İsrail Dördüncü Defa Seçime Gider mi?

İsrail Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin, 61 milletvekilinin desteğiyle hükümet kurma görevini Benny Gantz’a vermişti. Mavi-Beyaz ve Evimiz İsrail’in öncülüğünde, çoğunluğu Arap vekillerden oluşan Birleşik Liste’nin ve İşçi Partisi-Meretz-Gesher partilerinin oluşturduğu sol ittifakın Netanyahu’yu siyasi sahnenin dışına itme ihtimali konuşulurken beklenmedik bir şey oldu. Benny Gantz, Netanyahu’yla prensipte anlaştığını ilan ederek birlikte ittifak kurduğu Yeş Atid (Gelecek Var) ve Telem partileriyle yollarını aniden ayırdı.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

İsrail, yetmiş iki yıllık tarihinde ilk defa bir yıl içerisinde üst üste üç kez sandığa gitti. Sebep; Nisan ve Eylül 2019 seçimlerinde partilerin koalisyon konusunda bir anlaşmaya varamamasıydı. Mart 2020’deki seçimler sonrasında da İsrail istisnasız her seçim sonrası dönemde olduğundan daha zorlu bir koalisyon sürecinden geçiyor. Süreç oldukça hızlı bir kulis siyaseti ve öngörülemeyen ittifak dağılmalarının gölgesinde ilerliyor. Diğer yandan COVID-19’un yarattığı olağanüstü hâl yolsuzlukla başı dertte olan Binyamin Netanyahu’ya manevra alanı açıyor.

Korona krizi tüm ülkelerde olduğu gibi İsrail’de de gündemi tamamen değiştirdi. Mart’taki seçim süreci ve hemen sonrasında siyasetçilerin ortak gündemi 13 yıldan uzun süredir Başbakanlık yapan Binyamin Netanyahu’nun İsrail siyasetindeki hegemonyasının sona erdirilmesiydi. Farklı zeminlerden gelen İsrailli siyasetçilerin bunu yapabilmeleri kolay olmasa da Binyamin Netanyahu’nun çok farklı fraksiyonları birbirlerine yakınlaştırdığına şüphe yok. Nisan 2019’dan bu yana, Mavi-Beyaz İttifakı lideri Benny Gantz ve Evimiz İsrail Partisi Genel Başkanı Avigdor Liberman’ın hamle ve söylemlerindeki ortaklaşma bunun bir göstergesi.

Son bir buçuk yıldaki kıyasıya mücadele, sağ ve sol çizgide bambaşka tabanlara seslenen İsrailli siyasetçilerin Başbakan Netanyahu’yu alt etmeye dönük kararlılığının bir göstergesi. Diğer yandan Binyamin Netanyahu İsrail gibi dünyanın belki de en kaygan siyasi zeminine sahip ülkesinde, kuruluşundan bu yana en uzun süre başbakanlık yapmış isim. Dolayısıyla bu süreç diğer siyasiler için planladıkları ittifaklarla ilerlemeyecek gibi görünüyor.

Üç Seçimlik Sürecin Başlangıcı

Her şey 11 Kasım 2018’de Hamas’a yönelik bir kara operasyonu sırasında İsrail özel kuvvetler mensubu bir askerin öldürülmesi üzerine Binyamin Netanyahu’nun Paris’teki önemli toplantısını bırakıp apar topar İsrail’e döndüğü sıralarda başladı.

İsrail’e dönüp Hamas’la ateşkes sağlayan ve henüz bir hafta önce Katar’dan gelen yardımın Gazze’ye girişine izin vermiş olan Netanyahu ciddi bir eleştiri yağmuruna tutuldu. Aynı süreçte sessiz sedasız bu operasyonu planlayan Netanyahu hükümetinin Savunma Bakanı Avigdor Liberman, hassas koalisyon dengelerini sarsacak şekilde istifa etti. Bir süre sonra Eğitim Bakanı Naftali Bennett ve Adalet Bakanı Ayelet Shaked de istifalarını vererek Netanyahu’yu erken seçime zorladı. Netanyahu’nun başbakanlık ettiği otuz dördüncü hükümet, dönemin Savunma Bakanı Avigdor Liberman’ın planlamasında düzenlenen esrarengiz bir operasyonun kıvılcımlarıyla alev aldı. Operasyonun planlanmasından deşifresine, hemen ardından Liberman ve koalisyondaki en sağcı bakanların istifasına dek bu gerilimli tırmanış Liberman’ın Netanyahu karşısındaki tavizsiz tutumunun başlangıcı oldu. Liberman’ın bu başarısız süreci tasarlamış olabileceğine dair soru işaretleri Nisan ve Eylül 2019 seçimlerinden sonraki Netanyahu karşıtı açık tutumuyla birlikte yerini ciddi şüphelere bıraktı.

