Bölgesel İstikrarın Unutulan Halkası: Gözden Irak, Gönülden Irak Olmasın
Irak, 2003’teki işgalden bu yana ABD ve bölgesel güçlerin ajandasında bir ara alan. Gelinen noktada Irak, sadece başkalarının hesaplarının kesiştiği bir ülke olmayı sürdürdükçe istikrar üretemez. Irak’ın “gözden ırak tutulmasının” bedelini sadece Bağdat değil, tüm bölge öder.
Irak, 2003’teki işgalden bu yana ABD ve bölgesel güçlerin ajandasında bir ara alan. Krizler çıktığında veya dengeler değişirken hatırlanan bu ülke, tam da bugünlerde yeniden kadraja alınması gerekiyor. Spot ışıkları Suriye’de yaşanan hızlı gelişmelere ve İran’a yönelik savaşın ikinci raunduna dönmüşken, Irak’ta bütün iç ve bölgesel dinamikleri altüst edecek bir durum yaşanıyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın karşı çıkışıyla gündeme oturan Nuri el-Maliki’nin başbakanlık adaylığı, ülkenin dış müdahaleye ne kadar açık olduğunu gösterdiği gibi Washington’ın yeni bölge tahayyülünde arzu ettiği prototipe dair de ipucu verdi. Zira Irak’ın istikrarı, yalnızca Bağdat’ın değil, Ortadoğu’nun tamamını doğrudan etkileyen stratejik bir mesele.
Trump’ın, Irak’ı siyasi tercihleri konusunda sertçe uyarması, Maliki’yi dış baskıya karşı direnişin sembolü haline getirme riski taşıyor. Uyarıya pek çok Iraklı aktörün tepki vermesiyle birlikte, bu tür müdahalelerin Maliki’nin konumunu zayıflatmak yerine meşruiyetini pekiştirebileceği de anlaşıldı. Irak’ta başlayan bir gerginlik bölgede pek çok dinamiği meşgul edecek potansiyel taşıyor. Gerginliğin, hem Ankara’nın çözüm sürecini hem de yeni Suriye’yi etkileyecek ve İran’ın bölgede gerilmesini tersine çevirebilecek mahiyeti var. Bu anlamda Trump’a rağmen bütün tarafların rasyonel kalması bir zorunluluk.
Müdahale etmemek ya da etmemek, bütün mesele bu
Perspektif’te yayınlanan “Irak Siyasetinde Eski Aktör, Eski Kriz: Maliki Yeniden Gündemde” başlıklı son yazımda “Maliki, ABD için sınırları bilinen, refleksleri öngörülebilir ve kriz anlarında kontrol dışına çıkmayan ‘tanıdık’ bir figür. Yeni durumda çok zor görünse de Washington, Irak’ta gerçek bir siyasal dönüşümün maliyetini üstlenmek yerine, sistemin ürettiği sorunlu figürlerle çalışmayı tercih edebilir. Bu ihtimalde ABD’nin istikrardan ziyade, yönetilebilir bir kırılganlığı tercih etmesi Irak için felaket İran için zafer olur.” demiştim. Gerçekten de uzun yıllardır ABD’nin Irak’a yaklaşımı, “yönetilebilir kırılganlık” olarak tanımlanabilecek bir denge üzerine kurulu. Ne tam bir devlet kapasitesi inşa edildi ne de ülkenin çökmesine izin verildi. Mezhepsel ve etnik dengeler gözetilirken merkezi otorite zayıf bırakıldı ama tamamen işlevsiz hale gelmesi de engellendi. Bu yaklaşımın temel amacı, Irak’ın, İran’ın kontrolüne tamamen girmesini önlemek ve Washington için düşük maliyet üretmekti. Ancak Washington’ın başbakanlık konusunda müdahaleyi bu kez kapalı kapılar ardında değil, kamuoyunun gözü önünde yapması, kırılganlığa dahi imkân vermeyecek bir siyasete geçişinin göstergesi.
