Cezayir’de Gösteriler Yılı ve Orta Doğu’da Yeni Protesto Hareketleri

Geçtiğimiz yıl içerisinde Cezayir, Sudan, Lübnan, Irak ve İran’da ciddi toplumsal hareketler oldu. Her ne kadar bu hareketler hem yapıları hem de sonuçları bakımından Arap Baharı’ndan ciddi anlamda farklılaşsa da, İran haricindeki ülkelerde siyasi lider kadrosunda ciddi değişimlere sebep oldu. Özellikle Cezayir’de “Hirak” ismi verilen gösteri hareketinin çatısı altında buluşan protestocular, son bir yıldır her Cuma günü yaptıkları gösterilerle Cezayir siyasetinin tepe kadrosunu ciddi anlamda dönüştürmeyi başardı.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

2019 yılında Orta Doğu ve Kuzey Afrika Arap Baharı’ndan bu yana şahit olunmayan büyük gösteri hareketlerine sahne oldu. Arap Baharı’nın ilk yıllarını takip eden süreçte, birkaç küçük örnek haricinde bölgeye yayılmış gösteri hareketlerini görmek mümkün olmamıştı. Geçtiğimiz yıl içerisinde ise Cezayir, Sudan, Lübnan, Irak ve İran’da ciddi toplumsal hareketler oldu. Her ne kadar bu hareketler hem yapıları hem de sonuçları bakımından Arap Baharı’ndan ciddi anlamda farklılaşsa da, İran haricindeki ülkelerde siyasi lider kadrosunda ciddi değişimlere sebep oldu. Ancak değişimler taleplerin yanında sınırlı kaldığı için gösteriler hâlen devam etmektedir.

 

Bu gösterilerin başladığı ülke olan Cezayir, özellikle Kuzey Afrika’daki tarihi ve siyasi önemine rağmen, 2000’lerden bu yana uluslararası camia tarafından görece göz ardı edilmiş bir devlet. 22 Şubat 2019’da başlayan ve her hafta düzenli olarak devam eden gösteri hareketi bir seneyi devirmiş durumda. 12 Aralık 2019’da gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçimleri de “Hirak” ismi verilen gösteri hareketini sonlandırmaya muvaffak olamadı.

 

Bu süreç içerisinde Cezayir siyasetinin tepe kadrosu ciddi anlamda dönüşse de, temel güç odakları değişmediği ve demokratikleşme gerçekleşemediği için Hirak’ın yakın zamanda sona ermesi de beklenmiyor. Peki, bu bir yıllık hareketin ardından Cezayir’de gerçekleşen değişimler ve süreklilik nasıl şekillendi? Bu sorunun yanıtlarını ararken, otoriter rejimlerin görece benzer stratejiler uyguluyor olmasından dolayı, Cezayir örneğini anlamak diğer ülkelerdeki taleplerin ve rejimlerin verdiği cevapların sınırlılıklarının anlaşılması için de önemli bir anahtar olacaktır.

 

Cezayir’de Hirak Neden Başladı?

 

Hirak’ın ortaya çıkışını anlayabilmek için öncelikle Cezayir’in yakın tarihine bakmak gerekir. Arap Baharı bölgedeki ilk demokratikleşme hareketi olarak görülse dahi, bölgenin ilk gerçek demokratikleşme teşebbüsü 1989-1992 arasında Cezayir’de yaşanmıştı. Rejim içerisindeki reformist kanadın tek partili hayattan çok partili hayata geçiş kararıyla başlayan demokratikleşme süreci, 1991 sonunda bölgedeki ilk özgür ve adil seçimlere sahne oldu. Ancak İslami Selamet Cephesi’nin (FIS [1] ) açık ara zaferiyle sonuçlanan seçimin ilk turunun ardından, demokrasi yanlısı bazı solcu grupların ve reformist rejim aktörlerinin karşı çıkmasına rağmen, ordu yaptığı darbeyle demokratikleşme sürecini sona erdirdi.

 

Bu darbenin ardından 1990’lar ordu ile FIS’in kontrolünden çıkmış radikal gruplar arasında, bazı kaynaklara göre iki yüz binin üzerinde ölüme sebep olan bir iç savaş yaşandı. Sivil toplum örgütlerinin raporları bu süre içerisinde önemli bir kısmının da rejim eliyle gerçekleştirildiği altı yüzün üzerinde katliam, bombalama, suikast gibi şiddet olayı olduğunu belirtmektedir. İç savaşla geçen yılların sonunda, 1999 yılında rejimin eski yüzlerinden Abdülaziz Buteflika cumhurbaşkanı oldu. Buteflika bir nevi kurtarıcı olarak gelerek bu iç savaşı bitirdi ve ülkeye istikrar getirdi. Takip eden süreç içinde Buteflika askeri vesayet altında olan ve farklı siyasi “klanlar” arasındaki güç paylaşımı üzerine kurulmuş Cezayir rejimi için birleştirici bir cumhurbaşkanı oldu ve zaman içinde kendi “klan”ını oluşturdu.