Liberman, Harediler ve Araplar

Avigdor Liberman’ın istifası ve 2019’daki iki seçim sonrasında Netanyahu’ya karşı tavizsiz tutumu, siyaseten pastadan daha fazla pay almanın ötesinde bir motivasyona işaret ediyor. Koalisyona yanaşmayarak ülkeyi üç defa seçime zorlayıp herhangi bir çözüm önerisinde bulunmaması, Netanyahusuz bir Likud arayışının en büyük göstergesi. Diğer yandan Netanyahu’ya karşı hükümet kurabilmesi için Gantz’ın Arap ve solcu vekillerle işbirliği yapmasını destekleyen de yine Liberman. Bu tarz bir koalisyona girebilmiş olmasının Netanyahu’nun hegemonyasına açıktan savaş açması dışında bir açıklaması yok.

Kasım 2018’deki istifasından sonra İsrail’deki seküler kesimin sözcülüğüne soyunan sağcı siyasetçi, İsrail’in kuruluş yılı olan 1948’den bu yana ultra-ortodoks (Haredi) Yahudilere tanınan ayrıcalıkların sonlandırılması ve bu kesimin de askerlik yapmasına dair kanun teklifinin yasalaşması gerektiğini tavizsiz bir söylemle dile getirmeye başladı. Diğer yandan Liberman’ın dindar karşıtı söylemi yalnızca Haredilerin askerliğe alınmasından ibaret değil. “Yahudi bir devlete evet, Halaka (İbr. Yahudi şeriati) devletine hayır!” sloganı merkezinde yürüttüğü seçim kampanyalarında Liberman, eğer bir şey yapılmazsa Haredilerin herkesi şabatta hayatı durdurmaya ve kipa takmaya, yani şeri bir düzende yaşamaya zorlayacağını söyledi.

Aynı anda İbranice ve Rusça yürüttüğü seçim kampanyalarında Liberman’ın kemik tabanını oluşturan seküler Ruslar, İsrail seçmeninin %15’ini oluşturuyor. Eski Sovyet coğrafyasından 1970’lerde İsrail’e göç eden ve Ortodoks dini otoritelerce Yahudiliği son derece tartışmalı olan bir grup. Bu kesimin Yahudi olmadığı ve Yahudiliğe ihtida etmesi gerektiği de ultra-Ortodoks Yahudilerin her fırsatta gündeme getirdiği bir mevzu. Çözümü pratikte imkânsız hâle gelen bu sorun, Rusların nüfus oranı da hesaba katıldığında İsrail’deki sekülarist söylemin kurucu bir unsuru. Siyasi söylemini bu tarz bir seçmen tabanında kurgulayan Liberman, Nisan 2019’daki ilk seçimden Mart 2020’deki üçüncü seçime oyunu %1.7 oranında artırdı.

Gantz Bir Alternatif mi?

İsrail siyasetinin en ilginç yönlerinden biri, ömrünü sahada geçiren askerlerin siyasete girdiklerinde, laf dalaşından başını kaldıramayan ve her fırsatta şahin güvenlik politikalarıyla oy toplayan siyasetçilere kıyasla daha makul bir imaj çizmeleri. Bu durum -en azından siyaset sahnesine ilk çıktığı dönemde- İsrail’in eski genelkurmay başkanı Benny Gantz için de geçerli oldu.

Sol çizgideki Yeş Atid ve merkez sağdaki Telem Partileriyle Mavi Beyaz İttifakı’nı kurmadan önce Gantz’ın Aralık 2018’de kurduğu parti için seçtiği isim Hosen leYisrael, İsrail’in Direnci, Netanyahu’nun müzakereye alan bırakmayan katı çizgisine karşı, dayanıklılık kadar esnekliği de içeren bir siyasi tavrı vurguluyordu. Bu esneklikle bir arada dayanıklılık vurgusu Gantz’ın Filistinlilere karşı daha insani bir tutum benimseyeceğine dair yorumları beraberinde getirmişti. Zira Nisan 2019’da ilk seçim sürecinde Gantz, Yüzyılın Anlaşması’nda Ürdün Vadisi’nin ilhakı gibi bazı meselelere Netanyahu’nun fırsatçı tavrına kıyasla daha mesafeli yaklaşıyordu. Ancak ilk seçim döneminden üçüncü seçim dönemine değişen şeylerden biri de, Benny Gantz’ın söylemindeki sertlik oldu.

