Yapay Zekâ Huzursuzluğu Çağı
Yapay zekâ her yerde, hem de aynı anda. Bu size ne hissettiriyor?
Mart 2020’nin ortalarıydı ve hiçbirimiz ne olacağını bilmiyorduk. Dünyanın dört bir yanında insanlar “yeni koronavirüs” nedeniyle hastalanmaya, hatta ölmeye başlamıştı. Broadway kapanmıştı. NBA de öyle. Tom Hanks ve Rita Wilson’ın Avustralya’daki bir film setinde testleri pozitif çıkmıştı. Penceremden, yolcuları hasta ya da muhtemelen hasta olduğu için limana yanaşmasına izin verilmeyen, açıkta bekletilen bir yolcu gemisini görebiliyordum. Zihnime sonsuza dek kazınacak görüntü ise Target’a girmek için çaresiz bir kuyrukta bekleyen arabalar dizisiydi. Raflarda her şeyin tükenmemiş olmasını umuyorlardı. Çok geç kalmamış olmayı umuyorlardı.
O mart ayında her şey hızla olup bitiyordu; ama asıl olacak olan henüz tam anlamıyla olmamıştı. Dünyanın değişmek üzere olduğunu biliyorduk, ama nasıl değişeceğini bilmiyorduk. Etrafımızda olup bitenleri etkili biçimde ölçebilecek araçlardan yoksunduk.
O belirsizliğin ilk günleri, bana şu anda yapay zekâ konusunda bulunduğumuz noktayı çok hatırlatıyor. Teknoloji açıkça burada, her yere yayılıyor ve ortadan kalkmayacak. Peki neye yol açacak? Toplumumuz üzerinde nasıl bir etkisi olacak? Hayatı daha iyi mi, daha kötü mü hale getirecek? Bunu nasıl bileceğiz? Plan ne? Olası gelecek senaryolarının nasıl şekilleneceği konusunda kime inanmalıyım?
Şu anda hepimiz yapay zekâyla rahatsız bir belirsizliğin içinde oturuyoruz. Bu baskı yukarıdan geliyor. Büyük yapay zekâ şirketlerinin CEO’ları, bu teknolojinin bütün işlerimizi elimizden alabileceği konusunda bizi uyarıyor. Ya da beklentileri karşılayamazsa, bunun yerine ekonomiyi çökertme ihtimali bulunduğunu söylüyorlar.
Belki de ikisi birden olacak.
Yatırımcıların belirsizlikten nefret ettiği herkesin bildiği bir gerçektir. Eh, hepimiz kendi geleceğimizin yatırımcılarıyız. Yapay zekânın vaadi çok güçlü, çok cazip. Aramızda bütün hastalıkların tedavi edilmesine karşı çıkacak kim var? Sınırsız temiz enerjiye ya da iklim krizinin sona ermesine karşı çıkacak kim var? Ama şu anda, en azından hemen önümüzde uzanan yol çok daha az çekici görünüyor.
Veri merkezleri elektrik faturalarımızı şişiriyor ve havamızı kirletiyor. Robotlar öldürülecek hedef listeleri çıkarıyor ve bazı durumlarda listenin öbür ucundaki insanları havaya uçuruyor. İş konuşmalarında yapay zekâya fazla mı yaslandığımızı, yoksa onu yeterince kullanmadığımızı mı anlamak giderek imkânsız hale geliyor. Telefonlarımızı ve akışlarımızı yapay zekâ çöplüğü istila ediyor. Sosyal medyanın dili —özellikle şu baş belası LinkedIn’de— blog yazıları, haber bültenleri ve hatta büyük harfli Gazetecilik giderek daha çok Claude çıktısı gibi okunuyor. Hoşumuza gitse de gitmese de, bütün uygulamalarımıza yapay zekâ zerk ediliyor. İşverenler, yapay zekâ verimliliği adına binlerce pozisyonu ortadan kaldırıyor. İnsanlar onun karanlık aynasına kapılıp gerçeklikle bağlarını kaybediyor. Bize, bir sonraki modelin o kadar güçlü, potansiyel olarak o kadar tehlikeli ve korkutucu olduğu söyleniyor ki, onu yayımlayamayız bile. Henüz değil. Ama yakında! Merak etmeyin, yakında.
Biz uyurken bir şeyler satın alıyor. Proteinlerin yapısını keşfediyor. Çocuklara kendilerini öldürmelerini söylüyor. Çocuklara kendilerini öldürmelerini söylüyor.
