Adalet Yerine İstikrarı Seçmenin Ahlaki Bedeli

Demokratlar sırf birlik sağlama uğruna aşırı sağcı, şovenist Proud Boys’la çalışmayı savunur mu veya onlara masada bir yer teklif eder mi? Bu sorunun yanıtı hayırsa, neden Hizbullah karşıtı Lübnanlıların, Esad muhalifi Suriyelilerin veya Taliban karşıtı Afganların bugün Amerikalıların talep ettiği aynı adalet ve hesap verebilirlik standartlarına sahip olmak yerine tavizde bulunması ya da iktidarı paylaşması beklensin?

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Nancy Pelosi’ye Donald Trump artık başkan olmadığına göre hakkında ikinci azil davasına “Neden gerek duyuldu?” diye sorulduğunda, Temsilciler Meclisi Başkanı’nın yanıtı “Adaleti sağlamadan ilerleyemezsiniz” oldu.

 

Bu, Amerikalıların 6 Ocak Kongre Binası baskınından sonra şahsi olarak ve derinden kavradıkları, basit ama güçlü bir ifade. Trump aklanmış olabilir ancak yine de, Kongre Binası baskınını gerçekleştirenlerin yargılanması yoluyla, hesap verebilirlik sağlanmaya çalışılıyor ve Amerikalıların yüzde 69’u bu soruşturmaları “oldukça önemli” buluyor.

 

Bu konuda, şüpheyle ya da şakayla, diğer ülkelerle pejoratif karşılaştırmalar yapıldı ve hatta bir analist, Cumhuriyetçilerin Lübnan Hizbullahı’na dönüşüp dönüşmediğini sorguladı: “Silahlı bir kanadı da olan bir siyasi parti, şiddet yoluyla diğer siyasi aktörlere baskı uyguluyor.” Amerikalılar, zararı gözden geçirmeye ve ülkede demokratik normların süregiden erezyonu için kaygılanmaya ara verdiklerinde, Amerika dışındaki ülkelerin 6 Ocak olaylarından ne gibi dersler çıkardığını anlamaya da zaman ayırmalılar.

 

Önceden tasavvur dahi edemeyecekleri bir tecrübe yani Washington D.C’de gözleri önünde gerçekleşen bir darbe girişimini izleme deneyimi, Amerikalıların herhangi bir yerde demokrasinin kırılganlığı ve daha da önemlisi her yerdeki hesap verebilirlik sağlama arayışı anlayışına ne kazandırdı? Amerika adalet sağlanana kadar ilerleme kaydedemiyorsa, diğer ülkeler bunu yapabilir mi? “İlerlemek” adına hesap verebilirliği baypas etmek, deniz aşırı ülkelerde istikrar adına tavizde bulunmanın ne adalet ne de istikrar sağlamaya yaramadığı gibi, Birleşik Devletler’de de amacına ulaşamayacak ve zaten ulaşmamalı da.

 

ABD’deki ilerlemeciler, ülkelerine bir ayna tutup Amerika’nın zaaflarını vurgulayarak, sıklıkla Amerika’nın deniz aşırı ülkelerde tevazusunu koruma hilesi ve emperyalizmi ile ilgili uyarıda bulunuyorlar. Amerikan gücünün olumsuz sonuçlarına maruz kalan yerlerde yaşamı idame ettirmenin neye benzediğini anlamak için ABD’ye dışardan bakıyorlar. Bu yaklaşım, Cumhuriyetçilerin şu abartılı “Ya bizdensin ya bize karşı” yaklaşımından, ABD’nin Orta Doğu’da zorbalık yaparken buralara demokrasi götürme çabalarından ya da İran’a yönelik Trumpçı kontrolsüz maksimum baskı kampanyasından sonra hoş bir değişim olabilir.

 

 

Beyrut’ta yaşayan biri Trumpizmin ve onun Yeniden Büyük Amerika’sının gerçek Amerika’yı temsil ettiğini öne sürebilir. Peki, Demokratlar sırf birlik sağlama uğruna aşırı sağcı, şovenist Proud Boys’la çalışmayı savunur mu veya onlara masada bir yer teklif eder mi? Bu sorunun yanıtı hayırsa, neden Hizbullah karşıtı Lübnanlıların, Esad muhalifi Suriyelilerin veya Taliban karşıtı Afganların bugün Amerikalıların talep ettiği aynı adalet ve hesap verebilirlik standartlarına sahip olmak yerine tavizde bulunması ya da iktidarı paylaşması beklensin?

