Kurultayın Ardından CHP’de “İnce” Hesaplar

Kılıçdaroğlu’nun siyaset tahayyülüyle belirginleşen proaktif demokrasi söylemi, refah isteği ve Parti Meclisindeki sınırlı yenilenmeyi birlikte düşündüğümüzde, önümüzdeki süreçte söz konusu siyaset tahayyülünün partiler üstü bir yaklaşımla hayata geçirilme ve CHP’nin dostlarıyla iktidara uzanma potansiyeline sahip olduğu söylenebilir. İnce’nin olası parti kurma girişimi bu potansiyeli ne zayıflatabilir ne de yok edebilir.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Siyasi partilerin kurultay ya da kongreleri kendilerini gözden geçirmeleri, ideolojik, yapısal, örgütsel anlamda yenilenmeleri için önemli bir fırsattır. Kurumsallaşmış demokrasilerde ve parti sistemlerinde sözkonusu politik etkinlik, partilere bu anlamda bir kapı açar. 12 Eylül rejiminin inşa ettiği anti demokratik, içe kapanmacı, parti içi rekabeti ve demokratik süreçlerin işleyişini dışlayan parti sisteminin yanı sıra diğer hukuksal, kurumsal düzenlemelerle, hakim kıldığı siyasal kültür ortamı nedeniyle, siyasal partilerin kongreleri, kurultayları bizde adeta bir toplumsal örgütün dönem sonu faaliyetine dönüşmüş durumda. Maalesef bu durumu ideolojik yelpazenin neresinde konumlanırsa konumlansın, her partide az ya da çok gözlemlemek mümkün.

 

Kurultaylar/kongreler özellikle sağ muhafazakâr, milliyetçi partilerde şaşmaz şekilde sözkonusu formata uygun biçimde yapılırken, sol/sosyal demokrat partilerde az ya da çok ideolojik rotanın geleceği, örgütsel yapının kompozisyonu gibi parti meseleleri parti profesyonelleri ve emekçileriyle tartışılır ve oylanır, ardından tüm mesai parti dışı başarı ve performansa ayrılır.

 

1980 sonrası sosyal demokrat gelenekte SHP’deki Kurultay süreçleri konuya ilişkin tipik bir örnek iken, SHP-CHP birleşmesinin ardından Baykal’lı CHP bir-iki deneme hariç bu yoldan sapmış, Kılıçdaroğlu ile birlikte CHP’de ağır aksak da olsa sosyal demokrat partilerin süreç yönetimine geri dönülmeye çalışılmaktadır.

 

37. Olağan Kurultay, gerek mahallelerden başlayarak Kurultaya kadar uzanan yapı içinde delegelerin belirlenmesi, gerekse CHP’li belediyelerin, İl Yönetimlerinin süreci kontrollerinde tutma odaklı siyasi hamleleri Kurultay iradesinin şekillenmesinde etkili oldu. Kurultay sürecindeki parti içi rekabette süreç yönetiminin politik tahayyül, ideolojik rota, formasyona dayalı donanım odaklı kariyerler rekabeti yerine, liderin tüm karşı çıkışlarına rağmen, kimi nesnel olmayan ilişki ağlarının etkisi hatta belirleyiciliği, yüzü CHP’ye dönük, yeni politik durak arayışında olan sade seçmenlerin kararsızlıklarının sürmesine neden olmuş gibi görünüyor. Oysa son dönemde CHP seçim bildirgeleri, parti programı, Genel Başkanın konuşmaları, genel ve yerel seçimlerdeki başarılı ittifak stratejileri dikkate alındığında, rasyonel bakış açısı CHP’nin başarı adına bulunduğu yerden fazlasını hak ettiğini düşündürtüyor.

