İsmet Özel’i AK Partili Yapamamak ve Ödül Sorunu

Son 20 yıldır bazı AK Partili troller (içlerinde akademisyen, gazeteci ve televizyoncular da var) İsmet Özel’in yazısının veya konuşmasının ‘işe yarar bir yerinden’ tutarak eleştiri bile denilmeyecek yaveleri paylaşıyorlar. Böylece büyük şair ve düşünürü “eleştirerek” kendilerini onun hizasına getiriyorlar. Bekliyorlar ki İstiklâl Marşı Derneği’nden veya İsmet Özel’den bir cevap gelsin. O zaman başları göğe değecek. Zannediyorlar ki İsmet Özel onları takip ediyor.

ismet özel akp

Âlimler, arifler, (pozitif) bilim insanları, felsefeciler, şairler (sanatçılar), entelektüeller sivil kişilerdir. Bu cümledeki ‘sivil’lik askerin zıddı anlamında değil; devletin baş sallayan memuru değildir, anlamındadır. 

Bilici kişiler, “devletin memuru” olmaz. Bu cümlede geçen ‘devlet’ bugünkü anlamda soyut organizasyonu ve yapıyı değil; somut kişileri (halife, padişah, kral, kraliçe) gösterir. (14. Louis: L’État c’est moi).  Bu seçilmemiş kişilerin temsil ettikleri sülale de devlettir (İngiliz Kraliyet Ailesi gibi).

Yani Cumhuriyet döneminde ihtisas alanında çalışan, resmî görevini, işini, mesleğini sürdüren kişi “devletin memuru” sayılmaz. O, soyut devletle (örgütlenmiş anayasal yapı) yasalar çerçevesinde sözleşme imzalamış, çalışan bir emekçidir. Dolayısıyla günümüzde memur; bilgi, beceri ve yetkinliklerini kamuya hizmet için kullanan bir ameledir. 

Monarşik yapıda ‘devletin memuru’nun, “Ben devletim, devlet dedikleri ‘ben’im” diyen otoritenin tebaası, kölesi olduğu için devlet yönetiminde (yaptığı işe dair) bir görüşü olmaz. 

Yeni, modern devlette ise ‘kanunla sözleşmeli’ kişi işini yapar, mesleğini en iyi şekilde yapmak için sorumluluk gereği araştırma yapar, fikir beyan eder, edebilir. 

Yeni, modern devletin ‘vatandaşı’ kanun ve diğer yaptırım kaideleri doğrultusunda görevini yaparken görev alanı dışında kalan hususlarla ilgili fikir beyan etmekte, yazıp çizmekte serbesttir. Olağanüstü dönemler hariç (darbe, örfi idare vs.) memurlar kamu yönetimi dahil; yöneticiler ve tutumları hakkında tenkitler, teklifler getirebilir. Hatta müstear isimlerle örfi idare ve darbe yönetiminde de karşı tenkitler getirenler olmuştur. 

Cesaret ve haklılığın verdiği kuvvetle; karşılaşacağı cezayı göze alıp açık bir dille tenkit edenlerin varlığını da biliyoruz. Bu konuda yüzlerce misal verebiliriz. 

Osmanlı’da Fatih Sultan Mehmet’i yargılayan ‘kadı’nın hikâyesi çok meşhurdur. Aynı şekilde Kanuni Sultan Süleyman’ın da menkıbe haline gelmiş adalet hikâyeleri vardır. İlim adamları, Diyanet camiası, okullarda öğretmenler bu olayları heyecanla anlatır. Ecdadımızın yöneticilere karşı adaleti, hakikati savundukları söylenir. Padişahın adalet ve hakikat karşısında boynunun kıldan ince olması da ayrı bir takdir ve onur vesilesi olarak zikredilir. 