 

Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Birleşik Devletler’in demokrasi ve insan hakları hakkında konuşma ehliyetinin darbe girişimi neticesinde zarar gördüğünü kabul etti, yine de Amerika’nın kendi kusurları ve sorunlarıyla açık açık yüzleşmeye gönüllü olması nedeniyle hala örnek gösterilebileceğinde ısrar etmekte. Doğrusunu söylemek gerekirse, Başkan Joe Biden’ın yemin töreni görkemli ve güven tazeleyiciydi. Kongre Binası’na saldıran güruhtan 280 kadar kişi tutuklandı ve isyana teşvik suçu da dahil olmak üzere çeşitli suçlardan yargılanıyorlar. Azil davası bir hükümle sonuçlanmamış olsa da, dünyanın izlemesi için canlı olarak da yayınlanan yargı süreci güçlü bir beyandı ve Financial Times’ın yazdığı gibi “cumhuriyetin itibarını biraz onardı.”

 

Biden yemin töreninde görevi devralırken yaptığı konuşmada birlik çağrısında bulundu ama detaylandırmadı (ve Trump’ın azli konusunda önemli ölçüde sessiz kaldı). Cumhuriyetçilerin birçoğu ülkeyi birleştirmenin en iyi yolunun hızlı bir biçimde yola devam etmek olduğunu öne sürerken, Demokratlar soruşturma ve kovuşturma, diğer bir ifadeyle hesap verebilirlik ilkesinin sağlanmasını ve sonuçlanmasını talep ettiler.

 

Hesap Verebilirlik Arayışı Deniz Aşırı Ülkelere Nasıl Uygulanır?

 

Benim ülkeme, son 18 ayda mali ve ekonomik bir krizle çöken Lübnan’a bakın. Ülkenin para birimi çöktü, yiyecek fiyatları hızla arttı (yüzde 400 arttığı oldu) ve sadece bir yıl önce nüfusun dörtte biri yoksulluk sınırının altında yaşıyorken bugün nüfusun neredeyse yarısı yoksulluk içinde. Tüm bunlar salgınla ve Ağustos ayında Beyrut limanında gerçekleşen korkunç patlamayla şiddetlendi. Patlamadan sonra kabine istifa etti ve o günden beri ülkede bir hükümet bulunmuyor. Ciddi bir soruşturma ya da adalet arayışı söz konusu değil.

 

Ekim 2019’da başlayan protestolar bir korku duvarını aşarak ilk kez Hizbullah’ı hedef aldı, çünkü grup Lübnan’ı batıran bozulmuş düzenin öyle köksalmış bir parçası haline gelmişti ki; kolları her yere uzanıyordu. Patlama, halkın gruba karşı öfkesinin serbest kalmasına neden oldu — bazı kaynaklar limanda depolanan patlayıcıların Hizbullah ve Esad rejimi ile bağlantılı olduğunu ileri sürüyor.

 

Lübnan’daki diğer siyasi partiler de yolsuzluk yaptıkları, kayıtsız kaldıkları ve yetkiyi kötüye kullandıkları için suçlular, üstelik hesap vermekten ve sonuçlarından da kaçtılar. Ama hiçbiri, ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hala bir terör örgütü listesinde olan Hizbullah kadar güçlü değil; hiçbiri mücahitlerini Suriye’ye, Irak’a ve Yemen’e göndermedi ve bugün hiçbiri ülke içindeki muhaliflerini susturmak için şiddete başvurmakla suçlanmıyor. Hizbullah, partiyi şiddetli bir biçimde eleştirdiği için defalarca tehditler alan ve geçtiğimiz ay öldürülen seküler Şii bir aydının, Lokman Slim’in, ölümüyle ilgisi olduğunu reddetti—yine de destekçileri Slim’in ölümünün ardından oh olsun dediler. Parti’den herhangi biri tetiği çekmemişse bile, bu tür cinayetlerin mümkün olduğu bu keyfi ortamı kesinlikle Parti yarattı.

