Küresel Güney’in Dünya Siyasetine Getirdiği Potansiyeller ve Riskler

Günümüz dünyasının yaşadığı iklim ve göç krizi gibi çeşitli krizler göz önüne alındığında, dünya jeopolitiğinin sadece ülkeler ve yükselen güçler üzerinden düşünülmesi sınırlayıcıdır. Bu krizlere bulduğumuz çözüm yolları sadece devletleri değil insanları ve doğayı da öncelediği sürece Küresel Güney’in dünya düzenini olumlu yönde dönüştürme potansiyeli vardır.

küresel güney

Özellikle son yıllarda kamusal söylemde daha sık duymaya başladığımız Batı-sonrası yeni dünya düzeni tartışmalarında Hindistan, Brezilya, Güney Afrika gibi yükselen güçleri tanımlamak için kullanılan Küresel Güney, uzun zamandır üzerinde farklı tartışmaların olduğu bir terimdir. Bu bağlamda, terimin akademik alandaki özellikle iki kullanımı üzerinde durmanın ve bu kullanımların günümüz dünya siyasetini anlamadaki potansiyelleri ve riskleri üzerinde düşünmenin önemli olduğu kanısındayım.

 

İlk olarak, terimin günümüzdeki bir kullanım şekli, Soğuk Savaş döneminde başlayan ve günümüzde de devam eden Bağlantısızlar Hareketi’nin (Non-Aligned Movement) bir uzantısı olarak düşünülmesidir. Bu kullanımda Bağlantısızlar Hareketi’nin sadece Soğuk Savaş’ın iki kutuplu dünya düzeninden farklı otonom bir anlayış geliştirmesi değil, aynı zamanda dünya düzeninin değişimi için gösterdiği inisiyatiflerden bahsetmek mümkündür. Nitekim, 1960’lardaki Bağlantısızlar Hareketi’nin başlangıç noktası 1955 yılında düzenlenen Bandung Konferansı’dır. Bandung Konferansı ve öncesinde yapılan Asya-Afrika ülkeleri konferanslar dizisinin amacı, dekolonizasyon sürecinin tamamlanması ve bununla birlikte yeni bağımsızlığını kazanan ülkelerin siyasi ve ekonomik konumlarının uluslararası düzende iyileştirilmesidir. Birleşmiş Milletler bünyesinde kurulan Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) ve G-77 oluşumu ile Yeni Uluslararası Ekonomik Düzen (New International Economic Order, NIEO) söylemi bu dayanışma anlayışının devamıdır. Bu oluşum, uluslararası ekonomik sistemdeki ekonomik bağımlılığın sona erdirilmesi için gelişmekte olan ülkeler tarafından önerilen bir dizi reform çalışmalarını içerir. Yani Üçüncü Dünya terimi, çoğunluğunu oluşturan Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleri tarafından sadece Soğuk Savaş bağlamında kullanılmamış, dekolonizasyon sürecinin tam bir şekilde gerçekleşmesi için gösterilen dayanışmanın ve işbirliğinin kendisini tanımlar hale gelmiştir.

 

Özellikle 1980’li yıllar itibarıyla ve 1990’lı yıllardaki Doğu Asya ülkelerinin ekonomik yükselişi, politik bir söylem olarak Üçüncü Dünya teriminin kullanımı ile ilgili soruları gündeme getirmiş ve böyle bir oluşumun Soğuk Savaş sonrası dünya düzeninde devamlılığı sorgulanmıştır. Nitekim gelişmekte olan ülkelerin dekolonizasyon süreci ve sonrasında gösterdiği dayanışmacı ve işbirlikçi yaklaşım 1990’lı yıllar ile birlikte kimi gelişmekte olan ülkelerin ekonomik ve siyasi konumlarını güçlendirmeleri ile birlikte sekteye uğramıştır görüşleri hâkimdir. Bu bağlamda, Güney ve/ya Küresel Güney terimlerinin kullanımının gerekçesi bir Soğuk Savaş terimi olan Üçüncü Dünya’nın yerine daha uygun olduğudur. Diğer bir nokta ise özellikle küreselleşme ile birlikte artık politik ya da ekonomik tek bir parametrenin dünya düzenindeki mevcut güç hiyerarşilerini ve eşitsizliklerini tanımlayamamasıdır. Bundan dolayı, Küresel Güney daha geniş bir anlamda dünya düzenini şekillendiren uluslararası siyasi ve iktisadi hiyerarşilerin altlarında konumlanan ülkeleri tanımlamak için kullanılmaya başlanmıştır. Ancak bu kullanım özellikle günümüz dünyasında kendi içinde yeni dinamikleri de beraberinde getirir.