Nisan 2019’daki seçimlerin ardından bir koalisyon kurulamaması ve ikinci defa seçimlere giden süreçte Benny Gantz “bir barış anlaşması olursa Ürdün Vadisi’nin İsrail’de kalacağını” açıklayarak daha önceki “tek taraflı ilhak hamlelerinin, İsrail’in Ürdün ve Mısır’la ilişkilerine olduğu kadar Filistin liderliğine de zarar vereceğine” dair söylemlerinden sert bir şekilde geri adım attı. Ayrıca Donald Trump’ın barış planını her defasında Netanyahu’ya destek olarak değerlendirip kendini mevcut ABD yönetiminden soyutlayan Gantz, 8 Ocak’ta “Yüzyılın Anlaşması’nın ilan edilmesi seçim sürecine derinden bir müdahale olacaktır” şeklinde bir açıklama yapmıştı. Ancak bu sözlerinin üzerinden iki hafta geçmeden, Donald Trump’ın davetini kabul ederek ABD’ye gitmesine de bir haftadan az bir süre kala 21 Ocak’ta İsrail işgali altındaki Ürdün Vadisi’ndeki bir turu esnasında “umarım plan bir an önce açıklanır” diyerek ciddi bir dönüş yaptı.

27 Ocak’taki Amerika ziyareti öncesinde, seçilirse Ürdün Vadisi’ni ilhak edeceğine dair söylemleri, solcu İsrailliler tarafından Netanyahu’nun tuzağına düşmek olarak yorumlanırken, Yahudi yerleşimciler Gantz’ı samimi olmamakla itham etti. Nihai olarak ABD ziyaretinde Donald Trump’a “benimle de rahatlıkla çalışabilirsin” imajı vermeye çalışan Gantz’ın görüşmeden sonra “[Ürdün Vadisi’nin ilhakını] gerçekleştirebilecek birisi varsa o da benim” açıklaması, oylarına talip olduğu sağ kesimde ilgi görmedi. Üçüncü seçime giden süreçte Benny Gantz’ın güç geçtikçe Netanyahu çizgisine kayması aslında Mavi-Beyaz İttifakı’nın alternatifliğinin zayıflamasıyla sonuçlandı. Son seçim sonuçları da gösterdi ki, günün sonunda birisi Netanyahu olacaksa, bunun için en uygun isim muhtemelen Netanyahu’nun kendisidir.

Bunu görmüş olacak ki Mart’taki seçim sonrasında Benny Gantz, hükümet kurma görevini alabilmek için çoğunluğunu Arap vekillerin oluşturduğu Birleşik Liste ve İşçi Partisi, Meretz ve Geşer Partilerinin oluşturduğu sol ittifakın desteğini almayı tercih etti, üstelik aşırı sağcı bir siyasetçi olan Avigdor Liberman’ın desteğiyle. Hükümet kurmasına nerdeyse kesin gözüyle bakılan bu koalisyonun uzun süreli olup olmayacağı tartışılırken beklenmedik bir şey oldu ve Binyamin Netanyahu korona virüsünün İsrail’de yayılma hızına bakarak sokağa çıkma ve toplanma yasağı ilan edeceğini duyurdu. Meclis başkanlığının da kendi partisi Likud’un elinde olduğu bu süreçte Netanyahu, meclis başkanı seçimini askıya alarak koalisyon kurma süreçlerini baltalayabileceğinin açık sinyallerini verdi. İsrail’de koronaya rağmen protestoların başlaması riskini göze alsa da Netanyahu içeride ve dışarıda büyük krizler aşarak inşa ettiği tahtını kolayca bırakmayacağını göstermiş oldu.