 

Kurultay Mesajları

 

Kurultaya yönelik “ideolojik tartışmaların yapılmadığına” ilişkin değerlendirmelerin yersizliği, CHP’nin son dönemdeki programatik bilgi ve belgelerine ya da Kılıçdaroğlu’nun Kurultay konuşmasının satır aralarındaki kapsayıcı sosyal demokrasi tahayyülüne bakıldığında görülebilir. Genel Başkan’ın Kurultay’da yapmış olduğu konuşma veri alındığında, önceki konuşmalarından söylem farklılığı olmadan, partinin Türkiye tahayyülüne dair ipuçları içeren bir söylem çeşitliliği, iddia çoğulculuğu dikkat çekmektedir. Kurultay konuşmasında dillendirdiği “İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi”ndeki sorun tanımlamaları ve çözüm önerileri, CHP’nin belirgin biçimde sosyal demokrat çatı üzerine “Türkiye’ye Seslenen Parti” iddiasına sahip bir parti kimliği inşa etmeyi sürdürdüğü izlenimi vermiştir. Demokrasi, ekonomi, dış politika, eğitim, toplumsal barışa ilişkin 5 temel alandaki sorun tanımlaması ülkenin sorunlarına geniş bir perspektiften bakıldığını göstermesi açısından dikkate değerdir.

 

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında “sorunları kimlerle ve nasıl çözecekleri” sorusuna verdiği yanıtta Millet İttifakı unsurlarını sorunları birlikte çözeceği “dostları” olarak değerlendirmesi ve siyasi iktidarın ilk seçimde değişmesi için İttifak Stratejisi izleyeceğinin altını çizmesi seçim kazandırmaya yönelik oyun kurucu aktör olmaya devam edeceğini net olarak göstermektedir.

 

Kılıçdaroğlu’nun şu ifadesi, partinin toplumun tüm kesimleriyle buluşma konusundaki iddiasını sürdürmekte olduğunu göstermektedir: “Hangi partiye oy verdin sorusunu sormayacağız, hangi derdin var sorusunu soracağız”. Bu söylem toplumsal taban itibarıyla, ideolojik ilkelerinden taviz vermeden, CHP’nin siyasi yelpazenin merkezini de kapsayan biçimde, sosyal demokrat kimlikle harmanlanmış birleştirici-kapsayıcı “Catch-All Party” (Hepsini Yakala) niteliğiyle iktidara aday olduğu izlenimini veriyor. Kendisine geçmişte atfedilen “vesayetçi parti” kimliğinin ise topyekûn reddedildiği Kılıçdaroğlu’nun sözleriyle anlam kazanmaktadır: “Vatandaşını hor gören değil, vatandaşını kucaklayan bir siyaset anlayışını Türkiye Cumhuriyeti’nin topraklarına indireceğiz”.

 

Türkiye’nin sorunlarının çözüm yöntemine dair dillendirilen 13 ilke, medya özgürlüğünden, dış politikaya, seçim yasasının demokratikleştirilmesine, kamuda israfın önlenmesine, kamunun etkin denetimine, toplumsal barış temelinde demokrasi sorunlarının çözümüne, eğitim sorunlarının çözümüne dair mesajlar CHP’nin ülkenin sorunlarını çözmeye aday parti iddiasının çok boyutlu bir perspektife sahip olduğu imajını çizmektedir. Bu bağlamda verilen mesaj; CHP’nin siyasi anlayışıyla bu sorunları çözmeye en yakın parti olduğudur. Söz konusu sorun tanımlamaları ve ilkeler CHP’nin Türkiye’nin sorunlarını ‘Nasıl’ ve ‘Kimlerle’ çözmeye aday olduğu konusunda net bir yanıt vermektedir: Türkiye’nin geleceğinin demokratik rejimde olduğuna inanan, Ortak Aklı içselleştirmiş, partili, partisiz tüm taraflarla, uzlaşıcı, katılımcı, kapsayıcı, demokratik yöntemlerle.

 

PM’deki Değişiklikler Neyin Habercisi?

 

Kurultayda Parti Meclisi (PM) üyelerinde yaşanan değişiklikler CHP’nin değişim isteğinin sınırlı da olsa bir yansıması olarak okunabilir.

