Moskova Saldırısının Denklemindeki Bilinmeyenler Hep Bilinmez Kalabilir

Moskova, 22 Mart’taki saldırıdan sonra hangi tavrı nasıl alacağı konusunda zorlanacak. Çünkü tıpkı Batı ve ABD gibi saldırıdaki tek sorumluluğu IŞİD’e yüklerse ABD’nin en baştaki uyarısını ve bu uyarıya rağmen önlem almakta zorlandığını kabul etmiş olacak. Bu durum da seferberlikteki ülkesinin başkentini koruyamadığının ve ABD ve Batı’yla en azından istihbari ve diplomatik işbirliğine girmesi gerektiğinin kabulü anlamına gelecek.

moskova saldırısı

Rusya’nın başkenti Moskova’da 22 Mart’ta gerçekleştirilen ve 139 sivilin hayatına mal olan terör saldırısı, son dönemin en ilginç ve en çok bilinmeyenli saldırısı olma özelliğini taşıyor. Saldırıdan önce Rusya’daki vatandaşlarını terör tehdidine karşı uyaran ABD, bu saldırıyı IŞİD’in Afganistan, Pakistan ve Orta Asya’daki kolu IŞİD/Horasan’ın gerçekleştirdiğini düşünüyordu ki IŞİD ABD’yi yalancı çıkarmayarak saldırıyı üstlendi. Son dönemlerin en kanlı saldırılarına imza atan IŞİD/Horasan, son 3,5 yılda Afganistan’da 189, İran’da ise 100 kişiyi bombalı saldırılarla öldürmüştü. Yani ölmek ve öldürmek, örgütün ana kademesinde olduğu gibi Horasan kolunda da şaşırılacak şeyler değil.  

 

Saldırganların Tacik olması, hatırı sayılır bir Tacik göçmen nüfusa ev sahipliği yapan Rusya’da bir güvenlik krizi algısının oluşmasının da önünü açıyor. Öte yandan IŞİD/Horasan’ın etkinliğini artırması aynı zamanda bir “Tacik Terörist” kaynağını da beraberinde getiriyor. 2024’ün başında İstanbul’un Sarıyer ilçesindeki Santa Maria Kilisesi’ne yapılan ve bir kişinin hayatını kaybetmesine neden olan saldırıyı gerçekleştirilenlerden biri de Tacikistanlıydı. 

 

Çok Bilinmeyenli Denklem

 

Moskova saldırısıyla ilgili iddiaları ve şimdiye kadar ortaya çıkanları alt alta dizdiğimizde karşımıza şöyle bir toplam çıkıyor:

 

Saldırı, her boyutuyla “hassas” bir dönemde gerçekleşti. Öncelikle son dönemde Ukrayna cephesinde ilerleme kaydeden Rusya’nın can evinde gerçekleşen bu saldırı, savaştaki bir devletin kendi vatandaşlarının canlarını koruyabilme kapasitesini sorgulatır nitelikte. Ancak Ukrayna savaşıyla birlikte Rusya şehirlerinde güvenlik önlemlerinin sıkı tutulduğu da bilinen bir gerçekken asıl katliamın yaşandığı konser salonu ve çevresinde bu güvenliğin biraz “esnek” tutulduğu da anlaşılıyor. Kremlin’in, ayak sesleri işitilen ve uyarısı da Washington’dan yapılan bu saldırıya göz yumduğu gibi bazı komplo teorileri de saldırının hemen ardından dillendirilmeye başlandı. Ama çok az devletin kendi başkentinde bu çapta bir saldırıya “izin vereceği”, Rusya’nın ise o çok az devlet arasında olmadığı bu komplo teorilerini öne sürenler tarafından göz ardı ediliyor. Rusya’nın bu saldırıyı “bahane” yapacağı ve fırsattan istifade Ukrayna’daki savaşın şiddetini tırmandıracağı iddiaları ise gerçekçi değil. Zaten savaşta olan Rusya’nın daha şiddetli vurmak için böylesi bahanelere ihtiyacı yok. 

