Yurt Dışına Burslu Giden 1416’lıklar Nasıl Dönüyor?

Artık günümüzde Fulbright tesiri yok, çünkü “yerli Fulbrightler”, UNICEF’ler, Erasmus’tan gelen “yerli”ler var. Acaba bu imkânları kullanıp memlekete faydası olanların sayısı nedir, takip ediliyor mu?

yurt dışı bursu

Talim ve Terbiye Kurulu Üyesi olarak görev yaptığım dönemde iki kere “Ecnebi Memleketlere Gönderilecek Talebe Kanunu”na uygun öğrenci seçmek için teşkil edilen komisyona çağrıldım. Kamuoyunda 1416’lıklar olarak bilinen bu uygulamaya göre öğrenciler burslu şekilde yurtdışına gönderiliyor, yüksek lisans, doktora eğitimi aldıklarından dönüşte mecburi hizmetle yükümlü oluyorlar. Yükseköğrenim Kurulu dahil, kamu kuruluşları ve Millî Eğitim Bakanlığı, memleketin zeki, çalışkan, hizmet etmek isteyen gençlerine böyle imkan ve fırsatlar sunuyor. Bu dönemde, Millî Eğitim Bakanlığı adına İngiltere başta olmak üzere Avrupa’ya ve ABD’ye gönderilen, Türk Dili ve Edebiyatı branşından öğrencilere danışmanlıkla da görevlendirildim. 

 

Bahse konu kanuna göre ecnebi memleketlere talebe gönderme komisyonuna görevlendirildiğimi öğrenince aklıma merhume Samiha Ayverdi’nin 1977’de yazdığı bir makale geldi. Toplantılara bu makaleyi tekrar okuyarak gittim. Ayverdi, Fatih Sultan Mehmed’in Ali Kuşci’yi, her konak başı için üç bin flori bedel vererek İstanbul’a getirip Ayasofya Medresesi’ne müderris tâyin etmesinden bahsediyordu. “Fatih, dünyanın neresinde bir âlim varsa onları İstanbul’a getirmiş, imkanları önlerine sermiş ve o büyük medeniyet böyle vücut bulmuştur” diyordu. 

 

Şimdi ise Avrupa’ya biz gönderiyoruz öğrencileri. Üste para vererek. 

 

Ayverdi, yukarıda söylediklerine şunları da ilave ediyordu: “Bugün, teknikte, idare, siyâset ve iktisatta üstünlük kazanmış devletler, bir zamanlar Osmanlı Devleti’nin yapmış olduğu gibi, Türk gençliğine göz koymakta, el sallamakta hatta kur yapmaktadır.”

 

Batı’nın Türk gençlerine niye kur yaptığını anlamak için Batı’da, ABD’de özel olarak sosyoloji, din, tarih alanlarında doktora yapanların konularına bakmak gerekir. İngiltere’de, Amerika’da doktora yapan bir Türk öğrenci Türkiye’de heteredoksi, azınlıklar, etnik kültürler ve diller gibi konuları niye seçer? Batı, bunları onlardan niye ister?

 

Devlet kurumları, beyin ihraç etmenin kendisi için iflâsa doğru atılmış bir adım olduğunu göz önünde tutmak zorundadır artık. Hâlbuki bu konuda bir uyanıklık şöyle dursun, gaflet içinde ve bol keseden tutulmuş bir hovardalığın acı neticeleri ile karşı karşıya bulunmaktayız. Bu hesapsız ve körleme gidişin zararları elle tutulmasa da gözlerden uzak olmayan gerçekler, şiddetle aleyhimize ağır basmaktadır.

 

Türkiye, 1416 sayılı kanunla yurt dışına öğrenci göndermeden de yerli kalmış ve  millî olabilme şartlarının icapları içinde yetişmiş bir gençlik kitlesinden hemen hemen mahrum idi. Aydınları parmakla gösterilecek kadar az, aydın özentisi ile yetişmişler ise dağa taşa sığmayacak kadar çoktu. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde, İstanbul Darulfünûnu’nda en etkin hocalar yurt dışından getirilmişti. Yurt dışına gönderilecek öğrenciler de onlardan referans alıyordu. Seçilenler de “Bizim ölçümüze göre millî bir idrak ve haysiyet seviyesine varmış mı” demeden, yabancı ülkelerin kültür ve medeniyet çarkı içine  atılıyor, gidenler bu çarkların dişleri arasında öğütülüp o solüsyonun içinde bir damla hâline geliyordu.

 

ABD’ye, Avrupa’ya, bilgi üstüne bilgi katmaya giden Türk genci, kendi târihini, dilini, bin yıldır kendisi ile et-tırnak olmuş dînini öğrenmişlerden seçilmiyordu, zaten böyle bir gençlik de yok denecek kadar az idi. Akıl almaz, idrâke ve hesaba gelmez bir yıkım politikası ile bütün bu mânevi silâhları elinden alınmış masum Türk gençleri, aileden ve cemiyetten götürebildikleri şifahî ve perakende değerleri de girdikleri çarkın dişleri arasında kısa zamanda kaybedip, memlekete bir yabancı, hatta sahte aydın olarak döndüler, dönüyorlar veya hiç dönmeyenler de var. Onu, bu yâd ellere “korumasız” salan mes’ul makamlar ise, memleketin neler kaybettiğini ve etmekte olduğunu takdirden âciz ve gafil.

 

Öğrencileri karşımda tartarken aklımda hep bu düşünceler vardı.