2006-2014 arasında iki dönem başbakanlık yapan Maliki, kurumsal çöküş, mezhebi kutuplaşma ve sivil-askeri yapıların birbirine geçtiği bir dönemi temsil ediyor. Ancak Trump’ın “Maliki, en son iktidarda olduğu dönemde, ülke yoksulluğa ve tam bir kaosa sürüklenmişti. Bunun tekrar olmasına izin verilmemelidir” ifadeleri Maliki karşıtlarının dahi tepkilerine yol açtı. Egemenlik her ülkede olduğu gibi Irak’ta da siyasetin kutsalı. Ancak Trump’ın Irak’ta kaba güç gösterileriyle sonuç dayatma çabası yeni değil. Ocak 2020’de İran’ın Kudüs Güçleri Komutanı Kasım Süleymani ile Iraklı milis güçlerin çatı yapılanması Haşdi Şaabi’nin lideri Ebu Mehdi el-Mühendis’in Bağdat’ta suikast emrini vererek Tahran’ın vekil güç stratejisinin çöküşünün fitilini ateşlemişti.
Washington’ın, bir yandan Irak’ta İran nüfuzuna karşı durma, demokratik süreçler ve yerel uzlaşı vurgusu yaparken, diğer yandan lider profilleri üzerinden doğrudan veto mekanizmaları işletmekten geri durmaması büyük çelişki. Ancak öngörülemezliğiyle bilinen Trump görevdeyken Maliki’nin yeniden başbakanlık koltuğuna oturmasının da riski hesap edilmeli. Bu tutum, Maliki’nin şahsından bağımsız okunmalı. ABD son dönemde bölgede İran etkisini sınırlamak adına daha doğrudan, daha kısa vadeli ve daha sert müdahaleler devreye sokuyor. Bu açıdan ABD, Irak’ta siyasi sürecin sağlığıyla değil, sonucun kendi bölgesel öncelikleriyle uyumlu olup olmadığıyla ilgileniyor. Bu da Irak’ı bir kez daha, kendi siyasal dinamikleriyle değil, dış aktörlerin kaygılarıyla şekillenen kırılgan bir yapıya dönüştürüyor.
Yeni Jeopolitik Dayatıyor
Ekim 2023’ten bu yanan bölgesel jeopolitik ciddi bir dönüşümden geçiyor. İran, ekonomik yaptırımlar, artan iç baskılar ve vekil ağlarını sürdürmenin ağır maliyetinin etkisiyle bölgede giderek zayıflıyor. Aynı anda Suriye’de Esed rejiminin çöküşüyle uzun bir aradan sonra Sünni siyasetin yeniden görünür ve etkili hale geldiği bir tablo oluşuyor. Aslında İran’ın yerini, Türkiye-Suriye-Körfez temelli teritoryal bir Sünni kuşak alıyor.
Suriye’de Sünni siyasi aktörlerin yönetime gelmesi, Irak’ı doğrudan ilgilendiren bir gelişme. Zira Irak, yalnızca Şii-Sünni dengesi açısından değil; Arap dünyası ile İran arasındaki stratejik geçiş alanı olması hasebiyle de kilit bir ülke. Suriye’deki yeni dengenin, Irak’ta daha kapsayıcı bir siyasal düzenin inşasını zorlaması beklenirdi. Ancak Sünni jeopolitiğin güçlenmesi, Irak’ta siyasi Şiiliğin sembolü olan Maliki gibi aktörlerin yeniden gündeme gelmesini kolaylaştırıyor gibi görünüyor. Bu durum, Irak’ta mezhepsel fay hatlarını yeniden üreten bir düzene yakın olunduğunun da göstergesi. Bu ise sadece Irak’ın iç barışını değil; Suriye’den Körfez’e ve Türkiye’ye uzanan geniş bir coğrafyanın istikrarını riske atabilir.
Bölgesel dönüşümün öznesi değil, nesnesi olan Irak makul bir tercihe yönelmek zorunda. Şii yönetime sahip ve İran’ın nüfuzundaki Irak, yeni bölgesel gerçekliğe adapte olmalı. Hatta aktör olmanın yolunu aramalı. Bu gerçekliğe karşı İran’ın yanında saf tutmak çöküş demek. Bu anlamda “Türkiye ve İsrail’in bölgeyi karıştırdığını” söyleyen ve Suriye’de Ahmed Şara yönetimini kabullenmeyen bir aktörün Irak’ta dümene geçmesi bölgenin ve ABD’nin yeni jeopolitik tahayyülüne uygun değil. Irak’ın, mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani gibi istikrar ve kalkınma odaklı, komşularla sorun üretmeyen ve uzlaşıdan yana bir figüre ihtiyacı var. Bu açıdan Trump’ın müdahalesi yöntem açısından eleştiriyi hak etse de makul sonuç üretme ihtimaliyle hayırlı olabilir. Irak, İran yörüngesinden kurtulamadığı sürece bölgesel entegrasyon çok zor ve Maliki bunun için ideal bir aktör değil.