Bu doğruculuk yakın dönemde Sultan Abdülhamid’e karşı da gösterilmiştir. Tarihen sabittir. Fiili olarak yetersiz kalındığında tavır; söze, kelama yansır. Âlimler, şairler, gazeteciler bu durumda kaleme sarılır. Bu karşı duruşta millet ve ümmet adına yanlışı doğrultmak, kamunun hakkını korumak vardır. Bu gayenin arka planındaki güç, bilginin ve sorumluluğun hakkını vermek, ahlaklı kalmak, ilahi hudutları korumak duygusudur.

Ebuzer (ra) Hazretlerinin saltanata dönüşme eğilimi gösteren hilâfete ve mal toplamaya itirazını hâlâ hayranlıkla anlatıyoruz. Ebu Hanife Hazretlerinin, Mervan’ın zulmüne ortak olmamak için teklif edilen kadılık görevini reddetmesini takdir ediyoruz. 

Sultan II. Abdülhamid’in bazı uygulamalarına, yönetim üslubuna tamamen katılmayıp itiraz sesleri yükselten, hatta hakarete varan ifadeler kullanan Mehmet Âkif Ersoy’u rahmet ve minnetle anıyoruz. Duruşundan, dürüstlüğünden, hakkı tutup kaldırmasından övgü ile bahsediyor, çocuklarımıza örnek gösteriyoruz. Bugün Safahat’ı baştan sona okumayan binlerce İslamcı onun Abdülhamid’e muhalif olduğunu bile bilmez. Bilenler de: “O günler öyleymiş” der geçer.

Yine Bediüzzaman Said Nursi’nin İttihad ve Terakki içinde yer almasını, Selanik’te ve Şam’da yaptığı Abdülhamid aleyhindeki konuşmaların mesuliyetini “Eski Said”e yükleyip “Yeni Said” ile devam ediyoruz. Hamdi Yazır hâlâ Cumhuriyet döneminin en büyük müfessiri. Onun, üzerine vazife olmamasına rağmen II. Abdülhamid’i tahttan indirme fetvasını yazdığını çok az kişi bilir. Bilenler de vebali boynuna der geçer.

Buraya kadar adı geçen âlimlerin (M. Âkif bir âlimdir) siyasi tutumları baştan sona yanlıştır denilemez. Art niyetli, kompleks ruh halinin ürünü, muhalefet olsun diye muhalif olmuşlar hiç denilemez. Eleştiri noktalarında dinî hassasiyet de gözetilmiştir millet menfaati de. Fakat değişik sebeplerle bekledikleri sonucu alamamışlardır. 

Üstat Necip Fazıl başlangıçta bizzat içinde olmasına rağmen Rapor’larla Necmettin Erbakan ve partisine demediğini bırakmamış, en ağır şekilde tenkit etmiştir. Fakat Necip Fazıl yine de büyük şair ve dava adamıdır. Saygınlığından hiçbir şey kaybetmemiştir.

Sezai Karakoç ve İsmet Özel

Çünkü büyük adamlar muhaliftir. Eksik veya fazla, onlar iktidara hep tenkit getirirler, yöneticilerle aralarına mesafe koyarlar. Bazılarının haklı olduğu, yıllar sonra anlaşılır. Yanlış ve eksik tespitleri ile değil; şairlikleri, zor zamanda konuşmaları, dürüstlükleri, kimsenin önünde el pençe divan durmamaları ile anılır ve bilinirler. 

Sezai Karakoç ve İsmet Özel’in AK Parti icraatlarına karşı yükselttikleri sese böyle bakmak gerekir. 