 

Bu veya buna benzer diğer olaylarda herhangi bir kişinin yargı önüne çıkması bile pek mümkün değil. Zira burada, Lübnan’da, cezasızlık hüküm sürüyor. Son 16 yılda öldürülen 12 siyasetçi ve gazetecinin hepsi Hizbullah karşıtı kampta yer alıyordu. Uluslararası Adalet Divanı, birkaç Hizbullah ajanını 2005’te Lübnan’ın eski Başbakanı Rafik Hariri suikastini düzenlemekten gıyaben yargıladı. Yargılananlardan biri geçtiğimiz yaz suçlu bulundu. Ancak Hizbullah lideri Hassan Nasrallah adamlarına dokunulmaması konusunda herkese uyarıda bulundu.

 

Brüksel merkezli, tarafsız bir kuruluş olan International Crisis Group (Uluslararası Kriz Grubu) Lübnan’a ilişkin son raporunda, uluslararası toplum ve Lübnanlılara tüm bunlara rağmen “Hizbullah’ın Lübnan’daki rolü üzerine bir münakaşayı yinelemekten” kaçınmalarını tavsiye etti. Böylesi bir durumun “siyaseti tehlikeli bir biçimde kutuplaştırma riskini doğuracağını ve acilen ihtiyaç duyulan reformları olanaksız hale getirmesinin muhtemel olduğu”nu belirtti. Başka bir ifadeyle mesele hesap verebilirlik değil birlik sağlama. Hariri’nin öldürülmesine ilişkin bir dipnot dışında, diğer suikastların bahsi geçmiyordu. ICG Başkanı Robert Malley geçtiğimiz ay Biden’ın İran özel temsilcisi tayin edildi. Normal koşullarda bu gibi bir duruma ilişkin hükümet dışı bir tavsiye kararının etkisi sınırlı olacaktır, ama gerçekte Biden yönetimi, benim ülkemde hesap verebilirlik aleyhinde bir yaklaşımı savunan bir kuruluşa başkanlık eden üst düzey bir ulusal güvenlik görevlisini bünyesinde bulunduruyor.

 

Hizbullah, Lübnan toplumunun bir parçası ve bu grubun bazı üyeleri milletvekili seçildiler, ancak kutuplaşmayı azaltmak, adaletsizlikleri ve suçları görmezden gelerek, her ne pahasına olursa olsun birlik sağlamak anlamına gelmiyor. İşte bu nedenle Trump seçmenlerine birlik ve beraberlik çağrısı yapılırken aynı zamanda 6 Ocak’ta ayaklananlar suçlanıyor ve yargılanacak ve Demokratlar’a yönelik şiddeti destekleyen ateşli bir Trump destekçisi olan Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi Marjorie Taylor Greene Komite’deki görevinden alındı ve belki de Kongre’den ihraç edilebilir.

Bültenimize Üye Olabilirsiniz

Amerika karşıtı kampta yer alan devletlerin ya da rejimlerin başkanları ile iştigal ederken Demokratların yaklaşımı da ayrıca endişe verici olabilir. 2007’de Pelosi, rejiminin Hariri suikastında rolü olduğu iddasıyla yaptırımlara maruz kalan ve Bush yönetimi tarafından dışlanan Esad ile görüşmelerde bulunmak üzere Şam’a gitti. Söz konusu cinayetin gerçekleştiği günlerde Lübnan hala Suriye birliklerince işgal edilmiş durumdaydı ve bu birlikler korkunç istismarlarda bulunmuştu. Suriye ise bir diktatörlük olmayı sürdürüyordu. Ama Pelosi, George W. Bush’un seyahatine ilişkin eleştirilerini önemsemedi ve Demokrat meslektaşlarıyla birlikte Hizbullah, Irak’taki ayaklanma ve İsrail ile barış gibi konularda Suriye ile diyaloğun artırılmasının bölgedeki istikrarı iyileştirmenin bir yolu olduğunda ısrar etti.

 

Diplomaside angajman gereklidir ama baskı ve taviz olmadan angajman istikrar tesisini temelden zayıflatır. Adalet olmadan istikrar sağlama arayışı da bir yere varmaz. Suriye’de 10 yıldır süren iç savaş bunun çarpıcı bir kanıtıdır.

 

Diğer taraftan, 2018 Ekim’inde Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetinin ardından Pelosi, burada bir hesap verilmesi gerektiği konusunda oldukça katı bir tutum takındı. “Ticari çıkarlarımızın yaptığımız açıklamaları ve eylemlerimizi geçersiz kılmasına karar verirsek” diyordu “o zaman tüm ahlaki otoritemizi kaybettiğimizi kabul etmeliyiz.” Hem Cumhuriyetçiler hem de Demokratlar Trump yönetimine Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ı sorumlu tutması, Pelosi’nin Esad’a uygulamadığı standartların sağlanması konusunda baskı yaptılar.