Irak Neden Vazgeçilemez?
Bu yazının başlığını, Maliki’nin Irak ve bölge için neyi temsil ettiğini ele aldığım son yazıma dair yorumda bulunan bir meslek büyüğüm önerdi. Bölgede yaşanan her gelişmenin Irak’ı göbekten kesmesi, bölgesel istikrar açısından hayati. Irak, İran’ın Arap dünyasına açılan kapısı, Körfez güvenliğinin kara bağlantısı, Suriye’nin yeniden inşasında kilit geçiş ülkesi ve Türkiye’nin güney güvenliği açısından stratejik bir denge unsuru. Yani Irak’ın istikrarsızlığı bölgesel bir bulaşıcı etki yaratıyor. Bu nedenle Irak’ı göz hizasında tutmak gerekiyor.
Gelinen noktada Irak, sadece başkalarının hesaplarının kesiştiği bir alan olmayı sürdürdükçe istikrar üretemez. Aynı şekilde bölge ülkeleri ve ABD de Irak’ı kısa vadeli dengeleme aracı olarak gördükleri sürece, bölgesel kırılganlık derinleşir. Irak için öncelikli mesele, dış müdahalelerin tamamen ortadan kaldırılması değil bu müdahaleleri siyaseten etkisizleştirecek bir iç denge kurabilmek. Bu da üç temele dayanıyor: Birincisi, hükümet kurma süreçlerinin dış veto mekanizmalarına açık olmaktan çıkarılması. Siyasi meşruiyet, dış aktörlerin onayına değil; kapsayıcı, mezhepler üstü ve kurumsal uzlaşıya dayanmalı. Bu, sistemi kişilere bağımlı olmaktan kurtarmayı gerektirir. İkincisi, Irak’ın İran ile ilişkisini koparmak değil; asimetrik bağımlılığı azaltma hedefi. Tahran’la ilişki, güvenlik ve ekonomi alanlarında çeşitlendirilirken, Bağdat’ın karar alma kapasitesi korunmalı. İran’la mesafe, ABD adına değil; Irak’ın kendi egemenliği adına konulmalı. Üçüncüsü, Suriye’de değişen dengeler karşısında Irak, mezhepsel reflekslerle değil, bölgesel dengeleyici aktör rolüyle hareket etmeli.
Bölge ülkeleri açısından Irak, bir nüfuz alanı değil; istikrar çarpanı olarak görülmeli. Türkiye, Körfez ülkeleri ve Arap dünyası, Irak’ı İran’la rekabetin yan ürünü olarak ele almak yerine, Bağdat’ın kurumsal kapasitesini güçlendirecek uzun vadeli iş birliklerine odaklanmalı. Ekonomik entegrasyon, enerji hatları, ticaret koridorları ve güvenlik koordinasyonu, Irak’ta iç siyaseti zayıflatan değil; devlet kapasitesini güçlendiren araçlar olarak kullanılmalı. Bu anlamda Ankara ile Bağdat’ın liderliğindeki Kalkınma Yolu projesine ehemmiyet Irak’ta aynı zamanda ekonomik ve güvenliği sürdürülebilir kılmak anlamına geliyor. Bölge ülkeleri için asıl sınav, Irak’ta devlet ve toplum uyumunu güçlendirmeye destekten geçiyor.
ABD’nin Irak politikasında en acil ihtiyaç ise İran’ı sınırlama hedefi ile Irak’ı güçlendirme hedefini birbirine rakip değil, tamamlayıcı olarak tanımlamak. Günlük siyasete müdahale, lider profilleri üzerinden yürütülen veto politikaları ve kısa vadeli dengeleme refleksleri, Irak’ta meşruiyet kaybını derinleştiriyor. ABD, Irak’ta kimin başbakan olacağından çok, kurumların güçlendirilmesine odaklanmalı. Ayrıca, Trump özelinde çok zor olsa da devlet onuru dikkate alınmalı. Aksi halde İran etkisini sınırlamak adına atılan her adım, Irak’ı daha kırılgan hale getirecek ve bu kırılganlık yeniden Washington’un önüne kriz olarak dönecek. Özetle, Irak uzaklaştırmanın bedelini sadece Bağdat değil, tüm bölge öder.
MEHMET ALACA