Sezai Karakoç’un AK Parti program ve uygulamalarını tasdik ve takdir etmesi beklenemez. Çünkü kendi partisi var, zaten diğer partilerin programlarını yetersiz bulduğu için parti kurmuştur. Entelektüel olarak getirdiği eleştiri ve teklifleri parti programı haline getirmiş bir şair ve düşünürden AK Parti’ye destek vermesini beklemek abestir. Dolayısıyla Sezai Karakoç’un eleştiri ve tekliflerinden millet ve ümmet adına en çok faydalanabilecek parti, yine AK Parti’dir. Meseleye böyle bakılacağına “Şairsin, büyük düşünürsün, fakat parti kurmaya ne gerek var” demeye gelen birçok söz söylendi. AK Parti üst kademesi Mesut Yılmaz’ın cenazesine gösterdiği ilgiyi Karakoç’un cenazesine göstermedi. Çünkü Sezai Karakoç’u “AK Partili” olarak göremedikleri gibi Kültür Bakanlığı tarafından verilen Büyük Ödül’ün parasını hem almayan hem “Ödül vermek suretiyle beni susturmak istiyorlar” diyen bir Karakoç buldular karşılarında. 

AK Parti, Nuri Pakdil ve Rasim Özdenören’i saflarına çekmekte gösterdiği başarıyı Mustafa Kutlu ve İsmet Özel’de gösteremedi. Mustafa Kutlu, doğru bulduğu icraatlarda adını vermeden, orta bir üslup ile icraata destek verdi, veriyor; uygun görmediği icraatlar için yine aynı dil ve tutumla tenkitlerini yazdı, yazıyor. İsmet Özel ise günlük politikalardan ziyade felsefi alt zemini tartışıyor. 

İsmet Özel’i salt AK Parti’nin politikalarına muhalefet etmiş gibi göstermek, onu başlangıçtan beri yanlış anlamak bile değildir. Bu kişiler ve çevreler İsmet Özel’i hiç okumamışlar veya okuduklarından hiçbir şey anlamamışlar. İsmet Özel’i alelade bir gazete fıkra yazarı zanneden kalabalık onlar. İsmet Özel hakkında kurabilecekleri, birkaç ezber cümleden ibarettir. (Solcu iken Müslüman olmuş, şair ve yazar vs. derler. Solcu ile sosyalist arasındaki farkı bile bilmezler). 

İsmet Özel, o aşılamamış kitabı Üç Mesele’de Müslümanların (İslamcıların) teknik, medeniyet ve yabancılaşma anlayışını tenkit eder. Bu kitapta Sezai Karakoç’un medeniyet anlayışı da nasibini alır eleştiriden. Yeni Devir’de yayınlanan yazılardan meydana gelen Zor Zamanda Konuşmak’a bakınız. Kültür ve dini anlama, yorumlama konusunda “genel”den ayrıldığı ve tenkit yönelttiği çok yer vardır. Hakeza Millî Gazete ve Yeni Şafak’taki yazılar da “iç”e dair çok eleştiri içerir. Bu yazılarda eleştiri okları İsmet Özel’in içinde bulunduğu o büyük camiaya yönelirken Özel de nasibini alır. Yani yazar kendini de eleştirmiş olur. 

Kültür, edebiyat ve şiir merkezli eleştirilerinden ayrıca söz etmek gerekir. Nice genç şair, şiirimi yeter ki İsmet Özel eleştirsin diye dört gözle beklemiştir. 

Son 20 yıldır bazı AK Partili troller (içlerinde akademisyen, gazeteci ve televizyoncular da var) İsmet Özel’i tenkitten öte hakaret etmek için bahane arıyor ve buluyorlar da. Yazısının veya konuşmasının ‘işe yarar bir yerinden’ tutarak eleştiri bile denilmeyecek yaveleri paylaşıyorlar. Böylece büyük şair ve düşünürü “eleştirerek” kendilerini onun hizasına getiriyorlar. Sezai Karakoç vefat ettiği için ona bir şey diyemiyorlar. Fakat İsmet Özel’e saldırmanın dayanılmaz hafifliğini yaşıyorlar. Bekliyorlar ki İstiklâl Marşı Derneği’nden veya İsmet Özel’den bir cevap gelsin. O zaman başları göğe değecek. Zannediyorlar ki İsmet Özel onları takip ediyor. 