 

Bu memleketin toprağı, suyu ve maddî imkânları ile boyanmış gençleri, bir târih, dil, din ve görenekler zırhının içinde sağlama almadan, yabancı ülkelerin koynuna atmak, acaba memleketin yararına mıdır, zararına mıdır? Zira, gidenlerin çoğunun dönmediği, dönenlerin de çoğundan hayır gelmediği, fikir dağarcıklarında getirip kendi vatanlarında tutmayacak aşılar vurmaları sadece içtimai yara değil, bir siyasi dava ve tuzak olmak noktasına gelmiştir.

 

Zamanın MEB Müsteşarı Yusuf Tekin, 1416’lıklarla ilgili toplantıda bu sınava katıldığını fakat siyasi sebeplerle kazandırılmadığını söyledi. Biz, en azından ben, siyasi referans aramadım, kabul etmedim. Branşında yeterli mi, nasıl bir kültür donanımı ile gidiyor, ona baktım. Mülakat  seçici kurulda bakanlık üst düzey yöneticilerinden temsilciler olduğu gibi akademisyenler ve ilgili branşlardan yetkin kişiler de vardı. Mümkün olduğunca adaletli, ülkenin kaynaklarını doğru kişilerin yetişmesinde kullanmaya gayret ettik (ettim.) Lisede üç yıl dersine girdiğim öğrenci dâhil olmak üzere, hak etmediğine kanaat ettiğim öğrencilere milletin emanetini teslim etmedim. Bu vesileyle gördüm ki hukuk, siyasal bilgiler fakültelerinden mezun olmuş, hukuk bürosu açmış, noter, avukat olarak çalışan nice adayların gayet boş, o kadar ki branşındaki temel eserleri, kavramları, kişi ve olayları bilmediklerini gördüm ve çok üzüldüm. 

 

Hangi sorunları sorduğumu söylemeyeceğim. “Noter nedir, bir kısaltma mı yoksa bir kelime mi”, “Mecelle nedir”, “Dreyfus Davası diye bir şey duydun mu”, “Suç ve Ceza romanı ne anlatıyor”, “Neden ‘Berlin’de hakimler var’ denmiş” soruları da dâhil, branşıyla ilgili bir şey bilmeyen hukuk mezunu kişilere sorduğum soruları niye söyleyeyim. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun bir hukukçuya “Ebulula Mardin ismini duydun mu” diye sordum “Evet, fakültemizde bir anfi ismi” dedi. O ismin anfiye niçin verilmiş olduğuna dair hiçbir fikri yoktu.

 

Benim üzerinde durmak istediğim esas konu (branşım açısından) Millî Eğitim Bakanlığı adına yurt dışına giden, edebiyat, dil bilimi, anlam bilimi, dil bilgisi, yazma kültürü, Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi, iki dillilere ve yabancı ülkelerdeki çocuklara Türkçe öğretimi gibi konularda rehberlik ettiğim öğrencilerden ve diğer branşlardan ne kadar faydalandığımız hususudur.  Diyoruz ki, kamu, kendi adına milletin parasıyla ecnebi memleketlere gönderdiği bu uzmanlardan gerçekten hakkıyla faydalanıyor mu? Uzmanlığa, yetkinliğe değer veriyor mu? Mesela Millî Eğitim Bakanlığı, Maarif Modeli müfredatın yapımında bu kişilerden ne kadar faydalandı, bu ihtisas sahiplerini işe ne kadar dahil etti? 

 

Meselenin diğer yönü  daha elzem ve can yakıcı. O da ecnebi memleketlere gönderdiklerimizin kaçta kaçı ecnebi olmadan, ecnebi hayranı olmadan geliyor? Kaçta kaçı ilk fırsatta yurt dışına kaçıyor? Milletin parasıyla okuyan gençleri beyin göçü ile kaybediyor muyuz? 

 

Burada üzerinde durulması gereken diğer bir konu yurt dışında bilgi ve görgüsünü artıran bu gençlerin bilgilerini millî değerlerin süzgecinden geçirdikten sonra kullanıp kullanmamalarıdır. Artık günümüzde Fulbright tesiri yok çünkü “yerli Fulbrightler”, UNICEF’ler, Erasmus’tan gelen “yerli”ler var. Acaba Ak Parti iktidarı döneminde bu imkânları kullanıp memlekete faydası olanların sayısı nedir, bunlar takip ediliyor mu?

 

Son yıllarda, özellikle tıp ve mühendislik alanında yetiştirdiğimiz uzmanların, memleketteki ücretleri yetersiz buldukları ve çalışma şartlarını beğenmedikleri için yurt dışına kaçtıkları söyleniyor. Yurt dışına sadece maddi imkânlar için giden, ülkesine hizmet etmeyi birinci plana almayanların arasında ne kadar 1416’lık var acaba? 

 

Görüldüğü  gibi bu gibi önemli meseleler gündeme hiç gelmiyor. 

 

Sözü Samiha Ayverdi’nin söyledikleriyle bağlantı kurarak bitirelim. Türkiye, eğer medeniyet yolunda bir atılım yapacaksa bu sadece dışarıya öğrenci göndermekle olmayacak, Fatih’in yaptığı gibi dışarıdan, branşında en yetkin ilim adamlarını da ülkenin hizmetine katmakla olacaktır.  

 

Sormadan geçmeyelim. Böyle bir irade var mı böyle bir ihtiyaç hissediyor muyuz?

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.