Trump’ın gümrük vergilerini geri çekmesi kimseyi rehavete sürüklememeli. Avrupa Birliği, Kanada ve Japonya’nın yanı sıra kendisi gibi düşünen diğer ülkelerle güçlerini birleştirmeli.
Trump’ın gümrük vergilerini geri çekmesi kimseyi rehavete sürüklememeli. Avrupa Birliği, Kanada ve Japonya’nın yanı sıra kendisi gibi düşünen diğer ülkelerle güçlerini birleştirmeli.
Bir geçiş sürecinde değil, bir kopuşun ortasındayız. Olan bitenin farkındayız ve buna göre hareket etmeye kararlıyız. Kopuşun yalnızca uyumdan fazlasını gerektirdiğini biliyoruz. Bu, dünyayı olduğu haliyle, dürüstçe kabul etmeyi gerektiriyor. Biz tabelayı vitrinden indiriyoruz. Ama bu kırılmadan, daha büyük, daha iyi, daha güçlü ve daha adil bir şey inşa edebiliriz. Bu, orta ölçekli güçlerin görevidir.
Latin Amerika ve Karayipler 660 milyondan fazla insana ev sahipliği yapmaktadır. Amerikan güçleri daha önce de bölgeye müdahale ettiyse de 200 yılı aşkın bağımsız tarihinde Güney Amerika ilk kez ABD’nin doğrudan askeri saldırısına uğramıştır. Hegemonik çabalara boyun eğmeyeceğiz. Bize uyan tek doktrin müreffeh, barışçıl ve çoğulcu bir bölge inşa etmektir”
Karayazıcı Abdülhalim ile Donald Trump’ı aynı düzleme koymak anakronik bir özdeşlik kurmak değildir. Bu özdeşleştirme iktidarın hukukla bağını kopardığı anlarda ortaya çıkan ortak refleksi görünür kılar. Biri atların arpası için köylünün sakalından bir kıl koparır, diğeri küresel ticaret için tarifelerle devletlerin bütçesinden “küçük” ama sürekli paylar alır. Mantık aynıdır: Düzene, normlara sırtını dönen güç, evvelemir tahsil eder.
“America First” bir Trump sloganı olsa da, dünyanın herhangi bir ülkesinde benzer sloganları atan siyasetçiler görebiliriz ve bu siyasetçiler gittikçe güçleniyorlar. Diğerkam ve adil bir dünya düzeni yönünde bir arayışın pek de mümkün olmadığını söyleyebiliriz, herkesin kısa vadeli çıkarlarına odaklandığı bir ortamda bu tür uzun vadeli bakış açısını taşımaya çalışmak pek de rasyonel bir tercih olmaz.
Trump dış politikası realizmin kaba ve indirgemeci bir taklidi görüntüsü verir durumda. Açık olmalı ki, sadece liberal kurumsalcılığa karşı olmak, bunun nişanesi olarak 66 uluslararası kuruluşun üyeliğinden çekilmek bir dış politika seçimleri kümesini realist yapmaya yetmez.
Ortadoğu’dan Asya-Pasifik’e, Avrupa’dan Latin Amerika’ya uzanan geniş jeopolitik yelpazede uluslararası sistem, aynı anda birçok krizin iç içe geçtiği bir “birleşik türbülans” döneminden geçerken; Washington’un küresel ölçekte çoklu cephelere yayılmış, ekonomik ve askeri zeminlerde baskıcı ve öngörülemez bir angajman tarzını ortaya koyuyor. Bu tablo, dünya siyasetinde tekil krizlerin değil, birbirini tetikleyen bölgesel kırılmaların egemen olduğu bir döneme kapı aralıyor.
Trump’ın yeniden başkan seçilmesinin ardından yeni bir hayat arayışıyla ülkeden ayrılan Amerikalıların sayısı artıyor görünüyor. Hollanda bu arayış için bir çıkış yolu sunuyor.
Avrupa’da genel kanı, Brüksel’in sadece iki seçeneği olduğu yönünde: Washington ile bir ticaret anlaşması müzakere etmek veya ABD’ye misilleme yapmak. Üçüncü ve daha iyi sayılabilecek diğer bir seçenekse göz ardı ediliyor: Trump’ın tehditlerini umursamamak.
Donald Trump, ABD’yi ve dünyayı kendi anlayışı ile yeniden dizayn ederek, birinci başkanlık döneminde özellikle Çin’e karşı gümrük cezaları ile başlattığı “ticaret savaşları”nı küresel karaktere büründürüyor. Ancak üretici güçlerin gelişmesinin küresel planda gelmiş olduğu seviyeden geri dönüş imkânsızdır. Tarihte politik düzeyde geçici “geri dönüşler” olmuştur; ama ekonomik alanda ulaşılmış bir seviyeden geri dönmek öyle kolay değildir, olması durumunda bunun çok ağır sonuçları vardır.