 

Son PM bir önceki PM’nin yapısıyla karşılaştırıldığında, son kurultayda PM’ne seçilen 61 üyenin (genel başkan dahil) 36’sı (%59’u) bir önceki dönemde de PM üyesi olanlardan oluşmakta. Bir başka ifadeyle eski PM’nin üçte biri yenilenmiş.

 

Meslek gruplarına göre dağılımda yeni PM’de gazeteci, sivil bürokrasi kökenliler ve sendikacı sayısı azalırken, serbest meslek, tıp doktoru, mimar-mühendis ve hukukçuların sayısı artmıştır. Yaş grupları açısından bakıldığında nispeten gençleşme gözlenmektedir. Yeni PM tablosunda 20-30 yaş arasındakilerin sayısı 5’den 7’ye yükselirken, 51 yaş ve üzerindekilerin sayısı 33’den 31’e inmiştir. 41-50 arasındakilerin sayısı 11’den 14’e yükselmiştir.

 

Her iki PM açısından değişmeyen denge Milletvekili olanlarla olmayanların sayısıdır. Her iki PM’de de PM üyelerinin 33’ü (%54,1’i) milletvekili iken, 28’i (%45,9’u) milletvekili değildir.

 

Toplumsal cinsiyet eşitliği açısından bir önceki PM listesine göre kadın sayısı 1 artarak 21’e yükselmiştir. Yeni PM’de 40 erkek (%65,6), 21 kadın (%34,4) üye bulunmaktadır.

 

PM üyelerinin doğum yerleri açısından dikkati çeken nokta ise, yeni PM listesinde Ardahan, Bayburt, Bartın gibi küçük illere nispeten biraz daha fazla yer verilmiş olmasıdır. Eski PM listesinde Türkiye’nin 33 farklı ili ve bir yurtdışı doğumlu temsilci yer alırken, yeni PM listesinde 39 farklı ilden temsilci yer almıştır. PM’deki bu değişim, üyelerin toplumsal profili veri alındığında çok sınırlı kalmakla birlikte, delegelerin Parti profesyonel yönetimini gençleştirme, coğrafi anlamda yaygınlaştırma iradesi açığa çıkmıştır denilebilir. Bu irade CHP’nin önümüzdeki süreçte kendisine biçtiği rolü gerçekleştirme adına yeterli olmasa da, CHP gibi teşkilat yapısında dengelerin belirleyici olduğu bir partide umut vericidir. Bu sınırlı değişimin bir değişim dalgasına dönüşüp dönüşmeyeceği ise MYK üyelerinin belirlenmesinden sonra görülebilir. Gençlerin öne çıkarıldığı, uzmanlıkların baştacı edildiği, parti tabanı dışında toplumun kılcal damarlarıyla organik ilişkisi olan elit kompozisyonuna dayanacak bir MYK, Kılıçdaroğlu ve CHP’nin hedefine ulaşmasını kolaylaştırabilir.

 

Merkez Solda Bölünmelerin Tarihsel, Sosyo-Politik Karşılığı 

 

Kurultay’da çizilen ideolojik berraklık, iktidar rotası için stratejik tercih netliğine rağmen, Kurultay’ın hemen ardından CHP ve sosyal demokrat cenah kendisini bir başka tartışmanın içinde buldu. CHP emektarı, partinin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin CHP’den ayrılıp parti kuracağına ilişkin iddialarla birlikte, Kılıçdaroğlu’nun partinin enerjisini ilk seçimde iktidarı değiştirmeye yönelik kullanma isteğine karşılık, tartışmalar dönüp dolaşıp, CHP’deki parti içi süreçlerin işleyişine, sosyal demokrat cenahtaki olası yeni parti kurulması tartışmalarına döndü.

 

İnce, yeni parti kuracağı iddialarına ilişkin olarak, Twitter hesabından memleket için doğru olduğuna inandığı bir karar aldığında, bu kararını açıklayacağını ifade ederken, kendisine yöneltilen eleştiriler karşısında, “Değişime imza veren milletvekillerini, Belediye Başkanlarını, Kurultay delegelerini dışla sonra dostlarınla hayal kur. Bölücü olan kim?” sözleriyle CHP yönetimine olan kırgınlığı, kızgınlığını ifade etmiştir.