 

90’ların travmasının ardından Buteflika’nın sağladığı istikrar ve ekonomik gelişme kendisinin meşruiyetini artırdı. Her ne kadar ortalama gelir seviyesi bölge ortalamasının ciddi anlamda üstüne çıkmasa da, yıllar boyu şiddet sarmalından bunalmış halk için bu istikrar ortamı bir rahatlama da sağladı. Petrol fiyatlarının da genelde yüksek seyretmesi, ekonomisi önemli anlamda doğal kaynaklara dayalı Cezayir’in ekonomik olarak görece gelişmesini de sağladı. 2000’lerdeki bu rahatlama ve 90’ların henüz tam atlatılamamış travması, Arap Baharı sürecinin Cezayir’de rejim için daha yumuşak geçmesine vesile oldu.

 

Ancak Buteflika’nın 2013 yılında geçirdiği hastalık sonrası Cezayir yönetimine olan krediler tükenmeye başladı. Geçirdiği rahatsızlık sonucu bilfiil cumhurbaşkanlığı görevini yürütemeyen Buteflika yerine kendi çevresindekiler ülkenin idaresini büyük ölçüde ele aldı. Abdülaziz Buteflika’nın kardeşi Said’in bir nevi gölge cumhurbaşkanı olduğu bu süreçte bir grup sivil politikacı ile bunların sıkı ilişkileri olan iş dünyası elitleri ülke siyasetini kontrol ettiler. Bir yandan bu ilişkiler yolsuzluğun artmasına sebep olurken, öbür yandan ekonomik sıkıntılar artınca ve Buteflika’nın Arap Baharı sürecinde verdiği sözler tutulmayınca halkın Buteflika yönetimine olan tepkisi de büyüdü.

 

İşte tam da bu süreçte Cezayir rejiminin farklı klanları artık görevini ifa edemeyen Buteflika yerine yeni bir ortak aday üzerinde anlaşamayınca, 2019’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerine Buteflika tekrar aday gösterildi. Artık 82 yaşına gelmiş ve yıllardır bilfiil cumhurbaşkanlığı yapamayan Buteflika’nın beşinci kez bu makama aday olması üzerine halk ciddi bir tepki gösterdi ve Şubat 2019’da sokaklara döküldü.

 

İlk günlerde Cezayir rejimi Buteflika’nın adaylığını geri çekse ve bazı tavizler verse, belki de gösterileri kısa sürede sona erdirebilecekti. Ancak Buteflika’da ısrar edilmesi ve halkın taleplerine karşı komik tavizler verilmesi zaten yıllardır sessiz kalmış ve içinde tepki biriktirmiş Cezayirlilerin daha da mobilize olmasına vesile oldu ve Buteflika karşıtı gösteriler demokrasi yanlısı gösterilere dönüşerek, Hirak’ı başlattı. Sonrasında verilen sembolik tavizler de mobilize olmuş halkı tatmin edemedi. Şubat 2019’dan beri yüzbinlerce Cezayirli her Cuma sokaklara çıkarak yolsuzluğa bulaşmış rejimin değişmesini, askeri vesayetin bitmesini ve demokrasiye geçilmesini talep ediyor.

 

Bugüne Kadar Neler Değişti?

 

Geride kalan bir yıl içerisinde Hirak’ın sona ermemiş olması başlı başına büyük bir başarı. Benzer gösteri hareketlerinin ömrü birkaç hafta veya ay olurken, Hirak neredeyse aynı heyecanla bu kadar uzun süredir devam ediyor. Nisan 2019’dan itibaren yaklaşık 11 ay boyunca iki araştırmacı ile yürüttüğümüz ve yaklaşık 18 bin kişinin katıldığı anketimize göre, Nisan ayında Cezayirlilerin %90’a yakını Hirak’ın hedeflerini desteklerken, bir yıl süren gösterilerin sonunda bu oran hâlen %70 civarında idi.