Netanyahu’nun Uluslararası Arenadaki İç Siyasi Hamleleri

“Ortadoğu barışı” için 1970’ler boyunca ABD, İsrail ve bazı Ortadoğu ülkeleri arasında mekik dokuyan ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’a göre “İsrail’in bir dış politikası yoktur; [var olan yalnızca] iç siyasettir.” İsrail’in siyasi düzleminde siyasetçilerin popülerlikleri iç siyasetteki performansları kadar ABD ve Rusya gibi güçlerle kurup geliştirebildikleri ilişkileriyle de yakından bağlantılı. Koltuğu bir buçuk yıldır sallanan Başbakanı Netanyahu’nun son üç seçim sürecinin üçünde de Donald Trump ve Vladimir Putin’le poz verdiği fotoğraflarla Tel Aviv gökdelenlerini süslemesinin muhtemelen başka bir açıklaması yok.

Son bir yıl içerisinde İsrail başbakanı hem ABD hem de Rusya’yı defalarca ziyaret etti ve hemen her defasında da devlet başkanlarıyla uzun görüşmeler yaptı. “Yüzyılın Anlaşması”nın ilanı sırasında Washington’da yaptığı konuşma kadar Rusya’yla Putin nezdinde de bir diplomasi yürüterek, Rusya’da uyuşturucu kaçakçılığından tutuklanan İsrail vatandaşı Naama İssachar’ın serbest bırakılmasını sağlaması da Netanyahu’ya oy kazandıran hamleler oldu.

11 Aralık’tan 2 Mart’a uzanan üçüncü seçim sürecinde Netanyahu’nun tek derdi seçim kazanmak değildi. Aynı süreçte dokunulmazlık arayışlarından vazgeçerek görevi başındayken hâkim karşısına çıkan ilk başbakan olmayı kabul etti. Kendisine yöneltilen ciddi dokunulmazlık suçlamalarına rağmen 29 Ocak’ta Yüzyılın Anlaşması’nın mevcut hâliyle açıklanması Netanyahu açısından en büyük kurtarıcı oldu. En başta Netanyahu’nun uluslararası arenadaki görünürlüğü ve İsrail’in işgal ettiği toprakları ilhak ederek sınırlarını genişletme planına ABD’den destek bulması, üçüncü seçimlerde oylarını %3,6 oranında, bir önceki seçime kıyasla üç sandalye artırmasına sebep oldu.

Uluslararası tanınırlık meselesinin her ne kadar popülist bir yanı olsa da bu unsurun İsrail toplumundaki etkisinin diğer toplumlardan daha fazla olduğu varsayılabilir. Zira, İsrail kuruluşundan bu yana meşruiyet ve tanınırlık sorunu yaşamış bir devlet. Hâlen kendi çizdiği haritalarla uluslararası toplumun tanıdığı sınırları arasında büyük bir fark var. 1967’de işgal ettiği Kudüs’ü 1980’de başkenti ilan etmesine rağmen birkaç devlet hariç İsrail’in başkenti olarak Kudüs’ü kimse tanımıyor. Bu tarz tanınmama durumları İsrail için yeni bir şey olmamakla birlikte, toplumsal hafızaya iyiden iyiye işlemiş bir motif. Dolayısıyla, İsrail’in uluslararası camiada tanınırlık kazanmasının iç siyasetteki etkisi oldukça büyük ve Kissinger’ın gözlemlerini haklı çıkarıyor.

Her ne kadar meşruiyeti olmasa da İsrail eğitim sisteminde ve resmî kurumlarında işgal altındaki Batı Şeria İsrail’in toprağı olarak görülüyor ve burada yaşayan Filistinlilerin herhangi bir görünürlüğü yok. Diğer yandan dünya kamuoyunun işgale tepki gösteriyor olması da İsrail toplumunun sağcı tabanının katılığını “hayati bir tehdit” olarak besliyor. Binyamin Netanyahu ise bu noktada “tüm düşmanlıklara göğüs geren ve her şeye rağmen İsrail’e küresel destek bulabilen güçlü lider” imajıyla birlikte toplumsal desteğini artırabiliyor. Buna ek olarak Netanyahu’nun karıştığı tüm yolsuzluklara rağmen ciddi bir toplumsal desteği koruyabilmesinde, 1996’dan 2020’ye uzanan siyasi kariyerinde İsrail’i tarım ürünleri ihraç eden bir ülkeden, dünyanın her yerinden teknoloji yatırımı çekebilen bir ülke konumuna getirmesi önemli bir rol oynuyor.

