Komisyonun önerdiği esas olarak bir silahsızlandırma ve entegrasyon yasasının çıkarılması. Başından beri duyurulduğu için sürpriz olmamakla beraber bu öneri “kök sebepler” denilerek işaret edilen Kürt meselesini, 50 sene süren silahlı faaliyetin ana sebebi olarak Kürt meselesinin çözümünü dışarıda bırakan bir çerçeve çiziyor.

Başından beri bu Komisyon’un sırtına iki vazife yüklenmişti: Birincisi, PKK’nin silah bırakmasının hukuki çerçevesini hazırlamak ve bu sürecin temel ilkelerini belirlemekti. İkincisi de, Türkiye’nin acil çözüm bekleyen hukuki ve siyasi sorunlarına ilişkin bir demokratikleşme perspektifi geliştirmek ve bu perspektifi Meclis’in ve iktidarın önüne koymaktı. Rapor, Komisyon’un bu iki görevini de yerine getirdiğini gösteriyor.

Diasporanın Türkiye merkezli siyasal süreçlere verdiği tepkiler yalnızca ideolojik tercihlerle değil, uzun yıllara yayılan travma, konum kaybı korkusu veya temsil ilişkileriyle şekillenmekte, Almanya’daki Kürt diasporasında süreç; umut, ihtiyat, travma ve radikalleşme eksenlerinde muhtelif yaklaşımlar üretmektedir.

Kürt sorunu yakın zamanda bir kez daha hüviyet değiştirmiş görünüyor ve lakin ortada yaşanan değişikliğin büyüklüğüne denk düşecek kıymette bir siyasi ve entelektüel çaba yok.

Avrupa’daki Türk milliyetçiliği, yalnızca örgütsel bir yapı değil, Türkiye’deki siyasi gelişmelerin gölgesinde kendi özgün karakterini oluşturan karmaşık bir sosyal dokuyu temsil ediyor. Terörsüz Türkiye süreci ise Avrupa’daki milliyetçi diaspora camiasında büyük ölçüde sessizlikle karşılanıyor. Sürece dair görüşler, “mütereddit”, “muhalif” ve “sadık” suskunlar olarak üç ana grupta kendini gösteriyor.

Kürt sorununun neredeyse 50 yıl sonra geldiği bu evrede “barış” kavramı, sürecin hiçbir tarafı için silahlara veda ile sınırlı kalamaz. Konu dünyadaki çatışma çözümü deneyimlerinden bu yönüyle büyük ölçüde farklılaşıyor. “Silah bırakma/terörü bitirme” ekseni ile çerçevelenmiş bir yaklaşım, Kürt sorununun çözümünün yürütücü aktörleri için toplumsal rıza yaratma inşasında bir anlatım kolaylığı sağlasa konunun çok katmanlı ana özüne temas için yetersiz kalacaktır.

Çözüm süreci, Türkiye gündemdeki en önemli meselesinden biri olmaya devam ediyor ama herkes bu sürece bambaşka pencerelerden bakıyor. Süreç, dünyadaki diğer çatışma çözümlerinden farklı, kendine has bir tarzla yürüyor. Belki de dünya literatürüne yeni bir çözüm yöntemini sokmuş olur Kürtler ile Türkler, belli mi olur.

Süreçte bir gecikme ve mütekabiliyet sorunu var. Kürt hareketine nazaran devlet geç ve küçük adımlarla hareket ediyor. Buna iyimser bakıp ‘Cüsseleri ve alışkanlıkları devletleri küçük ve ağır adımlar atmaya sevk eder’ diye düşünmek mümkün tabii ki. Ama galiba sorun bundan öte.

Bu ve benzeri süreçler literatürde “negatif barış” ve “pozitif barış” olarak ayrıştırılır. Negatif barış, şiddetin, terörün sona ermesidir. Pozitif barış ise şiddet, çatışma, teröre sebebiyet veren kök sebeplerin ortadan kaldırılması, toplumsal barışın kalıcı bir şekilde tesis edilmesidir. Her iki süreç için de ayrı ayrı toplumsal rızaya ihtiyaç duyulacağı açıktır. Sürecin ihtiyacı olan yasal çalışmalara desteğin sağlanması toplumsal destek ile güven arasındaki açı farkının kapatılması ile mümkündür.

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.