Avrupa’nın Güvenliği Türkiye’ye Muhtaç

Yenilenmiş bir Türkiye-AB ortaklığı her iki tarafın da yararınadır. 1950’lerde olduğu gibi bugün de kolektif bir güvenlik düzenine bağlanmak için tarihî bir fırsat var. Küresel ölçekte normların ve kuralların giderek daha fazla sorgulandığı bir dönemde Türkiye’nin demokratik dünyanın parçası olarak kalması hayati önemdedir.

avrupa'nın güvenliği türkiye'ye muhtaç

Avrupa, onlarca yılın en ağır güvenlik krizini yaşıyor. Bu durum, Donald Trump’ın Donald Trump yeniden Beyaz Saray’a dönmesiyle daha görünür hâle gelmiş olsa da, krizin kökleri çok daha derin bir stratejik hataya dayanıyor: Savunmanın dışarıya havale edilmesi.

 

Avrupa, demokrasi, insan hakları ve iyi yönetişimi teşvik eden bir “yumuşak güç” merkezi olmayı sürdürüyor. Ancak artık acilen, güvenilir bir güvenlik çerçevesi geliştirerek stratejik özerklik kazanması gerekiyor. Verilecek yanıt hem geniş kapsamlı ve kapsayıcı hem de gerçekçi olmalı; NATO’yu tamamlamalı ve Türkiye gibi vazgeçilmez aktörleri içermelidir.

 

Avrupa’nın güvenlik mimarisi yıllardır yoğun tartışmaların konusu. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un NATO’nun “beyin ölümü” yaşadığını söylemesinden henüz iki yıl sonra, Avrupa kendisini II. Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük askerî çatışmanın kıyısında buldu. Öte yandan ABD, kıtanın birincil güvenlik garantörü olma rolünden rahatsızlık duyduğunu açıkça hissettiriyor. Daha geniş uluslararası sistemde ise ittifakların ve ortaklıkların yerini fırsatçılık ve dar ulusal çıkarlar almaya başlıyor.

 

Bu eğilimler küresel ölçekte gözlemlense de, etkilerini en yoğun hisseden Avrupa oldu. Trump yönetiminin sert söylemi bir uyarı işlevi gördü. Avrupa güvenliğinin yükünün önemli bir kısmını ABD üstlenirken, kıta uzun süre güvenlik faturasını fazla dert etmeden refahın tadını çıkardı. Washington ise artık kıtanın ebedî koruyucusu olmayacağını açıkça ilan ediyor.

 

Trump’ı suçlamanın bir anlamı yok. Avrupa liderleri bugün yaşananları öngörmeliydi. Güvenliğin dışarıdan temin edilemeyeceği gerçeği er ya da geç hatırlatılacaktı. Hatırlatmanın üslubu talihsiz olabilir; ancak bu an zaten kaçınılmazdı. Gelecekteki ABD yönetimleri nasıl bir yönelim benimserse benimsesin, Avrupa artık Amerikan üstünlüğüne ve iyi niyetine güvenemez. Stratejik özerklik arayışı başlamıştır ve geri dönüş yoktur.

 

Stratejik eksikliklerine rağmen Avrupa kendisini hafife almamalıdır. Parlamento geleneği, hukukun üstünlüğü, iyi yönetişim ve insan haklarına saygı gibi değerleriyle demokrasi için bir ilham kaynağı olmayı sürdürüyor. Son yıllarda bu “yumuşak” unsurlar geri plana itilmiş olsa da, modern dünyaya yapılan en büyük katkılar arasında yer alırlar. Demokrasiler zor zamanlarda birbirlerine ihtiyaç duyar; ortak değerlerini savunmalıdır. Avrupa, ilkelerinden vazgeçmeden sert gücünü artırmak zorundadır.

 

Yeni bir Avrupa güvenlik düzeni NATO’nun yerine geçmeye çalışmamalı; yalnızca Avrupa Birliği’nin siyasî ve bürokratik temellerine de dayanmamalıdır. Avrupa, AB üyesi olmayan NATO müttefikleri olmaksızın kendisini savunacak kapasiteye sahip değildir. Güvenilir bir güvenlik çerçevesi, Atlantik’ten Karadeniz’e uzanmalı; hem Türkiye’yi hem de Birleşik Krallık’ı kapsamalıdır. Avrupa, AB’nin kurumsal sınırlarına hapsedilmemeli; coğrafi ve stratejik anlamda en geniş haliyle ele alınmalıdır.