Zayıf Koalisyon ya da Dördüncü Seçim

2 Mart’taki seçim sonuçları koalisyon ihtimallerini Likud, Mavi-Beyaz ve Evimiz İsrail üçlüsüne sıkıştırmış durumdaydı, önceki seçimlerde de olduğu gibi. Seçim sonuçlarının aritmetiği, geçen seçime kıyasla %1,3 oy kaybının karşılığında bir sandalye kaybetmesine rağmen Avigdor Liberman’ı koalisyon süreçlerinin merkezine koyuyordu. Bunun temel sebebi de, haredi partiler koalisyon süreçlerinde cüzzamlı muamelesi görürken, Birleşik Liste gibi Arap ağırlıklı ittifaklarla koalisyona girmenin meşruiyetinin sağcı siyasetçilere bağlı olması yani Arap vekillerin makbul olup olmadığına, siyasi işlevlerine göre sağcı siyasetçilerin karar vermesiydi. Yine de Arap vekillerin yer aldığı partilerle kurulan herhangi bir koalisyonun da “terör koalisyonu” olarak yaftalanması çok yüksek bir ihtimaldi. Bütün bu süreçte Netanyahu’yu taviz vermeden koalisyondan dışlayan Liberman’ın yaklaşımı İsrail’i üç defa seçime götüren siyasi bir kangrene dönüştü. Zira Likudsuz bir koalisyonun da bir süre sonra ipini çekmeyeceğinin hiçbir garantisi yoktu.

Bu süreçte Gantz ve Liberman Netanyahu’ya karşı durabilmek için Birleşik Liste ve sol ittifakın desteğine muhtaç kaldı. Liberman gibi şahin bir siyasetçinin Arap desteğine ses çıkarmayarak meşruiyet kazandırmasının ardından 16 Mart Pazartesi İsrail Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin, 61 milletvekilinin desteğiyle hükümet kurma görevini Benny Gantz’a verdi. Ancak mevcut manzarada Mavi-Beyaz ve Evimiz İsrail’in öncülüğünde, çoğunluğu Arap vekillerden oluşan Birleşik Liste’nin ve İşçi Partisi-Meretz-Gesher partilerinin oluşturduğu sol ittifakın desteklediği bir azınlık hükümeti kurulsa da uzun ömürlü olmayacağı konuşulan bir durumdu.

Korona Günlerinde Anayasa Krizi

İsrail’deki siyasetçilerin yüzleşmek zorunda olduğu tek gerçeklik, Netanyahu’nun siyasi ömrünü uzatma planları değil. Koronanın İsrail’de hızla yayılması, çeşitli siyasi planları beraberinde getirmişe benziyor. 4 Nisan itibariyle İsrail’deki vaka sayısı 8000’e dayanmış durumda. Buna mukabil İsrail kamusal alanda ciddi önlemler uyguluyor. Sınırlar tamamen kapatıldı ve diğer ülkelerdeki ortak önlemlere ek olarak iç güvenlik örgütü Şinbet Korona hastalarının cep telefonlarını izlemeye aldı. Karantina kurallarına uymayanlara da yüksek para cezaları getirildi. Ayrıca Binyamin Netanyahu’nun yolsuzluk suçlamasıyla 17 Mart’ta yapılması gereken ilk duruşması da diğer tüm duruşmalarla birlikte iki aylığına ertelendi. Ultra-Ortodoks Yahudilerin korona önlemlerini uygulamama konusundaki sert tutumlarının üzerine bu kesimin yaşadığı bazı mahalle ve şehirlerin dışarıyla trafiği kesildi.

Bir yandan koronaya karşı sert önlemler alan Netanyahu demir yumruğunu kendi lehine de kullanmayı ihmal etmiyor. Netanyahu süreçten dışlandığı koalisyon görüşmelerinin başlamak üzere olduğu Mart ortalarında Knesset’in toplanmaya ara vermesi gündeme gekdi. Milletvekillerinin yeminlerini tamamlamasından sonra Likud üyesi Knesset Başkanı Yuli Edelstein, Korona tehdidine işaret edip oturumu kısa tutarak alt komiteler ve yeni bir Knesset sözcüsünün seçilmesine, böylelikle de çoğunluk desteğini alan Mavi-Beyaz’ın meclisin kontrolünü ele geçirmesine engel oldu. Knesset’in de dört gün sonra yeniden toplanabileceğini söyledi. Bu durum hâliyle Mavi-Beyaz İttifakı’nın lideri Benny Gantz ve destekçilerinde ciddi tepkiye yol açtı. Gantz derhal anayasa mahkemesine başvuracaklarını söyledi. Bu tepki Knesset’in Pazartesi günü toplanacak olmasından ziyade, farklı bir senaryonun uygulanma ihtimaline yönelikti. Zira Netanyahu ve etrafındakiler Korona virüsünün her an kontrolden çıkabileceğini söyleyerek sokağa çıkma yasağı ilanının sinyallerini verdiler. Böyle bir hamle hem Knesset’in açılışı hem de İsrail Anayasa Mahkemesinin duruma müdahalesini belirsiz bir zamana öteleyerek, uygun şartlarda kurulabilecek Netanyahu karşıtı bir koalisyona karşı Netanyahu’ya otokratik bir kontrol imkânı sunuyordu. Hukuki açıdan bakıldığında bu müdahale İsrail’i en büyük anayasal krizlerinden birinin eşiğine getirdi.