 

Birincisi, siyasi ve ekonomik dünya düzeni içinde hiyerarşik olarak en üstte konumlanan ‘Batı’ (Kuzey Amerika ve Batı Avrupa) dünyası dışında kalanlar ve görece olarak daha güçlü olan Çin, Hindistan, Brezilya gibi ülkelerin Küresel Güney olarak düşünülmesidir.¹ İkincisi ise, bu kullanım ile bağlantılı olarak aslında bu devletlerin dünya düzenini kendi çıkarları doğrultusunda değiştirmeyi hedeflemeleridir. Nitekim günümüz dünya siyasetindeki en önemli tartışmalardan biri Çin ve Hindistan gibi devletlerin Batı dünyasının konumunu ne derece değiştirip kendilerine dünya siyasetinin siyasi ve ekonomik yapılarında daha üst yerler edinebilecekleri ile ilgilidir. Özellikle son 10 yılda ortaya çıkan Güney-Güney işbirliği anlayışı bu dönüşüm ile de yakından bağlantılıdır. Çin ve Hindistan’ın Afrika’da artan etkinliğini, dünya düzeni içinde kendi jeopolitik ve ekonomik konumlarını yükseltmek şeklinde yorumlamak mümkündür.

 

Bağlantısızlar Hareketi

 

Diğer yandan ise, günümüzde halen Bağlantısızlar Hareketi uluslararası düzlemde etkinliğini sürdürmektedir. Nitekim Bağlantısızlar Hareketi’nin 19’uncu zirvesi, Ocak 2024’te “Ortak Küresel Refah için Derinleşen İşbirliği” teması ile Kampala, Uganda’da gerçekleşmiştir. Bu oluşum uluslararası platformda aktif olarak öneriler geliştirir ve inisiyatiflerde bulunur. Örneğin, Bağlantısızlar Hareketi’nin Kapsamlı Nükleer Test Yasağı Anlaşması’nın (Comprehensive Nuclear Test Ban Treaty) müzakere edilmesine katkıda bulunan nükleer silahsızlanmaya yönelik sürekli çabaları mevcuttur. Nükleer silahsızlanma konusundaki diğer önemli girişimlerinden biri Nükleer Silahlardan Arındırılmış Bölgelerin (Nuclear Weapons Free Zones, NWFZ) oluşturulmasına dair önerilen bir dizi anlaşmadır. Bu anlaşmalar ile bölgesel devlet grupları kendi topraklarına nükleer silah yerleştirilmesini yasaklamak üzere yasal olarak bağlayıcı kararlar almış ve böylece günümüzdeki Beş Nükleer Silahlardan Arındırılmış Bölge ortaya çıkmıştır. Bu gibi girişimler göz önünde bulundurulduğunda devamlılığını sürdüren Küresel Güney ülkelerinin dayanışması ve işbirliği dünya düzenindeki kimi eşitsizliklerin ve bu eşitsizliklerin getirdiği ve getireceği birçok potansiyel çevresel ve insani riskin giderilmesi için önemlidir. Diğer bir deyişle, bir yandan dünya düzeninin kendi aleyhine değişimi için, diğer yandan ise tam olarak olmasa da uluslararası düzlemde eşitsizliklerin ve risklerin giderilmesi için Küresel Güney dayanışmasının araçsallaştırıldığı söylenebilir.