 

Birlik, Türkiye’nin AB adaylığı sürecinde yapılan hataları tekrarlamamalıdır. Tek taraflı kurallar ve siyasî kibir ilerlemeyi akamete uğrattı. Bugün ihtiyaç duyan taraf AB’dir. Stratejik bir güç hâline gelmek, yalnızca politika değişikliği değil, zihniyet dönüşümü gerektirir. Başkalarına ders verme eğilimi yerini gerçek iş birliğine ve dürüst diyaloğa bırakmalıdır.

 

Türkiye’nin AB’ye katılım müzakerelerini yürüten kişi olarak, bazı AB liderlerinin samimiyetsizliğine bizzat tanıklık ettim. Kıbrıs meselesinin üyeliğimizi engellemek için nasıl bir bahane olarak kullanıldığını hatırlıyorum. Oysa Yunan Kıbrıslıların Birliğe kabulü, katılım öncesinde tüm sınır sorunlarının çözülmesi gerektiğine dair temel bir AB ilkesini ihlal ediyordu.

 

Bu kez Avrupa liderleri Türkiye ile iş birliği arayışında daha dürüst ve samimi olmalıdır. Avrupa güvenliğinin, dar ulusal çıkarlarını gözeten birkaç AB üyesi tarafından rehin alınmasına izin verilmemelidir. Türkiye yalnızca güçlü askerî kapasite sunmakla kalmaz; aynı zamanda bölgesel erişimi ve jeopolitik ağırlığıyla da katkı sağlar. NATO’nun (ABD’den sonra) en büyük ikinci ordusuna sahibiz. Kafkasya’dan Orta Doğu’ya uzanan etki alanıyla bölgesel bir güç hâline geldik. Gelişen savunma sanayimiz, küresel ölçekte askerî-teknolojik yeniliğin önemli kaynaklarından biri oldu.

 

Türkiye, Avrupa güvenliği gerektirdiğinde her zaman sorumluluk aldı. Soğuk Savaş boyunca NATO’nun güneydoğu kanadının savunulmasında merkezi rol oynadık; çoğu zaman kendi ihtiyaçlarımızdan fedakârlık ettik. Avrupa, kıtanın ortak geleceğini şekillendirme kararlılığını göstermek adına bu ahlaki borcu teslim etmelidir.

 

Suriye iç savaşı ve mülteci krizinde de ağır bedeller ödedik. Suriye’nin ve daha geniş bölgenin istikrarına katkı sunmayı sürdürüyoruz. Ukrayna savaşı sırasında toprak bütünlüğüne verdiğimiz destek, Rusya ile diplomasi yürütmemiz ve Karadeniz’de Montrö Sözleşmesi’nin garantörü olarak aldığımız kararlı tedbirler, Türkiye’nin önemini açıkça ortaya koydu.

 

Yenilenmiş bir Türkiye-AB ortaklığı her iki tarafın da yararınadır. 1950’lerde olduğu gibi bugün de kolektif bir güvenlik düzenine bağlanmak için tarihî bir fırsat var. Küresel ölçekte normların ve kuralların giderek daha fazla sorgulandığı bir dönemde Türkiye’nin demokratik dünyanın parçası olarak kalması hayati önemdedir.

 

Türkiye bir Avrupa ülkesidir. Kültürel, coğrafi, tarihî ve siyasî olarak bu kıtaya aittir. Avrupa ortaklarıyla yeniden angaje olmak ve gerilmiş ilişkileri tazelemek, hem iç politik standartlarımızı ve iyi yönetişimi güçlendirecek hem de ekonomik cazibemizi artıracaktır. Bazı AB ülkeleriyle ilişkiler gergin kalabilir; ancak zorunluluk çoğu zaman buzları eritir. Türkiye, Avrupa güvenliğinin doğal bir sütunudur; onsuz yapı eksik kalır.

 

Birçok gözlemcinin belirttiği gibi, Türkiye’nin SAFE (Security Action for Europe) gibi Avrupa savunma mekanizmalarına nasıl ve ne ölçüde dâhil edileceği belirleyici olacaktır. Bu tür taahhütler, Avrupa’nın güvenilir bir güvenlik mimarisi kurma konusundaki ciddiyetini de gösterecektir. Türkiye güvenliği güçlendirebilir; aynı zamanda Avrupa’nın normatif çerçevesiyle yenilenen angajmandan fayda sağlayabilir. Bu iş birliği tüm tarafların yararınadır. Kriz zamanlarında anın gereğini yerine getirmek, yaratıcı düşünmeyi ve cesareti zorunlu kılar. Avrupa’nın artık kendi potansiyeline erişme zamanı gelmiştir.

 

Bu yazı The Project Syndicate sitesinde yayınlanmış olup, Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.