Çoğu insanın yapay zekânın kendilerini tedirgin ettiğini söylemesine şaşmamalı.
Biz bunun için mi kaydolmuştuk? Bugün o gün mü? Dronlar uyandı mı? Bilinç kazandı mı? Canlı mı? Hayır. Henüz değil. Yat uyu.
21. yüzyılın sıradan Amerikalısı yatakta yatmış telefonuna bakıyor. Uyuması gerekir. Kitap okuması gerekir. Melatonin alması gerekir. Bunun yerine bir matematik denklemiyle koyu bir sohbete dalmış durumdadır. Erimiş kumla saatlerce, çağlar boyunca konuşuyor. Aydınlanma yaşatan bir konuşma. Sonu gelmeyen bir baş başa sohbet. Ah, ne zeki çocuksun! Ne zeki, ne zeki bir çocuk. Çabuk! Bunu LinkedIn’e koy!
Artık bütün arkadaşlarımız yapay zekâ. Sevgililerimiz de. İş ortaklarımız da. İşe alımcı yapay zekâ. Satışçı yapay zekâ. Gazeteci yapay zekâ. Müzisyen, sanatçı, terapist, avukat. Yazılımcı, aman Tanrım, yazılımcı kesinlikle yapay zekâ. Yapay zekâ kod yazmayı öğrendi. Yapay zekâ kendini inşa ediyor.
Yarın işim olacak mı? Piyasa çökecek mi? OpenAI’nin neden bir sığınağa ihtiyacı var? Benim de sığınağa ihtiyacım var mı? Belki de bir sığınağım olmalı.
Yabancı bir hasmın Lego videolarını izliyorum. Araştırma raporlarımla yapay zekâ podcast’leri üzerinden konuşuyorum. Mac Mini’mde bütün gün ve bütün gece bir ajan çalıştırıyorum. Asla uyumuyor, asla durmuyor. Hep çalışıyor. Peki ne yapıyor? Şşşş. Bana bunu sorma. Ondan başka her şeyi sor.
Peki yapay zekâ çağında çalışan bir sanatçı olmak ne anlama gelecek? Bakın, bakın, Sanatçı derken büyük S’li Sanatçı’dan söz etmiyorum. Burada Whitney Bienali’nden bahsetmiyorum. Ama diyelim ki Amerika Birleşik Devletleri’nde çalışan yaklaşık 265 bin grafik tasarımcıdan birisiniz. Ünlü değilsiniz. MoMA’nın duvarlarında yer almıyorsunuz. Ama sevdiğiniz işi yaparak geçiminizi sağlıyorsunuz. Yapay zekâ sizin için ne anlama geliyor?
Müşterileriniz sizinle çalışmaya devam edecek mi, yoksa Nano Banana’ya prompt yazmaya mı başlayacaklar? Yapay zekâ üretim sürecinizde kullandığınız bir araç mı olacak; günün sonunda bir başka Photoshop’tan mı ibaret kalacak? Yoksa sizin, meslektaşlarınızın ve herkesin şimdiye kadar yaptığı her görseli taradıktan sonra, aylık 20 dolarlık bir abonelik karşılığında sizi işsiz ve belirsizlik içinde mi bırakacak? Üstelik bu abonelik, e-postalarınızı ve çevrimiçi görsel çöplüğünüzü depolamak için 5 terabayt alan da içeriyor olacak.
Şu uzun tire! Uzun tire kullandım. Şimdi bunu benim değil de yapay zekânın yazdığını düşüneceğinizden endişeleniyorum. Makul bir kuşku bu; benden başka kim kesin olarak söyleyebilir ki? Ama hayır, o yazmadı, söz veriyorum! Yapay zekâyı tam da tasarlandığı işi yapmak için kullandığınızı itiraf etmek hâlâ utanç verici. Biraz GLP-1 kullanıyor olmak gibi. Kimse itiraf etmek istemiyor; ama o zaman herkes nasıl birdenbire bu kadar zayıf ve zeki oldu?
Ama itiraf ettiklerinde de başka türlü oluyor! O zaman da geride kaldığınızı hissediyorsunuz. Tanrım, ClawdBot’uma işe yarar tek bir şey bile yaptıramıyorum; üstelik durmadan çalışıp durduğu hâlde. Ama diğerlerine ve onların üretkenliğine bakın! Ajanları mükemmel olmalı. Hepsini kıskanıyorum. Daha fazlasını yapmalıyım, daha fazla denemeliyim.
