Müslümanlar Fransa’nın Siyasi Hayatından Dışlanıyor

Abaya giyen kız çocuklar öğrenci olarak değil, Fransız ulusuna komplo kuran küresel İslamcılığın elçileri olarak görülüyor.

fransa abaya

Fransa Eğitim Bakanı Gabriel Attal, yeni okul döneminin başlaması münasebetiyle ulusal televizyona çıktığında açık bir mesaj verdi: “Okullarda artık abaya (uzun, bol elbise) giyilemeyeceğine karar verdim.” Kararını biraz detaylandırmıştı: “Bir sınıfa girdiğinizde, öğrencilere bakarak dinlerini tespit edememelisiniz.” Bu açıklamadan birkaç gün sonra bazı Müslüman kadın ve kız çocukların giydiği uzun, bol elbisenin yasaklandığını teyit eden resmî bir açıklama geldi. Bu duyurunun pratikteki etkisi, okul kapısına abaya ile gelen genç kadınların derslere alınmaması ya da sınıf arkadaşlarıyla kaynaşmasının engellenmesi oldu. “Ancak” diye ekliyordu Bakan, “öğrenciler hoş karşılanacak ve onlarla konuşularak bu kuralın ne anlam ifade ettiği anlatılacak.”

 

Abaya ya da uzun bol siyah giysi yasağı, Fransız devleti ile sömürgecilik sonrası göçle gelen Fransız vatandaşları arasındaki kolonyal ilişkinin bir parçası olarak görülmeli. Söz konusu yasağın üç önemli olayın damga vurduğu bir geçmişi var: 1989 yılında bir okul müdürü üç kız çocuğu sınıfta başörtüsü taktıkları gerekçesiyle okuldan atmıştı. 1994 yılında bir hükümet memorandumu, okullarda kabul edilebilir olan “sade” dini semboller ile kabul edilemez bulunan “dikkat çekici” dini semboller ayrımının ortaya çıkmasını sağladı. 2004 yılında yeni bir kanunla devlet okullarında peçe takılması ya da “dikkat çekici” dini semboller kullanılması yasaklandı.

 

Şimdi de ergenlik çağındaki kız çocukların abaya giyerek eğitim görmelerine, eğitim kurumlarında serbestçe dolaşmalarına ya da sınıf arkadaşları ve öğretmenleriyle bir araya gelmelerine izin verilmeyecek. Yasağın gerekçesi sekülerliği savunma. Tarihsel anlamda Fransa’da sekülerizm ya da “laiklik” ilkesi vicdan özgürlüğü hakkının korunmasıyla ilgili: Bu ilke devletin kesin bir biçimde tarafsızlığını gerektiriyor.

 

Ancak laiklik, zamanla ve partizan çıkarlar ile siyasi hizalanmaların etkisiyle, kadın ve erkek arasındaki eşitlik ilkesini korumayı amaçlayan bir söyleme hizmet etmek üzere kullanılır oldu. Başka bir deyişle, İslam’ı ataerkil bir din ve Fransız demokrasisi için bir tehdit olarak gösteren bir söyleme dönüştü. Müslüman kadınları Müslüman erkeklerden ve daha geniş anlamda İslam kültüründen kurtarmak da bu demokrasinin görevi oldu. 

 

Gelgelelim, okullarda abaya yasağını haklı bulan bazı konuşmaları dikkatle dinlediğinizde, bir değişimin yaşandığının açıkça ortaya çıktığını görebilirsiniz. Mesele artık uzun ve bol bir giysiyi yasaklayarak genç kadınları Müslüman ataerkilliğinin pençesinden kurtarmak değil, diğer öğrencileri abaya giyen bu ergenlerin oluşturabileceği din değiştirme tehdidinden korumak. Bu kız çocuklar artık küresel İslamcılığın okula gelen elçileri olarak görülüyorlar.

 

Fransa’da sağın ve aşırı sağın abayanın dini bir giysi olduğu konusunda aynı fikirde olduğunu belirtmek gerek. Solda ise tanımlama konusunda hissedilir bir tedirginlik söz konusu. Bazıları bunun dini bir kıyafet olmadığı konusunda net; diğerleri ise bundan o kadar emin değil.

 

Uzun bir elbisenin mahiyeti ve önemi hakkında iddialarda bulunarak bu tartışmaya dahil olanlar ciddi bir hata yapıyor, çünkü tartışmanın kendisi cinsiyetçi bir önermeye dayanıyor. Bu önerme de ergenlerin anormal bir kadınlık aracılığıyla cinsiyetlendirilmesi. Bu ırkçı bir önermeye de dayanıyor: Abaya giyen kız çocuklar, tüm oluşlarını ve davranışlarını belirlemeye çalışan bir dinden olma halleriyle (Müslümanlıklarıyla) ırksallaştırılıyor. Bu cinsiyetçi ve ırkçı teoriler birleşerek üçüncü bir varsayım üretiyor: Kadın ve “yabancı” olarak bu ergenlerin Fransız ulusuna karşı komplo kuruyor olmaları gerektiği.

 

Yürümesi gereken tek tartışma, bu genç kızların bedenleriyle ne yaptıkları ve akıllarını neye adadıkları değil, Fransız devletinin ırksal azınlıkların bedenlerini ve zihinlerini kontrol etmek için uyguladığı politikalar olmalı.

 

27 Haziran 2023’te, 17 yaşındaki Nahel’in yakın mesafeden polis silahından çıkan bir kurşunla öldürülmesini hatırlayın. Bu trajik can kaybı Fransız polisinin 2020’den bu yana trafikte durdurarak ölüme neden olduğu olayların 21’incisiydi. Öldürülenlerin çoğu ya siyah ya da Arap kökenliydi.

 

Şu hâlde, okulların ırksallaştırılmış ergenlerin bedenleri üzerindeki kontrolüyle, polisin ırksallaştırılmış ergenlerin bedenleri üzerindeki kontrolü arasında bir ilişki kurmak neden mümkün olmasın?

 

Genç Müslüman kadınların ve genç Müslüman erkeklerin, farklı derecelerde ama toplumsal merdivenin yukarısında, istisnai siyasi muameleye tabi tutulan bir gruba ait olduklarını nasıl algılayamayız?

 

Bu genç erkek ve kadınlar ne yaparlarsa yapsınlar ya da ne düşünürlerse düşünsünler, onların daima akıl yürütme kapasitesi olmayan ve bu nedenle beyaz akıl tarafından yönetilmesi gereken bedenlere indirgendiği bir ötekilikte sıkışıp kaldıklarını nasıl anlayamayız?

 

Bu tartışmanın temelinde yatan, Fransız nüfusunun bir kısmının siyasi hayata katılım hakkının dışında bırakılmasıdır. Müslüman olsun ya da olmasın her Fransız’ın Fransız vatandaşlığının getirdiği tüm haklardan tam ve eksiksiz olarak faydalandığından emin olmalıyız.

 

Bu yazı The Guardian sitesinde yayınlanmış olup, Evrim Yaban Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için buraya tıklayınız.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.