Kültür ve Sanat Büyük Ödülü

Bu makaleyi öncelikle sosyal medyada Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri üzerine yazdığım bir mesajdan dolayı arayanlar için kaleme aldım. Söz konusu notta: “Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü İsmet Özel’e verilmediği müddetçe ödül ihdası amacına ulaşmış sayılmaz” dedim.

Bu konuda dayanağım, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ödül töreninde söylediği, “Her alanda olduğu gibi Kültür ve Sanat konusunda da kimsenin dünya görüşüne, siyasi tutumuna, yaşam tarzına bakmıyor; bu ülkeye, bu millete, bu topraklara aidiyet duyan herkesi baş tacı ediyoruz” sözleridir.

Bu açıklama gereği İsmet Özel’e çoktan Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü verilmesi gerekirdi. İsmet Özel’in ödül beklediği kanaatinde değilim. Bu konuda genel tavrını  biliyordum.

Söke’de bir ortaokula (teşebbüsümüz sonucu) “Şair İsmet Özel Ortaokulu” adını verince bizatihi görmüş oldum. Tabelayı astığımız günlerde İsmet Özel kalp krizi geçirdi. Çocukları, “Babamın böyle bir şeye rızası yoktur” dediler ve Aydın Millî Eğitim Müdürlüğü, tabelayı indirdi. Oysa okul bu yeni isimle iki aya yakın eğitim ve öğretim vermişti. (Geniş bilgi için bkz. Kâmil Yeşil: Birbirine Karışmayan İki Deniz: Sezai Karakoç ve İsmet Özel, Şule Yayınları.)

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Üyeleri (İskender Pala, Hülya Koçyiğit, -bir ara Orhan Gencebay, Murat Bardakçı-, Ümit Meriç, Mehmet Özçay, Hümeyra Şahin) bu zamana kadar edebiyat alanında Cahit Külebi, Turgut Özakman, Oktay Akbal, Yaşar Kemal, Sezai Karakoç, İskender Pala, Alev Alatlı, Rasim Özdenören, Mustafa Kutlu, Nuri Pakdil, İbrahim Tenekeci, Gürbüz Azak, Yavuz Bülent Bakiler, Nazan Bekiroğlu, Attila İlhan ve Fatma Barbarosoğlu’na ödül verilmesini takdir etmişler. Dikkat edilirse ödüllendirilenler içinde AK Parti’nin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın icraatlarına eleştiri getiren (yaşasaydı onaylamadığı gibi sert dille eleştirebilecek) kişiler de var. Bu liste 2024 ödül töreninde Erdoğan’ın söylediklerini, yani siyasi tutumuna değil, Türk kültürüne hizmetine baktıkları açıklamasını doğruluyor.  

Bu açıklamaya göre ödülün kapısı İsmet Özel ile açılmalı değil miydi? 

İsmet Özel kendisine tevdi edilecek Büyük Ödül’ü reddedebilir diye düşünenler olabilir. Ben İsmet Özel’in nezaketi ve millete olan saygısı sebebiyle ödülü kabul edeceğini düşünüyorum. Belki sağlık sorunları sebebiyle ödül törenine katılamayabilir. Nitekim Mustafa Kutlu da katılamamış, fakat aileden bir vekil göndermişti. Yapılacak bir akademik incelemede tevdi edilen ödüller arasında İsmet Özel’in olmamasını açıklayamaz Cumhurbaşkanlığı.

Zaten bu tasarrufun bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ait olduğunu düşünmüyorum. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Kurulu bu eksikliğini tamamlamak durumundadır.

Bu ödül, Cumhurbaşkanı’nın sözlerini doğrulayacak, İsmet Özel’in icraatlarla ilgili eleştirilerinin ‘sorun olmadığı’ gösterilmiş olacak ve ihdas edilen ödüller prestij kazanacaktır.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.