 

Anlaşılan o ki, İnce süreç içinde CHP yönetiminin yaklaşımını değerlendirip, toplumdan gelen talep, tepki, destekler ışığında parti kurup kurmamaya karar verecek. İnce’nin sosyal medya üzerinden partiyle kurduğu iletişim(sizliği) veri alındığında, ilk bakışta CHP üst yönetimine vermek istediği mesaj, kendini ve arkadaşlarını parti içinde yok saydırmama, hatırlatma, gelecekte de varolma şeklinde. İzlediğimiz kadarıyla, CHP İnce’den gelecek resmi açıklamaya göre yanıt verecek.

 

Parti kurması durumunda merkez solda İnce’nin yeni bir Bölen olup olmayacağını değerlendirmek için, bu cenahta geçmişte yaşanan bölünmeler, bunların ekonomi-politiği ve sosyolojik temellerine bakmak gerekir. Türkiye merkez solunda 1980 öncesi parti bölünmeleri nedeniyle oy ve sandalye parçalanmasına neden olan 2 partileşme dikkat çekmekte: Güven Partisi ve Cumhuriyetçi Parti.

 

Güven Partisi 18 Ekim 1966’da toplanan XVIII. CHP Kurultayı öncesi yeşeren Ortanın Solu hareketine -ki bu hareket partiyi sosyal demokrat kimliğe büründürme yolunda atılan ilk önemli adımdır- karşı oluşan tepkinin ürünüydü. CHP’deki bu hareketi geleneksel devlet partisi olan ve halktan uzaklaşan partinin toplumsal değişime yanıt verebilecek sosyo-politik, ekonomik ve çağdaş bir tavır alış, konumlanma olarak gören Ecevit ve ekibiyle, partinin geleneksel kimliğine sıkı sıkıya sarılan, Ecevit’i romantik, siyasi gerçeklikten uzak, hareketi de partiye radikal imaj verme uğraşısı olarak görenler arasındaki mücadelede kazananlar Ecevit ve arkadaşları olunca, Turhan Fevzioğlu ve arkadaşları partiden ayrılıp Güven Partisi’ni kurdular. Feroz Ahmad ve Eric Jan Zürcher gibi Türkiye siyaseti üzerine çalışmalarıyla tanınanlar Güven Partisi oluşumunda daha ziyade kıskançlık, liderlik mücadelesi gibi etkenlerin belirleyici olduğu görüşünde iken, Ali Gevgilili, İsmail Cem gibi isimler bölünmenin ardındaki ekonomik-sınıfsal dinamiklere de dikkat çeker.

 

CHP’deki ikinci bölünme Ecevit’in 14 Mayıs 1972’de genel başkan seçilmesinin ardından başlayan süreçte CHP’de Ortanın Solu deyimi yerine Demokratik Sol’un partinin ideolojisi olarak öne çıkarılmasıydı. CHP’deki bu ideolojik yeniden yapılanmaya da tepki gecikmemiş, Mayıs 1972’deki Olağanüstü V. Kurultayın ardından CHP’de Ecevit ve ekibini partinin geleneği ile bağının kopartılması, aydın-halk ikiliği yaratılması, Atatürk devrimlerinin küçümsenmesi gibi gerekçelerle suçlayan Kemal Satır ve arkadaşları partiden ayrılarak Cumhuriyetçi Parti’yi kurdular. Programında Atatürkçü ideolojiye bağlılık yanında, özel teşebbüs faaliyetlerine verilen öncelik, bölünmenin ardında ideolojik etken kadar, CHP’de yuvalanmış yerel eşrafın sınıfsal çıkarlarının ayrışması da etkili olduğunun göstergesiydi.

 

Her iki parti de bekledikleri desteği görememiş, daha sonra birleşmişlerdir.[1] Görülen o ki, CHP’deki bölünmeler belirgin bir ideolojik/sınıfsal temele dayanmadığı takdirde, ortaya çıkan partilerin siyasal hayatta varlık göstermeleri pek olası değil.

