Geldiğimiz nokta bir temenni ya da şikâyet değil, çıplak bir tespittir: Entelektüel ilgi üniversiteyi terk etmiştir. Ancak bu bir yok oluş değil, zayıflasa da bir mecra değişimidir. Üniversite içinde kaybettiğimiz entelektüalizm münzevi hayatlarda, unvan ve indekslerin önemsenmediği; meselelerin sadece mesele olarak ele alındığı açık ve samimi muhabbetlerde ve bilgiyi bir sermaye birikimi olarak değil, bir var oluş davası olarak sırtlanan bağımsız birlikteliklerde hayat bulmaktadır.

Günümüzdeki akademisyenlerin sınıfsal yapısı önceki nesillerden farklı. Daha önce akademik hayata atılanların önemli bir kısmı aileden gelen birikimlere sahiplerdi ve geçim için maaşa bağlı değillerdi. Şimdi akademisyen sayısının artmasıyla birlikte sınıfsal yapı değişti, eskisi gibi “hobi” olarak hocalık yapanların sayısı azaldı. Bu açıdan daha kırılgan bir akademik sınıftan bahsedebiliriz; hem aileden getirdikleri birikimlerin neredeyse olmaması hem de düşük ücretlerle çalışmak zorunda kalmaları nedeniyle “çifte kırılganlık” söz konusu.

Kurumsal yapılar ve kimlikler, hafızalarına sahip çıkarak büyürler. Vefa, kişilere değil, kurumun kendisine duyulan saygıdır. Bir üniversite, geçmişini yok sayarak, inkâr ederek değil; geçmişine sahip çıkarak, onu doğru okuyarak geleceğe yürür. Beşir Atalay isminin Kırıkkale Üniversitesi kampüsünden kaldırılması, bu üniversitenin tarihine karşı bir vefasızlıktır. Bazı isimler vardır, yalnızca bir tabelada değil; fikirde, emekte ve kurumsal […]

İktidar unsurları üniversite özerkliğinin milli iradeye meydan okuma anlamına geldiğini düşünüyor. Üniversitelerin iktidarla uyumu yüksek kişiler tarafından kontrol edilmesi arzulanıyor. Özellikle sosyal bilimlerde akademisyenlerin iktidarın söylemini tekrarlayacak ya da en azından sorgulamayacak kişilerden oluşturulması gibi bir hedef de var. Bu tabii kesif bir siyasileşme, liyakat ilkesinin ihlali ve nihayet kalitesizleşme anlamına geliyor.

Ücretsiz kreş uygulamalarının bir devlet politikası haline gelmediği, zaten sosyal refah devletinden söz edilemediği ve bu konunun tamamen sosyal belediyeciliğin insafına bırakıldığı koşullarda, artık kadınların istihdamı ile bakım yükü arasında denge kurarken çocukların haklarını gözeten yeni bir toplumsal modele ihtiyacımız var. OECD ülkelerinde okul öncesi eğitime erişimde en son sırada yer alıyor oluşumuz, alarm zillerinin […]

İngiltere’nin Nottingham şehri, üniversite öğrencilerinin barınma sorunları konusunda uzun zamandır “kafa yoran”, fırsat eşitliği yaratmak adına ortak akıl geliştirme çabalarında bulunan, en önemlisi de bunu “dert edinen” bir zihniyete sahip. Bu süreçte de temel bir ilkeye dayanarak ilerliyor: Üniversiteler ile yerel yönetimler arasında işbirliği. Bu sene üniversiteye yerleşebilenleri ilk sırada bekleyen sorunlar arasında, geçmişte olduğu […]

Vahşet, nobranlık, cehalet, çürüme bir “kader” değil; yaptıklarımız ve yapmadıklarımızın bir sonucu. Tüm canlı organizmalar gibi toplum da dönüşebilir. Ama öncelikle birlikte yaşama kültürüne, toplum olma bilincine sahip olduğumuzu anımsatan bir yeni sosyal sözleşme gerekli. Yeniden iletişim dilini sağlamalı, kurumsal kültürleri yenilemeli, bizi birleştiren harcı yeniden keşfetmeliyiz.   Toplumsal bir çözülmenin “Altın Çağı”nı yaşıyoruz adeta. […]

Mehmet Azimli’ye çalıştığı üniversite tarafından başlatılan “idarî soruşturma”, sonucundan bağımsız olarak medenî bir toplum ve ülke için utanç verici bir olaydır ve maalesef epeydir, sadece başkaları adına utanmaya şartlandırıldığımızdan, daha kötü şeylerin de olabileceğinin işâretidir. Yeni Şafak gazetesinin 3 Ocak 2014 tarihli nüshasında bir haber var. Prof. Dr. Mehmet Azimli, o vakitler Cemaate “hediye edilen” […]

Yeni anayasa talebine ilişkin gerekçeler, gerçekten askerî darbe tortularının temizlenmesi ise bu tortulardan biri Cumhurbaşkanına tanınan rektör atama yetkisidir. Bu yetkinin ilgası, üniversitelere gerçek anlamda özerklik tanınması ve akademik hürriyetlerin genişletilmesi, hiç değilse üniversiteler üzerindeki vesayeti ortadan kaldıracaktır. Türkiye, her gün yaşadığı olaylarla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin vahim sonuçlarını tecrübe ediyor. Bu somut tecrübeler, parlâmenter hükümet […]

Mitolojik veya teolojik düşünme aşamalarından felsefi-bilimsel düşünme aşamasına –Türk devriminin teşebbüs ettiği gibi- geçmenin “uzun atlama” gibi bir yolu yoktur; öncelikle “merak etme”yi öğrenmemiz gerekiyor. İslam Dünyasında “Merak/Taaccub”un Başlaması ve Bitmesi Yedinci yüzyıl ile dokuzuncu yüzyıl arasında “Teolojik Düşünme”yi (Dâhili İlimler: Kelam-Fıkıh, Tefsir, Hadis, Tasavvuf) başaran Araplar, 9-13. yüzyıllar arasında Yunanca’dan, Süryanice’den, Farsça’dan ve Hintçe’den […]

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.