 

İkinci iddia saldırının Ukrayna tarafından planlandığına ilişkin. Moskova, saldırganların Ukrayna İstihbarat Başkanı Kirilio Budanov tarafından kiralandığına inanıyor (ya da dünyanın geri kalanını böyle inandığına inandırıyor). Saldırganların Ukrayna sınırına yakın Bryansk şehrinde yakalanmış olması buna delil olarak gösteriliyor. Bu mesajı alanların hemen ardından saldırganların katliamdan sonra Ukrayna’ya kaçacaklarına da inanmaları gerekiyor. Ancak Ukrayna tarafından kiralanmış tetikçilerin, yapay zekâ sistemleri ve akıllı kameralarla donatılmış bir yoldan ilerleyerek, üstelik saldırı bölgesine gelmek için kullandıkları aracın aynısıyla yine Ukrayna’ya dönecek olmaları da hayatın olağan akışıyla çok da bağdaşır nitelikte değil. Bu çapta bir “sahte bayrak” operasyonu kurgulayan bir istihbarat teşkilatının bütün planlarını boşa düşürecek şekilde bunu akıl edememiş olması mümkün olmayabilir. 

 

IŞİD’in özellikle Batı’da yaptığı benzer saldırılara göz attığımızda, saldırganların öldürebilecekleri kadar sivili öldürüp daha sonra güvenlik güçleriyle girdikleri çatışmalarda ölme üzerine plan yaptıklarını görüyoruz. Örneğin 14 Temmuz 2016’da bir kamyonu katliam silahı olarak kullanan IŞİD militanı polisle de çatışmaya girdi ve sonunda öldürüldü. 2017’de İngiltere ve İspanya’da yapılan saldırılarda da saldırganlar öldürülmüştü. 

 

Moskova saldırısının ardından militanların bu katliamı 5.000 dolar karşılığında yaptıklarına ilişkin iddialar da yayıldı. Katliamın boyutuyla beraber hesaplandığında oldukça düşük bir ödeme olduğuna kuşku yok. 2016’da İstanbul’da, Reina isimli eğlence kulübüne saldıran ve 39 kişiyi öldüren (Horasani kod adlı) Abdulkadir Masharipov’un evinde yapılan aramada 200.000 dolara yakın para bulunmuştu. Yani, paranın sınırı olmadığı terör sektöründe 5.000 dolara 139 kişiyi öldürecek militan(lar) bulmak kolay değil. 

 

Moskova, bu saldırıdan sonra hangi tavrı nasıl alacağı konusunda zorlanacak. Çünkü tıpkı Batı ve ABD gibi saldırıdaki tek sorumluluğu IŞİD’e yüklerse ABD’nin en baştaki uyarısını ve bu uyarıya rağmen önlem almakta zorlandığını kabul etmiş olacak. Bu durum da seferberlikteki ülkesinin başkentini koruyamadığının ve ABD ve Batı’yla en azından istihbari ve diplomatik işbirliğine girmesi gerektiğinin kabulü anlamına gelecek. Elbette bu işbirliği, Rusya’yı ve Rus emellerini “hayati düşman” olarak kabul eden Batı’nın bedavaya gireceği bir ticaret olmayacak. Rusya’nın şu aşamada böyle bir niyetinin olmadığını anlamak ise zor değil. Bu nedenle, IŞİD tehdidini kabul etmekle birlikte bu saldırının ABD/Batı’nın kollarıyla Moskova’yı hedef aldığını vurguluyor ve Ukrayna’daki “kritik” hedefleri vurmak için kullandığı seyir füzelerini Polonya semalarından geçirerek Kiev’e saplıyor. Üstelik Polonya’nın bu nedenle verdiği notayı umursamadı ve Rusya Büyükelçisi Polonya Dışişleri Bakanı’nın görüşme davetini reddetti. 

 

Sonuçta, kimsenin “kazanmadığı” bir saldırıda 139 sivil hayatını kaybetmiş oldu. Belki de olasılıklardan biri, Ortadoğu, Orta Asya ya da Batı Avrupa gibi kritik kavşaklarda bin çeşit aktörle işbirliği kurma yeteneği kazanmış, Kabil’de zaten Rus merkezlerini hedef almış, bir bombayla 100 İran vatandaşını öldürmüş, söylendiği gibi yüzde 100 edilgen olmayan ve kendi kararlarını kendisi de verebilen bir örgüt gölgesinin kendini tekrar var kılabilme girişimi olduğudur.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.