 

Bu noktada terimin akademik alandaki diğer kullanımı önem kazanmaktadır. Nitekim bu kullanım yeni dünya düzeni tartışmalarında önemli bir dinamiği gösterirken üzerinde yeterince durulan bir konu olmamıştır. Bu konu, günümüzde dünyanın karşılaştığı bir dizi krizin yönetilememesidir. Bunlar son 10 yılda daha çok etkilerini gördüğümüz çevre krizi, mülteci-insani krizler ve ekonomik-finansal istikrarsızlıklar olarak sıralanabilir. Dünyadaki mevcut ekonomik ve siyasi sistem sadece kimi ülkeleri değil aynı zamanda diğer özneleri de mağdur etmiştir. Bu durum ise bizi Küresel Güney teriminin diğer kullanımına götürür. Bu kullanımda mülteciler, yerli halklar, kadınlar, işçiler, çiftçiler, yerel üreticiler gibi özneler bir coğrafyaya bağlı olmaksızın küresel Güney’i oluşturur. Uluslararası İlişkiler yazınında bu kullanım için terim genellikle küçük harf (k) ile belirtilir. Nitekim, bu “küresel madunlar”² sadece dünyanın Güney coğrafyasında değil Kuzey’inde yani Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’da da bulunmaktadır. Bu kullanımda, Batı Avrupa’da yaşayan mülteciler ya da Kuzey Avrupa’daki yerli halklar da farklı şekillerde sistem ve sistemin yarattığı krizler nedeniyle mağdur olurlar.

 

Dayanışma Ağları

 

Örneğin, iklim krizinden etkilenenler, farklı yoğunlukta olmakla birlikte, hem Güney Amerika Amazon Ormanları’nda ya da Afrika’da yaşayan yerli halklar hem de Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’da yaşayan yerel üreticilerdir. Neoliberal ekonomik sistemin ve onun doğayı araçsallaştırma mantığının yarattığı iklim krizi, yerel halkları ve üreticileri sadece sosyo-ekonomik durumlarının bozulması tehlikesi ile değil, kıtlık ve yerel bilgilerin görmezden gelinmesi gibi yaşamsal değerlerinin yok olması ile de yüzleştirmiştir. Buna karşılık, özellikle 1980’li yılların sonlarından itibaren küresel ölçekte madunların oluşturduğu aşağıdan-yukarıya gelişen farklı dayanışma ağları ve sosyal hareketler ortaya çıkmıştır. Bu küresel ağlar ve hareketler insanların karşılaştıkları sorunların paylaşılması ve giderilmesi adına uluslararası örgütler ve sivil toplum kuruluşları gibi aktörler ile ortak platformların oluşturulması bakımından önemlidir. Örneğin, La Via Campesina; Asya, Afrika ve Avrupa gibi dünyanın farklı yerlerinde yaşayan yerel üreticilerin, yerli toplulukların ve tarım işçilerinin yerel örgütlerini koordine eden küresel bir ağdır. Bu hareket, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (Food and Agriculture Organisation, FAO) gibi uluslararası örgütler tarafından da tanınmakta ve sürdürülebilir tarım, yerel üreticilerin haklarının korunması gibi konularda faaliyetlerini sürdürmektedir.

 

Özellikle günümüz dünyasının yaşadığı iklim ve göç krizi gibi çeşitli krizler göz önüne alındığında, dünya jeopolitiğinin sadece ülkeler ve yükselen güçler üzerinden düşünülmesi sınırlayıcıdır. Bu açıdan kamusal alanda Küresel Güney’in küresel madunlara referansla kullanımını da dikkate almak zorunda olduğumuz kanısındayım. Nitekim yeni dünya düzenini şekillendirecek olan etkenlerden biri, günümüzde karşılaştığımız küresel krizlerin nasıl aşılacağıdır. Bu krizlere bulduğumuz çözüm yolları sadece devletleri değil insanları ve doğayı da öncelediği sürece Küresel Güney’in dünya düzenini olumlu yönde dönüştürme potansiyeli vardır.

 

__

¹Günümüzde Hindistan, Güney Afrika, İran, Suudi Arabistan Bağlantısızlar Hareketi’nin üyesiyken Çin, Brezilya ve Meksika gibi ülkeler gözlemci statüsünde yer almaktadır.

²Terimin “küresel madunlar” anlamında kullanımı için bkz. López, Alfred J. (2007). “Introduction: The (Post) Global South”. The Global South 1, no. 1: 1–11 ve Sousa Santos, Boaventura de (2012). “Public Sphere and Epistemologies of the South”. Africa Development 37, no. 1: 43–67.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.