maruz kaldığını ve öğrencilerin dörtte birinin düzenli olarak zorbalık yaşadığını ortaya koyarken, federal hükûmetin “şikâyet geldiyse iki gün içinde harekete geçilecek” kuralı hızlı müdahale, kayıt tutma ve şeffaflığı zorunlu kılarak cezasızlık algısını dönüştürüyor.

Türkiye’nin çocuk adalet sisteminde atacağı her adım, yalnızca bir çocuğun hayatını değiştirmekle kalmayacak; aynı zamanda toplumsal uyum ve güvenliğe de stratejik bir yatırım olacak. Erken müdahale, eğitim ve meslek edindirme programları, ailelere yönelik destek mekanizmaları ve çocuklara “başka bir çocukluğun mümkün olduğu” fikrini aşılayan sosyal politikalar, Türkiye’de çocuk adaletini dönüştürmenin anahtarı olabilir.

Eğitimde eşitsizlikleri azaltmanın yolu, ilkokul çağındaki çocuklara yapılan bilinçli kamu harcamalarından geçiyor. Üstelik bu yatırımlar, yalnızca “ne kadar” harcandığıyla değil, “nasıl” ve “kimlere” harcandığıyla da anlam kazanıyor. Okula erişimden sağlıklı beslenmeye, okul sonrası destekten pedagojik yaklaşımlara kadar bütüncül, siyaset-üstü ve kapsayıcı bir sistem içinde ele alınan yatırımlar, çocukların sadece sınavlarda değil, hayatta da başarılı olmalarını sağlıyor.

Çocukların suça sürüklenmesini, bir bebekten bir katil, hırsız veya gaspçı doğmasını önlemek ve bu çocukların yeniden suça yönelmelerinin önüne geçmek, eğitimden yerel yönetime, sosyal hizmetlerden istihdam politikalarına kadar çok paydaşlı, titiz ve koordineli bir sorumluluğu gerektiriyor. Koruyucu, destekleyici ve onarıcı yaklaşımların merkezde olduğu bütüncül bir sistem kurulmadıkça, tıkır tıkır işleyen bir çocuk adalet sisteminden söz etmek mümkün değil.

2025 yılının “Aile Yılı” ilan edilmesi, refah hizmetlerinde geleneksel aile değerleriyle modern bilimsel yaklaşımları bir araya getirmek için özel bir fırsat sunuyor. Kadınların hem “anne” hem “çalışan kadın” kimliğiyle var olabildiği, 0-3 yaş arası bebeklerin güven içinde geliştiği, kadim kültürel dayanışma pratiklerini korurken aynı zamanda bilimsel standartları hayata geçiren yenilikçi modeller devreye girmeli. Avrupa ülkelerinde yaygınlaşan “ev tabanlı lisanslı bakıcı modeli”, çalışan annelerin enformel akraba veya bakıcı desteği ile kurumsal kreşler arasında bırakılmış çaresizliğine üçüncü bir yol sunabilir. Hem ev sıcaklığını hem profesyonel disiplini harmanlayan bu model, Aile Yılı’nda tartışılması gereken en önemli bakım alternatiflerinden biri olabilir.

Yakın tarihimizde ilk kez bir komite veya komisyon çatısı olmaksızın farklı partilerden milletvekilleri, siyaset üstü bir mekanizma ile bir araya gelerek çocukların farklı alanlarda yaşadığı sorunlara çözüm önerisi getirmek için bir masa etrafına toplandı ve “Çocuk Hareketi” TBMM’de ilk tanıtım toplantısını gerçekleştirdi.

Sosyal medya dedikleri, yalnızca görsel hikâyeleri değil, kimliklerimizi ve ifade biçimlerimizi de kökten değiştiriyor; çocuklar için ise bir ifade alanı olmaktan çıkıp, dikkatlerini ve benliklerini tüketen bir labirente dönüşüyor. Algoritmalar, zihinlerini beğeni ve yorum döngüleriyle sarıyor; her yeni tıklama, bitmeyen bir tatmin arayışına sürüklüyor onları. Bu döngüde yönlerini kaybederken masumiyetlerini de yitiriyorlar. Biz ise eski reflekslerimizle hareket ediyoruz; korkuyoruz ve hemen “yasak” diyoruz.

Bir Afrika atasözü der ki: Bir çocuğu büyütmek için koca bir köy gerekir. Ama bir çocuğu korumak için ayakları yere basan, çağdaş, etkin, adil ve çok güçlü bir çocuk koruma sisteminin işlemesi şarttır. Yoksa o köyün “yerel kültürü”, “normları”, “doğru bildikleri yanlışlar”, yerel dinamikler, sözde “ahlaki” değer yargıları o köydeki çocuğu büyütmek şöyle dursun öldürüp dere yatağında bir çuvala koyarak tüm hayatını noktalayabilir de…

Bilgi Üniversitesi Çocuk Çalışmaları Birimi’nin bu hafta açıkladığı ‘Çocukların İyi Olma Hali İstanbul Araştırması”, sınıfsallığın çocukları eğitimden gündelik hayata kadar birçok alanda etkilediğini verilerle ortaya koyuyor. Son yıllarda genelde ideolojik ayrışmalarımızı, kutuplaşmalarımızı konuşuyoruz. Ancak sosyoekonomik, yani sınıfsal ayrımlarımız da giderek belirginleşiyor. Kızılcık Şerbeti sezon finalinde bu konuyla ilgili çarpıcı bir bölüm vardı. Nursema ve Umut; […]

Harun’un çocuk olarak yaşamasına izin verilmedi. Emek sömürüsü, cezasızlık iklimi ve denetimsizlik galip geldi. Üç saat önce üzerine çöken bir asansör sonucu can veren çocuğun yokluğunu, bu zalim dünya, saatlerce umursamadı. “Neyin eşitlik, neyinse eşitsizlik içerdiği konusu eksik bırakılmamalı.  Çünkü siyasetin açmazını ve felsefesini ilgilendiren bir meseledir bu.”  Aristoteles, Politika  Harun Yıldız… 13 yaşında… Çocuk… […]

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.