 

Washington’un müttefikleri ve partnerleri ABD’nin desteklemediği otokratların standartlarından daha yüksek standartlara bağlı kalmalıdır, ama hesap verebilirlik her ikisine de uygulanmak zorundadır. Biden yönetimi Kaşıkçı cinayeti hakkında açık bir rapor yayınladı, yaptırım uyguladı ve Suudi yetkililere seyahat yasağı koydu. Raporda Veliaht Prens’in adı verildi ama ona bir yaptırım uygulanmadı—istikrar ihtiyacı baskın geldi. Riyad, Orta Doğu’da önemli bir partner olmayı sürdürüyor ve Biden yönetiminin İran ile angaje olduğu sürece Suudilerle arasını sıkı tutması gerekiyor. Ancak tam hesap verebilirlik sağlanamazsa, adaletsizlikleri telafi etmek mümkün olur mu?

 

Demokrasi Amerika’nın İhraç Edeceği Bir Değer Değil!

 

Amerikan değerleri ve Amerikan çıkarları hiçbir zaman tam olarak aynı hizada yer almayacak ve ABD her zaman insan hakları savunusunda ikiyüzlü olmakla suçlanacak. Ancak 6 Ocak olaylarının ardından Amerikalılar herzaman olduğundan daha çok, hak edilmemiş affın ve hesap verebilirliğin eksikliğinin sistemde bozulmayı, normların aşınmasını kalıcı kılabileceğini ve hem ülke içinde hem de dışında uzun vadeli istikrara ve yönetişime zarar verebileceğini anlamalılar.

 

Demokrat Senatör Richard Blumenthal, Trump’ın aklanmasının ardından “Demokrasi bizim ilk varoluşumuzda hazır değil” dedi. “Demokrasi ancak uygun şartları oluşturarak onu geliştiren kurumların olması koşuluyla ayakta kalır.” Adaletsizlikler geçici olarak çözüldüğünde ve hesap verebilirlik unutulduğunda, demokrasiler inşa edebilir ve sürdürebilir misiniz ya da demokratik sistemlerin gelişmesini teşvik edebilir misiniz?

 

Demokrasi ulvi bir hedef ve Bush yönetiminin “özgürlük gündemi”nden sonra Orta Doğu’da hileli bir kavram. Ancak hesap verebilirlik, kurumların, yargı sistemlerinin oluşturulmasına ve hükümetlerin işleyebilmesini sağlayacak ve daha iyi bir yönetimin ve hukukun üstünlüğünün önünü açabilecek kıymetli bir arayış. Asıl önemlisi, dışa ihraç edilmesi gereken bir Amerikan değeri de değil. Orta Doğu’da ve başka yerlerde, zaten bunun peşinde olan yurttaşların temel bir talebi.

 

Hesap verebilirlik ayrıma yol açabilir görünebilirse de, önemli olan da bir bakıma bu aslında. John Hopkins Üniversitesi’nde siyaset profesörü olan Henry Farrel’lin Kongre Binası baskınından sonra yazdığı gibi, “Demokrasiyi kabul eden ve demokrasiye bağlı olanlarla, oylamalar onların istedikleri sonuçları vermediğinde şiddete başvurmaya istekli olanlar arasında net bir ayrım dayatmayı amaçlamaktadır.”

 

Demokrasi olmayan ülkelerde bu ayrım insan hakları, hukukun üstünlüğü ve şeffalık için mücadele edenler ile güç ve şiddetin tekelini elinde tutanlar ve bu yolla hesap verebilirlikten kaçabilenler arasındadır. Bu, ABD’nin hesap verebilirliği sağlamak üzere dünyada gezebileceği veya gezmesi gerektiği ya da düşmanlarıyla meşgul olmayı bırakması gerektiği anlamına gelmiyor. Ama aynı zamanda hesap verebilirliği kontrol altına almaması gerekiyor ya da istikrarı adalete yeğlememeli. 6 Ocak olayları Amerikalılara ayrılıkçı olsa da hiçbir yerde hesap verebilirlik olmadan adaletin ve gerçek bir yönetimin olmayacağını hatırlatmalı.

 

Bu yazı The Atlantic sitesinde yayınlanmış olup Evrim Yaban-Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.