Denedim, okur, denedim. Çalışmamı Gemini’ye verdim ve bu yazıyı benim yerime denemesini istedim. İlk başta berbat olduğunu düşündüm. Ama sonra fark ettim: Ya berbat olan ben isem? Ya benim sesimi doğru biçimde yakalamışsa? Ya ben gerçekten böyleysem? Ağdalı ve aşırı ölçüde kendine göndermeli. Claude da daha iyi değildi.
Ya da diğer taraftan bakarsak, belki de yapay zekâ kötü değildir. Belki de onu düzgün eğitemeyecek kadar aptal olan benimdir. Rahatlatıcı bir düşünce; ta ki rahatlatıcı olmaktan çıkana kadar.
Angine de Poitrine’i biliyor musunuz? For You sayfanız benimkine benzemiyorsa, belki bilmiyorsunuzdur. Acayip görünümlü deneysel bir math-rock ikilisi; tuhaf mikrotonal sanat müziği yapıyorlar. Şu anda her yerdeler, hem de aynı anda. Viral oldular. Geçenlerde, çekiciliklerinin bir kısmının yapay zekâya panzehir olmalarından kaynaklandığını savunan bir yazı okudum: Bir büyük dil modelinin ürünü olamayacak kadar özgün, olamayacak kadar tuhaf bir grup. Üretken yapay zekâ çıktılarının yaratıcılığı düzleştirmesi, onun insanın sanatsal yaratıcılığına ve, şey, tuhaflığına asla yetişemeyeceğinin kanıtı sayılıyordu. Yapay zekâ tayfasının bitimsiz bir taklit çağında tek önemli şeyin zevk olduğunu tekrarlamayı sevmesinin nedeni de bu.
Ama Angine de Poitrine’in tadı, elbette, meyan kökü gibi. Ve eğer bu argüman doğruysa, yapay zekâ üretimi sürüden sıyrılmak için çoğu insana itici gelecek kadar tuhaf ve beklenmedik hale gelmemiz gerekecek; ta ki başka ve daha farklı bir kitle bizi gerçekten sevsin. İşte az önce okuduğunuz şey bu yüzden var. Şu anda okuduğunuz şey de bu yüzden var.
GPT zaten her şey olmuşken QuitGPT nasıl mümkün olabilir? Kaçınılmaz olan her yere yayılmışken önüne geçip yolunu nasıl kesebilirsiniz? İnsanlara üretken yapay zekâyı kullanmaktan kaçınmalarını söylemek, giderek onlara toplumun parçası olmaktan kaçınmaları gerektiğini söylemek anlamına geliyor. Bunu daha önce denemiştik.
Yeni koronavirüs covid-19’a, sonra da sadece covid’e dönüşürken onun hakkında çok şey öğrendik. Ne beklememiz gerektiğini öğrendik. Yayılmasını izlememize ve önlememize yardımcı olan araçlar geliştirdik. Aşılar ürettik. Ve zamanla okulları yeniden açtık. Hayatı yeniden başlattık.
Yapay zekâ konusunda bu ilerlemeyi henüz gerçekten başlatmış değiliz. Örneğin, neden böyle bir gösterge paneli bir hükümet sitesinde yok? Devasa veri merkezi inşalarını desteklemek için elektrik şebekemizi dönüştürmeye yönelik büyük ölçekli sanayi politikası nerede? Milyonlarca insan — yazılım mühendisleri, hukuk asistanları, kamyon şoförleri, çevirmenler, gazeteciler, temizlik görevlileri — bir anda işsiz kaldığında ne olacağına dair plan nerede?
Bizi neyin beklediğini, bunun nasıl yayıldığını ve hayatı nasıl değiştirdiğini daha iyi anlamak için araçlara ihtiyacımız var. Şu an elimizdeki el yordamıyla edinilmiş kaba sezgi yerine, onun ekonomi üzerindeki gerçek etkisini görebilmeliyiz. Bunu takip edip anlayana ve tahmin edebilir hale gelene kadar, belirsizlik ve iç sıkıntısıyla baş başa kalacağız; bez maskeyle brokoli dezenfekte eden insanlar gibi.
Bu yazı MIT Technology Review sitesinde yayınlanmış olup, Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için buraya tıklayınız.
MAT HONAN