 

1980 sonrası merkez soldaki bölünmelere bakıldığında, bu kanatta önce geçiş sürecinde Halkçı Parti (otoriter sol-devletçi-popülist) ve SODEP (sosyal demokrat), ardından DSP (sol-popülist) şeklinde bir parçalanma yaşandı. SODEP ve Halkçı birleşmesiyle oluşan Sosyal Demokrat Halkçı Parti CHP’nin yeniden açılmasının ardından birleşerek, siyasal hayatta günümüzde de parti sisteminde etkin olarak varlığını sürdüren CHP dikkat çekmekte.

 

1999 seçimiyle DSP iktidar ortağı olmakla birlikte, liderin varlığının ötesinde, SHP ve CHP ile köklü ideolojik, sınıfsal farklılıkların bulunmayışı, örgütsüzlüğü siyasal hayatta kısa sürede tabela partisine dönüşmesiyle buharlaştı. CHP yeniden açıldıktan sonra Baykal’lı CHP’nin girdiği ilk yerel seçimdeki başarısızlığı ise, SHP ile birleşmesine yol açmıştır.

 

Türkiye siyasal hayatında merkez soldaki parti bölünmeleri deneyimi, sosyal bölünmeleri temsil kabiliyeti olmayan, ideolojik referansları zayıf ya da olmayan, liderle var olan partilerin kurumsallaşamayıp, bir süre sonra ya tabela partisine dönüştükleri ya da siyasal hayattan çekildikleri örneklerle doludur.

 

Muharrem İnce’nin olası parti kurma girişimine bu çerçeveden bakıldığında, geleceğe ilişkin değerlendirme yapabilmek için, İnce’nin ideolojik kimliği, toplumsal bölünmelerle ilişkisi, sınıfsal-sosyolojik temsil kapasitesini, oy gücünü genel hatlarıyla irdelemek gerekir.

 

Siyasi kariyerine CHP’de başlayıp, Cumhurbaşkanı adaylığına kadar yükselen İnce’nin ideolojik kimliğinde siyaset, toplum, ekonomiye dair tasavvurunda dün olduğu gibi, bugün de belirgin bir farklılık dikkat çekmiyor. Cumhuriyetçilik, Atatürkçülük, sosyal demokrasiyi algılama ve yorumlama biçimi, demokrasi algısı ideolojik anlamda ayrışmaya denk düşen nesnel gerekçeleri barındırmadığı gibi,[2] partili kimliği CHP’de bugün üst yönetimdeki profesyonel siyasetçilerin çoğundan daha eski.

 

Muharrem İnce Başarabilir mi?

 

Sözün özü; İnce partinin birçok kademesinde görev yapmış sıkı bir CHP emekçisi. Parti kendisini Cumhurbaşkanı adayı yaparak hakkını teslim etmişse de, İnce’ye göre son Kurultayda kendisi ve arkadaşlarının göz ardı edilmesi duygusal bir tepki geliştirmesine yol açmıştır. İnce’nin içinden çıktığı, yetiştiği sosyal çevre, siyasal toplumsallaşma süreci veri alındığında, Türkiye siyasetinin kadim merkez-çevre bölünmesinde klasik merkezin değerlerini içselleştirmiş, bunun dışında herhangi bir etnik, dinsel, kültürel, sınıfsal bölünmeyle temsiliyet ilişkisi olmadığı söylenebilir.

 

Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde kendisine yönelen toplumsal destek ve bunun sosyolojik karşılığı dahil olduğu geleneksel sosyal bölünmenin temsiliyetinin ötesinde, Erdoğan karşıtlığı nedeniyle farklı etnik, sınıfsal, hatta dinsel aidiyetli seçmenlerden oy aldığı izlenimini vermektedir.