Bu ortamda iki senaryo öne çıktı. Daha zayıf olan senaryo Netanyahu’nun olağanüstü hâl ve sokağa çıkma yasağı ilan etmeden Benny Gantz’ın Arap vekiller ve solcu ittifakla heterojen bir koalisyon kurmasıydı. Ancak Arap vekillerin desteğiyle kurulan bir koalisyonla Yüzyılın Anlaşması gibi bir planı uygulaması oldukça zordu. Ürdün Vadisi’nin ilhakı hayal bile edilemezdi. Bu tarz krizler de İsrail hükümetinin ya Amerika’nın desteğini ya da koalisyonun gidişatını ilk fırsatta gözden geçirmesini gerektirecekti. Düşük ihtimalle de olsa böyle bir hükümetin Amerika’nın desteğini gözden geçirmesi demek, ileride bir türbülans bekleyen İsrail ekonomisinde ciddi hasarlara yol açabilirdi ki bu hiçbir siyasetçinin alamayacağı bir risktir. Dolayısıyla, bu tarz bir koalisyon kısa vadede mümkün olsa da orta-uzun vadede sürdürülebilir değildi. İkinci ve daha muhtemel senaryo ise Netanyahu’nun birkaç ay sokağa çıkma yasağı ilan etmesi ve bu süreçte de kendi kurtuluş senaryolarına dönük adımlar atmasıydı. Bu seçenek o süreçte sivil bir darbe olarak adlandırılsa da Netanyahu’nun oy arttırarak birinci çıktığı bir seçim sonrasında kendine karşı bir koalisyona izin vermeyeceği açıktı. Diğer yandan korona tehdidine işaret ederek kendi partisi Likud ve en yüksek oy alan ikinci parti Mavi-Beyaz’ın koalisyonuyla bir ulusal birlik hükümeti ihtimalini sık sık dile getirmekteydi. Mavi-Beyaz Başkanı Benny Gantz bu senaryoyu birkaç defa reddetse de 26 Mart günü meclis başkanı seçilmeyi kabul ederek Binyamin Netanyahu’yla koalisyon kuracağını ilan etmiş oldu. Bunun üzerine Mavi-Beyaz İttifakı dağılsa da Benny Gantz, İsrail’i dördüncü defa seçime götüren siyasetçi yaftasınu yemekten kurtulmuş oldu.

Gelinen noktada koalisyonun nasıl işleyeceği (dört senede dönüşümlü başbakanlık olacakmı?) ya da Binyamin Netanyahu’nun 24 Mayıs’taki duruşmasına dek dokunulmazlık alıp alamayacağı henüz net olmasa da sürecin kazananının Netanyahu olduğu su götürmez bir gerçek. Sadece Benny Gantz’a kabinenin yarısını vererek Gantz’ın eski ittifaklarını tekrar kurulamayacak şekilde tırpanlaması bile kendisine karşı yükselen bir dalgayı parçalamış olması açısından büyük kazanç sağladı. Artık en büyük rakibi Gantz daha yalnız ve bu yalnızlığın da telafi edilmesi çok zor. Korona’nın da etkisiyle İsrail siyasetinin bir süre stabil duruma geçmesi muhtemel. Bu sükunette de Netanyahu’nun yolsuzluktan yargılanmayı hale yola koyması ve korona sürecinden başarılı bir çıkış stratejisi geliştirebilirse eski gücüne güç katması muhtemel görünüyor.

Konuyla İlişkili Diğer Yazılar:

İsrail’in Seçim Döngüsü ve 2 Mart Seçimleri / SELİN NASİ

Doğu Akdeniz’de Küresel Rekabet / MİTAT ÇELİKPALA

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.