 

Bunun yanı sıra Hirak’ın en büyük başarısı, şüphesiz ki rejimin tepe kadrosunun devrilmesi oldu. Rejimin beklentilerinin aksine Hirak kısa sürede sona ermeyince, Buteflika ile yola devam edilemeyeceği anlaşıldı ve ordunun yaptığı bir manevra ile Nisan ayında Buteflika’nın görevine son verildi. Askerin yaptığı bu yumuşak darbeyle geçici bir cumhurbaşkanı ve geçici bir hükümetle bir geçiş sürecine girildi.

 

Bu süreçte Buteflika’nın görevden alınmasının yanı sıra Buteflika yönetiminin önemli siyasi liderleri (kardeşi, eski başbakanlar, bakanlar) ve onların iş dünyasından ortakları da tutuklanarak yargılandı. Ayrıca 1990 ve 2000’lerin en karanlık figürlerinden olan ve Hirak’ın başlangıcından sonra Buteflika’nın ekibiyle iş tutan eski istihbarat şefi General Tevfik’in de tutuklanması en önemli gelişmeler arasında yer aldı. Tüm bunların üzerine 12 Aralık’ta gerçekleşen seçimlerle “Buteflika klanı”na muhalefetiyle ve genelkurmay başkanına yakınlığıyla tanınan rejimin eski isimlerinden Abdülmecid Tebbun yeni cumhurbaşkanı oldu.

 

Rejimin sivil ayağında bu ciddi değişiklikler olurken yumuşak darbeyi gerçekleştiren ordu bu geçiş sürecinin mutlak hâkimi oldu. 1999’dan beri perde arkasında kalarak devleti siviller üzerinden yönetmeyi tercih eden ordu bu düzeni devam ettirmek isterken, Genelkurmay Başkanı Ahmed Gaid Salah devletin en kuvvetli ismi olarak bu geçiş sürecini yönetti. Kendi kontrollerindeki Tebbun’un yeni cumhurbaşkanı olmasıyla da ordunun bu hâkimiyeti perçinlendi. Ancak Gaid Salah, 23 Aralık’ta kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Böylece 2019 başındaki Cezayir rejiminin görünen yüzlerinin neredeyse tamamı 2020 başlamadan değişmiş oldu. Her ne kadar bu süreçte asker günlük siyasete normalden daha çok müdahil olsa da, Tebbun’un cumhurbaşkanı olması ve Gaid Salah’ın ölümü sonrası ordu tekrar siyaseti perde arkasından yönetme konumuna döndü.

 

Peki Neler Değişmedi?

 

Her ne kadar siyasal aktörler değişse ve bir anlamda Cezayir’deki Buteflika iktidarı yıkılsa da, esasında Cezayir’de demokratikleşme yönünde bir rejim değişimi gerçekleşmedi. Hirak’a karşı ordunun stratejisi demokratikleşme sürecini başlatmak yerine göstericileri ve muhalefeti oyalayarak zaman kazanmak ve askerin hâkim olduğu sistemin sürekliliğini sağlamak üzerine oldu. Asker Hirak’ı sona erdirmeye muvaffak olamasa da kendisinin vesayetinin süreceği, farklı yüzlerin olduğu bir otoriter rejimi sürdürmeyi başardı.

 

Öncelikle dikkat çekilmesi gerekir ki; sivil kadrolar değişse ve yargılamalar yapılsa da bu eylemler son yıllarda rejim içerisindeki gücünü arttıran “Buteflika klanı”na yönelik oldu ve rejimin tamamını kapsamadı. Askeri vesayetin devamını sağlayabileceğine inanılan rejim aktörleri sistemin içinde tutuldu. Asker üzerinde sivil hâkimiyetin kurulması Hirak’ın en önemli taleplerinden iken, asker bu süreçte hâkimiyetini daha da artırdı.

 

Bunun ötesinde demokratikleşme ve özgürlüklerin artırılması talebi karşılanmaktan çok uzak kaldı. Ordu, gösterileri doğrudan şiddet ile bastırmayı tercih etmezken, bir yandan Hirak’ı temsil edebilecek siyasal aktörlerin de kabul edebileceği bir diyalog süreci başlatmadı, öbür yandan da bazı Hirak liderlerini tutuklayarak seçmeci bir baskı uygulamayı tercih etti. Tüm bunların üzerine ordu Aralık seçimlerini bu geçişin bir tamamlayıcısı olarak gösterirken, muhalefetin boykot ettiği, katılımın düşük kaldığı ve özgür ve adil olmaktan uzak kalan bu seçimler esasında Cezayir’de demokratikleşme anlamında pek bir değişiklik olmadığını gösterdi.