 

Seçimde yüzde 30,6 olan ülke oy ortalamasının bir hayli üzerinde oy aldığı iller Kırklareli (%58,4), Edirne (%55,6), Tekirdağ (%47,2) gibi Trakya’da Göçmen nüfusun yoğun olduğu iller olup, hemşehrilik ilişkisi yanında CHP’lilik de oy oranlarının yüksek olmasında belirleyici olmuştur. Tıpkı Muğla (%52,6), İzmir (%54), Aydın (%44,2)’da olduğu gibi.

 

İnce’nin oyları son yerel seçimde İttifak ve parti oylarıyla karşılaştırıldığında, şöyle bir tablo görüyoruz: CHP’nin tek başına seçime katıldığı 57 ilin 30’unda İnce oyları CHP yerel seçim oylarından, İYİ Parti’nin tek başına seçime katıldığı 42 ilin 24’ünde İnce oyları İYİ Parti yerel seçim oylarından ve HDP’nin tek başına seçime katıldığı 5 ilde İnce oyları HDP yerel seçim oylarından daha yüksektir. Yine, İnce oyları 33 ilde Millet İttifakı, 19 ilde Millet İttifakı +HDP oy toplamından daha yüksektir.

 

Burada İnce’nin kişisel oy gücü açısından dikkati çeken; farklı parti seçmenlerinden aldığı destekle İttifak ya da parti oylarından daha yüksek oy alabilmesidir. Bunun anlamı; Cumhurbaşkanlığı seçiminde AKP, MHP, BBP hariç, diğer partilerin herhangi bir ya da birkaçından aldığı destekle ülke genelinde yüzde 30 oy oranına ulaşabilmesidir.

 

Cumhurbaşkanlığı ve yerel seçim sonuçları karşılaştırması, İnce’nin herhangi bir parti desteği olmadan kişisel oy gücü ile bir ilde pek bir varlık gösteremediğini ortaya koyuyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından İnce’ye olan ilginin azalması dikkate alındığında, ayrı bir partiyle seçime katılmasının siyasal kariyeri açısından büyük riskleri taşıyacağı açıktır.

 

Bu tablonun ortaya koyduğu en yalın gerçek; İnce’nin oy tabanının başta partisi CHP olmak üzere, diğer parti seçmenlerinden gelen destekle oluştuğu, CHP dışında bir parti ile girilecek bir seçimde olası Millet İttifakı ve CHP oylarında çok sınırlı bir azalma dışında etkisinin olacağını söylemenin zor olduğudur. Fakat, bu çok sınırlı oyun bile CHP ve Millet İttifakı için politik sonuçlarının büyük olacağı gözden kaçırılmamalıdır.

 

Siyasi partiler, ideoloji, örgüt-kadro, program bütünlüğü çerçevesinde varlık gösteren politik aygıtlardır.  İnce’yi olası bir parti kurma durumunda zorlayabilecek dinamikler bu bütünlüğü oluşturan unsurlar konusundaki yetersizlikleri olabilir.

 

CHP’nin 37. Kurultayında Kılıçdaroğlu’nun dillendirdiği siyaset tahayyülüyle belirginleşen proaktif demokrasi söylemi, refah isteği ve Parti Meclisindeki sınırlı yenilenmeyi birlikte düşündüğümüzde, önümüzdeki süreçte söz konusu siyaset tahayyülünün partiler üstü bir yaklaşımla hayata geçirilme ve CHP’nin dostlarıyla iktidara uzanma potansiyeline sahip olduğu söylenebilir. İnce’nin olası parti kurma girişimi bu potansiyeli ne zayıflatabilir ne de yok edebilir. Parti tarihinde yaşanmış sayısız örnek bize, CHP kültürünün İnce’yi feda etme, CHP’lilik kültürünün ise İnce’nin CHP’yi terk etme lüksünün olmaması gerektiğini gösteriyor.

 

[1] Ayrıntılı bilgi için bkz. Tanju Tosun; Türk Parti Sisteminde Merkez Sağ ve Merkez Solda Parçalanma, Boyut Yayıncılık, İstanbul,1999, s. 98-110.

[2] Bkz. https://www.muharremince.com.tr/

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.