Külün Hafızası
Aslında bu ülkede yangınlar durduk yere çıkmaz. Burada felaketler, yalnızca doğanın değil, insanların da eseridir. Ve her büyük felaketin arkasında uzun ve ihmalle örülmüş bir sabıkalar zinciri vardır.
Ölüm, bu ülkenin en ucuz maliyet kalemi. Bir sigorta priminden daha az eder bir insanın yok oluşu. Betonun içine gömülür, kâğıtlarda unutulur, tutanaklarla susturulur. Kartalkaya otel yangınının adı bile artık yangının külleri kadar solgun. Ama bir zamanlar, dağlara arkasını dönmüş, mutlu gözlerle kendisine koşan insanların konakladığı, hayallerin ısındığı bir yerdi. Şimdi o yer, bir ihmaller zincirinin son halkasında ölenlerin sessiz ağıtıyla anılıyor.
Elbette dava açıldı, iddianame tamamlandı ve sanıklar kısa süre sonra hâkim karşısına çıkacak.
Aslında bu ülkede yangınlar durduk yere çıkmaz. Burada felaketler, yalnızca doğanın değil, insanların da eseridir. Ve her büyük felaketin arkasında uzun ve ihmalle örülmüş bir sabıkalar zinciri vardır.
O yangında 78 insan öldü.
Kimi yatağında, kimi koridorda, kimi hâlâ rüyasında. Kartalkaya’da bir otel… Grand Kartal. İsmi bile dev, korunaklı, gösterişli. Ama İçinde 78 canın çığlığı var şimdi. Külle kaplı duvarlarında yankılanan korku var. Gözle görünmeyen ama yutkununca boğazına oturan dumanı var.
Sonra Türkiye var. Yine sessiz. Yine unutmak isteyen. Yine “kader” diyen.
Ama artık “kader” diyemeyiz. Çünkü kaderin olduğu yerde elektrik kabloları bu kadar paslı da olmayabilir. Kaderin olduğu yerde yangın tüpü duvarda değil elde de olabilir. Kaderin olduğu yerde çocukların boğazı dumanla dolmayabilir de. Bu kader değil. Bu bir ülkenin kendiyle yüzleşmemesi. Bu, kamu görevinin kâr uğruna terk edilmesi. Bu, bildiğimiz ama bilmemeyi umduğumuz kendi hikâyemiz.
Yangın Başlamadı, Denetim Yoktu
Bilirkişi raporu ve iddianameler teknik kelimelerle yazılmış resmî birer ağıttır. Anlatır: Mutfakta elektrikli bir ızgara. Arızalı termostat. Temizlenmemiş yağlar. Sigorta atması gerekirken atmayan bir sistem. LPG hortumu. Alev. Patlama. Duman. Zehirli gazlar. Yanıcı ahşap kaplamalar. Ve sonra: Ölüm.
Ama o raporların arkasında görünmeyen başka cümleler de var. Oteldeki sprinkler sistemi “hiç olmamış”. Yangın alarmı “çalışmamış”. Yangın tatbikatı “hiç yapılmamış”. Personel “eğitimsiz”. Tahliye yolları “kapalı”. Merdiven boşlukları “dumanla dolu”. Asansör “açık”. Pencereler “çıkış değil, tuzak”. O kadar ki, bazı odalarda insanlar dumanı açmak için camı kırmış, o camdan gelen oksijen yangını körüklemiş. Çünkü bu ülkede insanın nefes almaya çalışması bile bir başkasının ölümüne sebep olabiliyor.
Ve o kadar ki bu eksiklerin olduğu otel, Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan “sürdürülebilir turizm sertifikası” almış. Tabelasında “Güvenli Turizm” yazıyor. Şimdi o tabela da yanmış olabilir ama o yalan hâlâ orada.
Küllerle Konuşmayı Bilir misin?
Arşivler “Bu, dünyada kayıtlara geçmiş en büyük altıncı otel yangını” diyor. Ama yine biliyorsunuz, biz zaten ölümlerle dolu bir ülkeyiz. Soma’da 301 kişi öldüğünde de “kaza” dediler. Aladağ’da kız çocukları yandığında da “takdiri ilahi”. Depremde on binlerce kişi öldüğünde “asrın felaketi”. Yüzleşemedik. Çünkü bu ülke kül ve enkazla konuşmayı bilmiyor. Oysa küller geride ne kaldığını gösterir. Kül unutanın hafızasıdır. Dumanı artık tütmeyen küle baktığımızda bu yangında sadece insanların değil ahlakın, denetimin, sorumluluğun da yandığını görüyoruz.
Bu oteli kim denetledi? Kim izin verdi? Belediye neden sustu? İtfaiye neden görmezden geldi? Bakanlık nasıl sertifika verdi? Bütün bu soruların cevabı tek bir kelimede toplanıyor: Biz.