 

Cezayir’de Hirak tecrübesinin bir senelik seyrinin sonunda siyasetin nereye evrileceğini kestirmek ise oldukça zor görünüyor. Gerekirse bireylerden vazgeçip sistemi sabit tutma şeklinde tanımlanabilecek rejimin temel stratejisi şu ana kadar işlemiş görünüyor. Ancak kısmi baskı ve kısmi tavizlerle bugüne kadar getirdikleri bu stratejinin sonucunda rejim aktörleri gösterilerin de sona ereceğini tahmin ediyordu. Bir senenin ardından dahi gösterilerin devam etmesi Hirak’ın kolay kolay taleplerinden vazgeçmeyeceğinin işareti. Muhtemel olarak rejim demokratikleşmeye ulaşmayacak küçük tavizler (yeni anayasa, diyalog süreci gibi) ve artan baskıyla stratejisine devam edecek. Hirak’ın geleceği ise bu stratejilere karşı bugüne kadar başarıyla direnen gösterilerin devam edip etmeyeceği tarafından belirlenecek.

 

Cezayir ve Bölgedeki Diğer Gösteri Hareketleri

 

Sonuç olarak Cezayir rejiminde şekli değişimler olsa da, aslında sistemin asıl güç odaklarının sürekliliğini görmekteyiz. Esasında Cezayir’deki bu sınırlı değişim Sudan, Lübnan ve Irak’taki durumu da güzel bir şekilde yansıtıyor. Talepler ve gösteri hareketlerinin farklılığına rağmen, bu ülkelerin tamamında siyasal sistemin aktörleri sınırlı tavizlerle gösterileri bitirebileceğini düşündü.

 

Bu ülkeler arasında en ciddi değişim Sudan’da yaşanırken, cumhurbaşkanının devrildiği ülkede bir yandan askerin kontrolü devam ederken öbür yandan demokratikleşmenin gerçekleştiğini söylemek zor. Lübnan ve Irak’ta kemikleşmekte olan parti ve grupların hâkimiyetindeki ve dış güçlerin etkisi altındaki siyasal sistemlerin halkın taleplerini karşılayamaması üzerine çıkan gösteriler hükümetlerin değişmesini getirirken, beklenen siyasi dönüşümü sağlayamadı. Tıpkı Cezayir’de olduğu gibi bu ülkelerde de bireyler değişse de sistemler sabit kaldı.

 

Dikkat çeken bir başka husus ise özellikle Arap Baharı tecrübesinden farklı olarak bu protesto hareketlerinde ideolojik kampların görece daha geri planda kalması oldu. Muhakkak ki ideolojik kamplar bu ülkelerde hâlen mevcut. Ancak özellikle göstericiler arasında bu ayrımlar daha az görülüyor. Cezayir ve Sudan’da gösteriler süresince İslamcı, seküler, liberal, solcu gruplar arasında ciddi ayrımlar görülmedi. Ülke içindeki ayrımlar daha çok sistemi savunanlar ve sisteme karşı olanlar arasında gözlemlendi. Lübnan ve Irak’ta ise önceki dönemlerden farklı olarak muhtelif etnik ve dini gruplardan gençlerin bir araya geldiği gösteriler gözlendi.

 

Son olarak bu gösterilerde uluslararası güçler görece geri planda kaldı. Her ne kadar Irak ve Lübnan’da İran müdahil olmaya çalışsa da, Arap Baharı’nın aksine gösteriler uluslararası camianın önemli bir meselesi olmadı. Gösteriler hakkında uluslararası camianın açıklamaları ve medyanın ilgisi ise daha çok güvenlik ve istikrarın devamı noktasında yoğunlaştı. Cezayir örneğinde Fransa, ABD gibi aktörler gösteriler için yalnızca genel geçer açıklamalar yaparken, rejime reformlar yönünde hiçbir baskı yapmadı. Aynı aktörler çok sayıda göstericinin öldüğü Sudan ve Irak gösterilerine de büyük ölçüde sırtlarını döndüler.

 

Sudan, Irak ve Lübnan’da da tıpkı Cezayir’de olduğu gibi toplumsal hareketlerin talepleri karşısında oldukça sınırlı kalan tavizler bu hareketleri bitirmekten uzak kaldı. Bu bağlamda gerek Cezayir’de gerekse de zikredilen diğer ülkelerde toplumsal hareketlerin demokratikleşme, özgürlük, sosyal adalet ve yolsuzluğu bitirme talepleri önümüzdeki süreçlerde de devam edecek gibi görünüyor.

__________________

[1] Türkçede de sıklıkla kullanılan FIS kısaltması partinin Fransızca ismi “Front Islamique du Salut”den gelmektedir.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.