Biz sustukça, onlar yangın söndürme tüplerini duvara astı ama çalıştırmadı. Biz unuttukça, onlar denetim raporlarını arşive kaldırdı. Biz görmezden geldikçe onlar kazancı maksimize etti. Ve sonra hepimiz “kader” dedik. Hepimiz dışarıda sandık kendimizi. Bu yangın bu defa Kartalkaya’daki bir oteldeydi. Ama yarın senin çocuğunun okulunda olabilir. Senin çalıştığın plazada. Yangın adres seçmez.
Bir Otel Yanmaz, Bir Sistem Yakar
O otelin yangın söndürme sistemi yoktu. Yani o “olmazsa olmaz” dediğimiz, hatta aklımızın ucuyla bile geçse “vardır yahu” dediğimiz şey… yoktu. Otelin içinde sprinkler sistemi yoktu. Otomatik yangın algılama ve uyarı sistemi çalışmıyordu.
Dumanı tahliye edecek mekanik sistemler, baca düzenekleri, basınçlandırma fanları yoktu ya da çalışmıyordu. Otel personeli, yangın eğitimi almamıştı. Yangın tüpleri vardı; ama nasıl kullanılacağını bilen yoktu. Tahliye yolları, sonradan yapılan tadilatlarla kapatılmıştı. Merdivenler yangın esnasında dumanla doldu, çünkü gaz tahliye bacaları yıllar önce “mimari estetik” gerekçesiyle iptal edilmişti. Otel asansörleri yangın anında kullanılmaya devam etti; çünkü acil durumda otomatik kilitlenme sistemleri yoktu. Elektrik tesisatı eskiydi, kaçak akım rölesi takılmamıştı. Otele gaz sağlayan LPG sisteminde emniyet valfi yoktu. “Grill Plate” denen elektrikli mutfak cihazının altındaki yağ haznesi yıllardır temizlenmemişti.
Denetim Gözlerini Kapattı
Bolu Belediyesi ne yaptı? Rutin denetimlerini yapmadı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı? Yalnızca belgeleri inceledi. Gidip bir yangın tatbikatı görmedi. “Sürdürülebilirlik” adı altında yalnızca “kâğıt” istedi, “can” değil. Bolu İl Özel İdaresi? Yapılan tadilatlara onay verdi, tahliye yollarının kapatıldığını görmezden geldi.
Ve bütün bu kamu kurumlarının ortak özelliği neydi biliyor musun?
Hiçbiri o binada bir gece geçirmedi. Hiçbiri o odalarda uyumadı. Hiçbiri o koridorlarda koşmadı ama 78 kişi koştu. Koştu ama çıkamadı.
Yangın 03:17’de başladı.
Ve bilirkişi diyor ki: “İlk 6 dakika içinde yangın basit müdahaleyle söndürülebilirdi.” Ama olmadı. Çünkü mutfağa giden o kapı açıktı. Çünkü otoparkın kapısı açıktı. Çünkü LPG gazı ortamı çoktan doldurmuştu. Çünkü duman sensörü devreye girmedi. Çünkü alarm çalışmadı. Çünkü uykudaydılar. Sadece insanlar değil. Sistem, kurumlar, yöneticiler de… hepsi uykudaydı.
Yangının başladığı Grill Plate cihazına giden kabloda kısa devre oluşmuştu. Bu, “kaçak akım rölesi” olan bir sistemde elektriği otomatik keserdi. Ama öyle bir sistem yoktu. Cihazın termostatı bozuktu. Aşırı ısındı. Altında yıllardır temizlenmeyen yağ haznesi vardı. O yağ buharlaştı, tutuştu. Yakındaki çöpler, plastikler, gaz hortumları eridi. LPG basıncı arttı. Gaz dışarı sızdı. Alevle buluştu. O an artık kimse hiçbir şey yapamazdı.
Ve bu zincir, yalnızca bir cihazla başlamadı. Bu, ihmallerin inşa ettiği bir binaydı. İnşaat demiriyle değil, duyarsızlıkla yapılmıştı bu otel. Camla değil, görmezden gelmeyle kaplanmıştı duvarları, kayıtsızlıkla sıvanmıştı.
O yüzden bu sadece yangın değil. Bu, hepimizin röntgeniydi.
Bilirkişi heyeti şunu yazmış: “Otelin elektrik sisteminden sorumlu kişiler, yangının çıkışında doğrudan ve birinci dereceden sorumludur.”
Ve ben eklemek isterim: Vali, sorumludur. Belediye başkanı, sorumludur. Turizm yetkilisi, itfaiye müdürü, sertifika veren özel denetim firması… hepsi sorumludur. Ve sen de, ben de, biz de… sustuğumuz sürece: Sorumluyuz.
CİHAT ARPACIK